İçeriğe geç

Semerkand Zırhı Hakkında Bilgiler

    İlginçtir, tarihler Semerkand’ın maddi anlamdaki zırhlarının da meşhur olduğunu kaydeder. Timur, zapt ettiği diyarlarda diğer sanat erbabını olduğu gibi mahir zırh ustalarını da dönüşünde Semerkand’a getirir. O yüzden bir dönem Semerkand çarşılarında çok güvenli, sağlam fakat zarif zırhlar üretilir. Giyenlerin savaşlarda canını koruyan bu zırhlar, yüksek pahasına rağmen hemen alıcı bulmaktadır. Cana paha biçilememektedir çünkü.

    Buhar makinesinin icadından bu yana geçen iki yüz elli yıllık süreçte toplum yapılarındaki değişim veya dönüşümler, bilim ve teknolojideki gelişmelere bağlanıyor. Sanayi toplumu, bilgi toplumu, dijital çağ gibi adlandırmalar böyle bir yaklaşımın yansıması. Bu yaklaşım her yeni yapılanmanın bir önceki aşamadan farklı olduğu kabulünü de barındırıyor.

    Bilim ve teknolojideki gelişmelerin daha az güç ve zaman harcayarak daha çok iş görme imkânı sağladığı muhakkak. Bunun insan ilişkilerini etkilediği, meşguliyet alanlarını çeşitlendirip çoğalttığı, hayatın akışını hızlandırdığı da doğru. Fakat bütün bunlar yine de köklü bir değişime delalet etmiyor. Çünkü Batı sosyolojisinin evrimci bir anlayışla yakın dönemlerle ilgili yaptığı bütün çağ ve toplum nitelemeleri hâlâ modernitenin temel kabulleri üzerinde duruyor.

    Modernite, 17. yüzyıl Avrupa’sında ortaya çıkan ve o coğrafyanın kendine özgü şartlarının belirlediği yeni bir değerler sistemi. Kutsala, geleneğe, kadim olana başkaldırarak belirlenen bu yeni değerler yahut kabuller doğrultusunda dünyayı, hayatı, insanı ve toplumu anlamlandırıp yeniden yapılandıran bir inşa projesi. İlerlemeci karakteri, her yeniliğin insanlığın ulaştığı en üst seviyeye işaret ettiği iddiası ve Avrupa’nın böyle bir yenilenme sonrası fiziken güçlenmesi, bu anlayışın zamanla bütün dünyada rağbet bulmasını kolaylaştırdı. Günümüzün modern hayat tarzı böylece yaygınlaştı, çağdaş insan tipi ve modern toplumlar böylece çoğaldı yeryüzünde.

    Sadece dünyayı esas alan, ölümden sonrasını hesaba katmayan, dini hiçbir şeye karıştırmayan “seküler” bir anlayış modernite. Tabiatı vahşice yağmalanacak bir tüketim metaı olarak görüyor. İnsanı beşeriyetine indirgeyip beşeriyetinin ihtiyaç ve isteklerini yegâne amaç olarak sunuyor ona. Daha fazla dünyalık kazanmayı, asla yetinmemeyi, daha çok tüketmeyi, acımasız bir rekabeti telkin ediyor. Bilimi ve eşyanın kanunlarından çıkarılmış rasyonel aklı putlaştırıyor. İyiyi kötüyü, doğruyu yanlışı, nefsaniyetin emrindeki bu akılla belirliyor. Dini bu akılla ya reddediyor ya hayatın dışında konumlandırıyor. Kişinin dinî-ahlâkî ölçü ve sorumluluklarla kendisini sınırlamasını özgürlük kaybı; nefse tâbi olmayı, bireyselleşmeyi özgürlük diye niteliyor.

    Yeni cahiliyenin ifsadından korunmak için

    Toplumları etkileyen teknolojik gelişmelerin hayatı değil ama yeni bir cahiliyye türü olan modernitenin benimsenip yaygınlaşmasını kolaylaştırdığı çok açık. Özellikle iletişim teknolojisindeki gelişmeler modernitenin temel kabulleri üzerine inşa edilmiş bir hayat tarzını evlerimize kadar taşıyor. Tek bir tuşa dokunarak ulaşılan diziler, filmler; müzik, spor, oyun, eğlence, yarışma programları insanı fıtratından uzaklaştırarak yozlaştırıyor, toplumları ifsat ediyor. Dünya düşkünlüğünü, açgözlülüğü, bencilliği, duyarsızlığı, tüketimi kamçılıyor. Mahremiyetlerin ifşasını, hayâsızlığı, sapkınlıkları, günahları sıradanlaştırıp normalleştiriyor. Nefs-i emmârenin tatminini her türlü ulvi değer, ölçü ve sorumluluğun üzerinde tutan bir bireyselleşmeye teşvik ediyor insanları.

    Böyle bir yozlaşmaya alet edilen teknolojik imkanların iyiye, doğruya, hayra kullanılabilmesi de mümkün elbette. Fakat maruz kalınan ifsadın yoğunluğu, çoğu zaman bu ihtimali görmeye ve değerlendirmeye de bu yönde bir kullanıma yönelmeye da mâni oluyor.

