İçeriğe geç

Çetin Ceviz

    Bekir Amca bir bohça bıraktı. Sonra göçtü. Bembeyaz bir bohça. İşlemesiz. Sade. Süt beyazı. Lekesiz.

    “Bekir Amca’nın bu yaşta gideceğini ummazdım. Gencecikti daha. Şu kapının önünden geçerdi usul usul. Omzunda kazma kürek, belinde taptaze fidan. Dilinde daima zikir.”

    “Bakışları bulutluydu her daim. Güneş’ini kim söndürdü, Allah bilir! Kandil niyetine yıldızları yakardı, bir âh ile!”

    “Çocukları cenazeye yetişememiş diyorlar. Ölüm döşeğinde bir başınaymış. Bir yudum suya muhtaçmış. Bizim muhtar kapıyı açık görünce telaşlanmış. Son nefesine yetişmiş garibin. Musallada da bir başına yatmış.”

    Bekir Amca bir vasiyetnâme bıraktı. Sonra göçtü. Bembeyaz bir vasiyetnâme. İçinde iki küçük cümle: “Hâşiye: ömür dediğin bohçadır. Bohçanda ne saklıdır?”

    “Bekir Amca’nın bu yaşta gideceğini ummazdım. Gencecikti daha. Elinden her iş gelirdi. Boya, badana… Şimdi sürmeli kapının rengi kavlamış.”

    “Çocukları mirası da reddetmiş diyorlar. Onun parasına muhtaç değiliz, demişler. Muhtaçlıklarını gizlemişler. Toprağın altına da gizlenebilirler mi?”

    “Son nefesinde kelime-i şehadet getirmiş. Öyle dedi bizim muhtar. İmanla göçmüş. Bir yudum imanla.”

    Bekir Amca bir kefen bıraktı. Sonra göçtü. Bembeyaz bir kefen. Sade. Dikişsiz. Her bedene uygun. Yakasız.

    “Bekir Amca’nın bu yaşta gideceğini ummazdım. Gencecikti daha. Ne fidanlar dikecekti! Mezarının başında bir gül fidanı açmış diyorlar. Günden güne kanarmış.”

    “Çocukları mezar taşı bile yaptırmamış. Öylece bir tahtanın üstüne yazıvermişler. Bekir Amca. Soyadını da getirememişler. El-Fâtiha.”

    “Gözleri açık gitmiş Bekir Amca’nın. Muhtar kapatmış elleriyle. Bohçasını göstermiş, eliyle. Bembeyazmış bohçası. İşlemesizmiş. Dikişsiz. Yakasız.”

    “Bohçasını köylü açmış diyorlar. Evlatları gelmeyince köye miras kalmış. Mirasyediler açmış bohçayı. Ceviz çıkmış içinden. Çetin ceviz. Kavgaya tutuşmuş varisler. Senin ceviz, benim ceviz. Hakem seçilmiş bizim muhtar. Almış eline çekici. Bir, iki, üç… Alnı terlemiş. Ceviz kırılmamış. Hele bir nefesleneyim. Siz o zaman görün, demiş. Gözler cevizin üzerine çevrilmiş. Bir, iki, üç… Ceviz daha da güzelleşmiş. Cilvelenmiş. Naza çekmiş. Gönülleri cezbetmiş. Bir, iki, üç… Ceviz birdenbire kırılıvermiş. Çürükmüş ceviz. Siyah. Simsiyah. Bomboş bir ceviz.”

    Gökten üç ceviz düştü: uyuyanlara, uyanıklara ve uykudan uyananlara.