İçeriğe geç

Allah’ın Kaderinden Mi Kaçıyorsun?

    Hz. Ömer’in (radiyallahu anh) halifeliği dönemine Şam dolaylarında çok sayıda insanın ölümüne sebep olan bir veba salgını baş göstermişti. İlk çıkış yeri Filistin yakınındaki Amvas beldesi olduğu için bu salgın Amvas Vebası olarak meşhur olmuştur. Filistin’de başlayan salgın Şam bölgesine yayıldı ve hatta Basra’ya bile sıçradı. Hz. Ömer’in birkaç Şam ziyaretinden biri de bu vebaya denk geldi. Şam’a henüz girmemişken vebayı haber aldığından ashab-ı kiram ile istişare etti. Onlardan kimisi veba olan bir beldeye asla girmemesi gerektiğini, diğerleri yola bir amaç için çıktığını ve bu amaçtan dönmemesi gerektiğini söylediler.

    Hz. Ömer (radiyallahu anh), Medine’ye geri dönüş için hazırlıkların yapılmasını emretti. Bu karardan hoşlanmayan Ebu Ubeyde bin Cerrah ona, “Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun?” dedi. Hz. Ömer bu söze teessüf ederek, “Ey Ebu Ubeyde! Keşke bu sözleri senden değil de bir başkasından duysaydım. Evet, Allah’ın kaderinden yine onun kaderine sığınıyorum. Senin develerin olsa bir tarafı verimli, diğer tarafı da çorak bir vadiye inseler ve sen verimli yerde otlatsan Allah’ın kaderiyle otlatmış; çorak yerde otlatsan yine O’nun kaderiyle otlatmış sayılmaz mıydın?” diye karşılık verdi. Az sonra halifenin yanına gelen Abdurrahman bin Avf, “Ben Allah Rasulü’nden şunu işittim: ‘Bir yerde vebanın olduğunu işittiğinizde oraya girmeyiniz. Şayet vebanın bulunduğu yerde olursanız oradan da çıkmayınız” hadisini nakletti. Bunu duyunca Hz. Ömer, Allah’a hamd ederek oradan ayrıldı. (Buhari, Tıp, 30; Müslim, Selam, 32)

    Kader Kanunları

    İnsanın yaşayıp göreceği her şeyin kaderinde yer aldığını biliyoruz. Bunların bir kısmı insanın iradesinden, seçimlerinden bağımsız olarak gerçekleşir. Doğacağı yıl, doğacağı yer, anne babası gibi. Bir kısmı ise tamamen insanın iradesine bağlı olarak, onun seçimleri sebebiyle kaderde yer alır. İnsan henüz dünyaya bile gelmeden neyi seçip neye yöneleceği Allah Teala’nın ezeli ilminde sabittir. Allah Teala’nın bilmesi ve takdir etmesi zaman mefhumuyla ilişkili düşünülürse, bizim açımızdan “gelecek” sayılan şeylerin kaderde önceden nasıl yer aldığını anlamak zorlaşır. Bu yüzden O’nun bilip takdir etmesinin “geçmiş-şimdi-gelecek” sınırları ile kuşatılmadığını akılda tutmak elzemdir.

    Kaderde hem zorunlu hem iradeli fiillerimiz yer alırken ayrıca iradeli fiillerimizin bağlı olduğu tabii ve dini kanunlar da yer alır. Bunlar Allah tarafından belirlenmiş, herkesi bağlayan ve kişilerin seçimlerinin kendilerine göre neticelendiği kanunlardır. Hz. Ömer’in veba salgını sırasında geri döndüğü için kendisine sitem eden arkadaşına verdiği cevap da tam olarak bununla ilişkilidir. Bulaşıcı hastalığın yayılma şartları ile ona maruz kalma veya ondan korunma şartları tabii kanunlar olarak ortadadır. Bulaşıcı hastalık olan bir beldeye giren kişinin hasta olacağı da, bulaşıcı hastalık olan bir beldeye girmeyen kişinin o hastalıktan korunacağı da bir kural/tabii kanun olarak belirlenmiştir. Kişi seçimine göre bu kanunun neticesiyle yüzleşir. Dolayısıyla salgın olan beldeye girip hasta olması da kader, o beldeden uzak durup sağlıklı kalması da kaderdir.

    Hz. Peygamber’in (aleyhi’s-salatu ve’s-selam) konuyla ilgili hadisinden yola çıkarak insanın kendini tehlikeye atmayacak seçimi yapmasının sorumluluğu olduğu da ortadadır. İnsanın hangi seçimi yapıp ne yaşayacağı ise Allah Teala tarafından ezeli olarak bilinip onun kaderine yazılmıştır. Burada bizi doğru davranmaya iten ve seçimlerimizden sorumlu olmamızı sağlayan incelik ise kaderimizde neyin yazıldığını bilmiyor oluşumuzdur. Biz ancak seçip yaşadıktan sonra onun kaderimizde yazılmış olduğunu öğrenmiş bulunuruz. Dolayısıyla Hz. Ömer’in de söylediği gibi, develerimizi dilersek verimli, dilersek çorak arazide otlatır; hür irademizle her neyi yaparsak Allah’ın kaderinden yine Allah’ın kaderine gitmiş oluruz.

    Allah’ın Kaderinden Mi Kaçıyorsun Videolu Anlatım