İçeriğe geç
Ana sayfa » Blog » Sandık Nedir?

Sandık Nedir?

    Kimi meşeden, kimi kavak, bazısı ceviz ve gül ağacından. Neler saklanmadı ki içlerinde; kitap, mutfak eşyası, alet edevat, çeyiz eşyası… Hep maddi değildi elbet içine konulanlar. Acılar, hüzünler, hayaller, ümitler de emanetti sandıklara.

    Göçebelikten Yerleşik Hayata Sandığın Rolü

    Sandık, dilimize Arapça “sanduk” kelimesi ile girmiş olup Büyük Osmanlı Lügatinde, “Mütenevvi eşya koymaya veya taşımaya mahsus ekseriyetle mukavim tahtadan, bazen saç-bakır-sim ince tabakalardan yapılmış kapaklı muhafaza” olarak tanımlanıyor.

    Yunan, Avrupa, Mısır ve Türk medeniyetlerinde kendisine yer bulan sandık dekoratif maksatlı olmayıp, ihtiyaç gereği ortaya çıkmıştır. Ortaçağ Avrupası’nda uzak diyarlara değerli dokuma, eşya, takı ve silah taşıyan tüccarların kullandığı ideal bir saklama dolabıydı. Özellikle ahşap sandıklar yağma ve hırsızlığın fazla olduğu Ortaçağ’da değerli eşyaları korumak için demir levhalarla kaplanırdı. Ortaçağ sonunda elbise dolapları, büfe, komodin gibi mobilyalar imal edildiyse de özellikle İtalya’da sandık, çeyiz için kullanılmaya devam etti. Varlıklı İtalyan aileler, “cassone” denilen bu sandıkların süslemelerini dönemin önemli sanatçılarına sipariş ediyorlardı.

    Rönesans dönemindeyse başta çeyiz ve kitap dolabı olmak üzere masa, oturak ve üzerine örtü serilerek yatak vazifesini de görür oldu. Bu dönemdeki sandıkların bazısının kapağı üstten değil, ön taraftan açılabilecek tarzdaydı. Bu özellik sandıkların üst üste konulmasını kolaylaştırıyordu. Ayrıca ya ağaç kütüğü oyularak yahut kalın kesitli parçalar birleştirilerek yapılan sandık, evin bir köşesine sabitlenirdi. Böylece mücevher gibi kıymet verilen eşyalar bu sandıkta muhafaza edilirdi. 17. yüzyıldan itibarense Avrupa’da varlıklı ailelerin sandık kullanımı azaldı.

    Eşyaların toplanmasını ve taşınmasını kolaylaştıran sandık, Osmanlı’nın son dönemlerine kadar göçebe hayat tarzını sürdüren Türkmenler arasında hayli yaygındı. Eşyalarını bohça, hurç ve sandık içlerine koyup çadır kenarlarına dizen Türkmenler yatma vaktinde bunları açıp yatak-yorganını serer, sabah ise toplar sandığa koyardı. Tatar Türklerindeyse “şakirt sandığı” denilen bir sandık çeşidi vardı. Uzak diyardaki medreselere eğitim almak için giden gençler eğitim araç-gereçlerini bu sandığa koyarlardı. Mezun olduktan sonra da eğitim vermek üzere Kazak bozkırlarına yine bu sandıkla giderlerdi.

    Anadolu coğrafyasında sandık, 19. asırda ev düzeninin vazgeçilmezleri arasına girdi. Giyecek ve eşya sandıkları, marangozluk malzemelerinin konduğu avadanlık sandıkları, ibadet yerlerinde kutsal eşyaların konduğu özel sandıklar, mutfak ve kilerlerde bulunan yiyecek sandıkları ve çeyiz sandıkları olmak üzere çeşitli sandıklar kullanıldı. Anadolu’da en çok tercih edilen sandıklar Kudüs ve Cebel-i Lübnan’da yapılan sedefli sandıklardı. Özellikle bu sandıklar varlıklı aileler tarafından çeyiz için tercih edilirdi. Ayrıca Maraş ve yakın çevresinde yapılan ve “camekan” denilen sandıklar rağbet görürdü. Camekan sandıkların tercih nedeniyse içine konulan el işi örgülerin camlı bölümden sergilenebilmesiydi. Yörelere göre farklılık gösteren sandıklar arasında dört köşesinde birer ayak bulunanı, yere doğrudan oturanı, kapağı çekmeceli, kapağı açılınca çıngırak çalanları gibi çeşitleri vardı.

    Kafesli Sandık Odaları

    Geleneksel Türk evlerinde 19. asra değin genellikle yüklük ve gömme dolaplar bulunurdu. Bu tarihten sonraysa bunların yerini sandık odaları aldı. Sandık odası; giyim eşyası başta olmak üzere evde muhafaza edilmesi gerektiği düşünülen her şeyin konulduğu odadır. Osmanlı evinde sandık odaları genellikle birinci katlarda ve hava alması için geniş kafesli olurdu. Karı koca, kardeş, dede nine gibi her aile bireyinin sandığı ayrı ayrı idi. İçindeki malzemeye göre her bir sandık; kürk sandığı, çarşaf sandığı, hamam sandığı, çamaşır sandığı gibi isimlerle adlandırılırdı. Sandıkların düzenli olması, aralıklarla havalandırılması çok önemliydi. Sandıkların güzel kokularla kokulanması adetti. Tahta kurusunun sandığa sızmaması için dışının kafuri ile kaplanması ve sandığın esas rengi ne ise o boya ile cilalanması da unutulmazdı.

    Yuva Kuran Sandıklar

    Çeyiz sandıkları, genellikle tahta kurdu ve güve barındırmayan servi ve sedir gibi güzel kokulu ağaçlardan yapılırdı. Sandığın içi zahmetle yapılmış el işlerinin zarar görmemesi için saten veya kadife kumaşla astarlanırdı. Bunun nedeni ahşabın nem alıp çeyiz eşyasına geçmesini önlemekti. Sandığın malzemesi, üzerindeki süslemeler gelinin varlığını ifade ederdi. Varlıklı ailelerin gelin sandıkları masif ağaçtan sedef kakmalı, telkari süslemeli veya oymalı olurdu.

    Düğünden önceki perşembe günü kızın ailesinin özenle hazırladığı çeyizler, sabahtan oğlan evi tarafından kız evinden alınırdı. Çeyiz almaya kayınvalide ve kayınpeder giderdi. Eğer kayınpeder hayatta değilse damadın amcası bu görevi üstlenirdi. Sandık kız evinden çıkmadan önce, sandığın üzerine kız tarafından çoğunlukla gelinin kardeşlerinden, çocuk ya da genç birisi oturtulur ve kayınvalideden bahşiş istenir, bahşiş almadan da sandık verilmezdi. Bahşiş alındıktan sonra sandığın üzerine bayrak konulur ve çeyiz serilmek üzere yeni evlilerin yaşayacağı eve doğru yola çıkılırdı. Sandık çıkarma denilen bu adet günümüzde hala bazı yörelerde sembolik olarak devam etmektedir.

    Faydalanılan Kaynaklar: S. Selhan Yalçın Usal, “Türklerde Çeyiz Sandığının Kullanımı ve Geleneksel Süslemeleri”, ODÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi Cilt:1, Sayı:1, Yıl: 2010, s.145-155; Ramilya Yarullina Yıldırım, “Kültürel Değerlerin Mikro Dünyası Olarak Sandık İmajı”, Motif Akademi Halkbilimi Dergisi, 2019, Cilt:12, Sayı:27, s. 600-610.