İçeriğe geç

Hz. Huzeyfe Kimdir?

    Huzeyfe radıyallahu anhu Medine’de dünyaya geldi. Hicretten önce Müslüman oldu. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem hicretten sonra onu Ammâr b. Yâsir radıyallahu anhu ile kardeş ilan etti.

    Hz. Osman radıyallahu anhunun halifeliği döneminde, Kur’an-ı Kerim’in çoğaltılıp İslâm şehirlerine gönderilmesini teklif etmiştir. Ayrıca İslâm tarihinde önemli bir yeri olan Kûfe şehrinin kurulmasında büyük rol oynamıştır.

    Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin ona birçok sır verdiği bilinmekteydi. Sahabiler ondan bahsettiği zaman “Sır Taşıyan” ya da “Sır Sahibi” diye anarlardı. Medine’deki münafıkları isim isim bilirdi. Hz. Ömer, Huzeyfe radıyallahu anhumânın bir cenazeye katılmamasından ölenin münafık olduğunu anlardı.

    Hicretin 36. yılında, Hz. Ali radıyallahu anhuya halife olarak biat edildikten kırk gün sonra Medâin şehrinde vefat etti. Allah ondan razı olsun.

    Hayatından bazı kesitler sunuyoruz.

    Öz kardeşten daha kardeş

    Hz. Ömer radıyallahu anhu Hz. Huzeyfe’yi Medâin’e vali olarak tayin edince, Medâin halkına şöyle bir mektup yolladı:

    “Size çok kıymetli birini gönderiyorum, onu dinleyin ve itaat edin.”

    Medâin halkı yeni valiyi karşılamak için şehir dışına çıkmış, bekliyorlardı. Sade ve gösterişsiz giyimi yüzünden onun vali olduğunu anlayamadılar. Durum anlaşıldıktan sonra da “Bizden ne kadar maaş istersin?” diye sordular. Bunun üzerine Hz. Huzeyfe radıyallahu anhu şöyle dedi:

    – Aranızda bulunduğum sürece doyacağım kadar günlük yiyecek ve atım için bir miktar yemden başka bir şey istemem.

    Aradan zaman geçmiş, Hz. Ömer radıyallahu anhu adeti üzere valilerini denetlemeye başlamıştı. Hz. Huzeyfe radıyallahu anhunun valilik görevi ile birlikte değişip değişmediğini görmek için ona bir mektup yazmış, halini hatırını sorduktan sonra Medine’ye çağırmıştı.

    Huzeyfe radıyallahu anhunun Medine’ye geleceği vakit yaklaşınca Hz. Ömer sürekli şehir dışına çıkıp yolunu gözlüyordu. Gittiği günkü sadeliği devam ediyor mu değişmiş mi görmek istiyordu.

    Huzeyfe radıyallahu anhunun yalnız başına sade bir kıyafetle geldiğini görünce Hz. Ömer radıyallahu anhu çok duygulandı. Bir yandan sarılıyor bir yandan şöyle diyordu:

    “Kardeşimsin! Vallahi kardeşimsin! Sen benim kardeşimsin, ben de senin kardeşinim!”

    Allah’tan bir şeyler isteyin!

    Huzeyfe b. Yemân, Hz. Ömer radıyallahu anhuya çok saygı duyardı. Hz. Ömer de halifeliği sırasında ona sık sık danışırdı. Bir gün Hz. Ömer radıyallahu anhu yanındakilere şöyle dedi:

    – Allah’tan bir şeyler isteyin.

    Orada bulunanlardan biri dedi ki:

    – Şu ev dolusu param olsa da hepsini Allah rızası için infak etsem!

    Hz. Ömer yeniden sordu:

    – Allah’tan bir şeyler isteyin.

    Başka birisi;

    – Şu ev dolusu altınım olsa da hepsini Allah yolunda harcasam, dedi. Hz. Ömer tekrar sordu:

    – Allah’tan bir şeyler isteyin.

    Yine benzer bir cevap verildikten sonra yüksek sesle şöyle dedi:

    – Ben şu evin Huzeyfe, Ebu Ubeyde b. Cerrah ve Muaz b. Cebel gibi kimselerle dolu olmasını, onları Allah yolunda görevlendirmeyi isterdim.

    Hz. Huzeyfe radıyallahu anhu vali olmadan önce sık sık Hz. Ömer radıyallahu anhunun yanında bulunurdu. Hz. Ömer şehit edildikten sonra çok üzülmüş, yanında bulunanlara şöyle demiştir:

    – Ömer’in zamanında İslâm’ın durumu, yüzünü dönmüş sürekli yaklaşan adamın durumu gibiydi. O vefat ettikten sonra sırtını dönmüş sürekli uzaklaşan bir adamın durumuna benzedi.

    Hayırlı bir casusluk

    Hz. Huzeyfe radıyallahu anhu anlatıyor:

    Hendek savaşında Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemle birlikteydik. Hava soğuktu ve şiddetli rüzgâr vardı. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bize sordu:

    – Cennette bana komşu olma karşılığında kim gidip düşman ordusunun durumunu öğrenip bana haber verir?

    Şiddetli soğuk, rüzgâr ve korkudan dolayı cevap veremedik. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem bu soruyu üç kez tekrarladı. Daha sonra ismimi söyleyerek yanına çağırdı ve bana bu görevi verdi. Dedi ki:

    – Git, düşman ordusu ne yapıyor bak. Onlara hissettirmeden gözetle. Benim yanıma gelip haber verinceye kadar onlara ne mızrak vur ne de ok at.

    Çıkarken benim için şöyle dua etti:

    – Allahım onu sağından, solundan, önünden, arkasından, altından ve üstünden koru.

    Bu duadan sonra bütün korkumun gittiğini hissettim. Sanki sıcak su içindeymişim gibi üşümedim ve rahatça düşman ordusunun arasına sızdım.

    Bu sırada Ebû Süfyan müşrikleri bir yerde topladı, onlara şöyle dedi:

    – Aramızda casuslar olmasından şüpheleniyorum. Herkes yanındakinin elini tutsun ve adını sorsun. Sonra size bir şey söyleyeceğim.

    Yanımdakinin adımı sormasına fırsat vermeden hemen elini tuttum ve sorgular gibi adını sordum. Böyle yapınca yanımdaki benden şüphelenmedi. Ebû Süfyan daha sonra şöyle devam etti:

    – Ey Kureyşliler! Vallahi çadır kurup yerleştiğiniz yer sizin için hayırlı değildir. Baksanıza atlar, develer ölmeye başladı. Kıtlık her tarafı sardı. Kurayza Yahudileri de bize ters davranmaya başladı. Bu kasırga da bizi perişan etti. Ne ateşimiz ne tenceremiz kaldı. Kalkın gidin buradan! İşte ben gidiyorum!

    Sonra ordunun arasından ayrıldı. Vallahi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem ok atma demeseydi Ebû Süfyan’ı öldürebilirdim. Müşrikler dağılmaya başlayınca Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin yanına döndüm. Namaz kılıyordu. Namazını bitirmesini beklerken uyuyakaldım. Beni “Hadi kalk uykucu!” diyerek uyandırdı. O’na gördüklerimi anlattım.