    Kısaca, bizlere Rabbimizi, yaradılış gayemizi, kulluğumuzu giderek daha çok ihmal ettiren, unutturan bir saldırı altındayız. Zihinler bulanıyor, kalpler kararıp katılaşıyor, mümin duruşu ve izzeti kaybediliyor. İslâmî hassasiyet sahibi hemen herkes bundan şikayetçi. Özellikle çoluk çocuklarının ebedi saadetine mal olabilecek bu saldırıları önleyememenin çaresizliğini sıkça dile getiriyorlar. Ne var ki şikâyet de çaresizliği kabul de bir şeyi değiştirmiyor.

    Evet; teknolojinin yedeğindeki modern cahiliyenin etkisini artık yasaklarla, kısıtlamalarla engellemek pek mümkün görünmüyor. İletişim teknolojisi fertleri de toplumları da böyle bir ifsada açık hale getirdi. Ancak bu durum yine de teslimiyeti gerektirmiyor. Her yandan üzerimize gelen ve durduramadığımız saldırılara karşı, bunları kaynağında engellemenin yollarını aramaktan vazgeçmemekle birlikte, asıl, öncelikli ve kalıcı çare, sağlam bir zırh kuşanmaktır.

    Bilindiği üzere zırh, eskiden savaşlarda öldürücü veya yaralayıcı darbelerden korunmak için giyilen demirden bir elbisedir. Bizim irfanımızda insanı günahlara; nefsin, şeytanın, zamanenin tasallutuna veya sevk ettiği yanlışlara karşı koruyan bir iç donanıma da mecazen “zırh” deniliyor. Dünya imtihanımızda bazen kaçınılmaz olarak karşı karşıya kaldığımız ve bizi manen yaralayıp öldürebilecek saldırılardan kendimizi muhafaza için böyle manevi bir zırhı kuşanmamız gerekiyor.

    Takva en emin zırh

    Kuşanmamız gereken manevi zırh, mucibince amel edilen kâmil bir imandır şüphesiz. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de imanın iktizası olarak zikredilen bazı hal ve davranışlar, mümini günaha yönelmekten sakındırıp ifsat rüzgârlarından korumaya yöneliktir. Mesela imanın, “günahlardan ve çirkin işlerden kaçınmayı” (Şura 37), “boş ve faydasız şeylerden yüz çevirmeyi” (Müminûn 3), “iffet ve namusu korumayı” (Meâric 29) gerektirdiği beyan buyurulmuştur.

    Yahut müminlere, “Allah Teâlâ’yı unutan, hevâlarına uyan ve işleri güçleri hadsizlik olup her konuda aşırı giden çevrelere itibardan sakınmaları” (Kehf 28), Allah dostu sâdıklarla, sâlihlerle beraber olmaları” (Tevbe 119) emredilmiştir. İmanla kazanılan böyle davranışların her birine zırh denildiği de vakidir. Nitekim “namazın insanı hayâsızlıktan ve her türlü kötülükten alıkoyacağını” haber veren ayet-i kerimeden (Ankebut 45) ilhamla bazı müfessirler, “dosdoğru”, yani vaktine, adap ve erkânına riayetle huşu içinde kılınan namazı zırha benzetmişlerdir. Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi vessellem de ısrarla kendisini sevdiğini söyleyen bir sahabiye, “Öyleyse fakirliğe karşı kendine bir zırh hazırla!” buyurarak (Tirmizî, Zühd 36), kanaati ve musibetler karşısında ilâhî ölçüleri muhafazada direnmek anlamındaki sabrı zırh diye nitelemişlerdir.

    Kâmil bir iman, pek çok ayet-i kerimede ve hadis-i şeriflerde ifade buyurulduğu gibi, Allah Teâlâ’ya karşı gelmekten, O’nun razı olmayacağı tutum ve davranışlardan şiddetle kaçınmaya, yani “takva”ya sevk eder mümini. Esasen imanın iktizası olan ve mümini günaha yönelmekten alıkoyan hallerin tamamı, takvanın unsurlarından ibarettir. Dolayısıyla modern zamanların ifsadına karşı kuşanmamız gereken manevi zırha, takva demek de münasiptir. Kaldı ki Araf suresinin 26. ayetinde geçen “libasü’t-takvâ” (takva elbisesi) ibaresi çoğunlukla bir zırh benzetmesiyle tefsir edilmiştir. Ayet-i kerimenin bağlamından da hareketle takva elbisesinin, şeytanın ve şeytanlaşmış çevrelerin insanı günaha sürükleyip utandıracak, küçük düşürecek, onun iffet ve izzetini zedeleyecek ayartmasına karşı en sağlam, en emin zırh olduğu izahatı yapılmıştır.

    Takvaya vesile imkânlarapaha biçilmez

    Önleyemediğimiz bir ifsattan şikâyet yerine, kendimizi de aile efradımızı da korumak için takva zırhını elde etmenin vesile ve imkânlarını aramak lazım şu hâlde. Semerkand yayınları böyle imkânlardan biri. Toplumun her kesimine, her yaş grubuna hitap eden dergileri ve kitaplarıyla okuyucularını takva zırhıyla donatmaya çalışıyor. İtikadî konulardaki yanlış telkinlere, bâtıl anlayışlara karşı bizleri uyarıp akidemizi tahkime gayret ediyor. Bulanan, tahrife uğrayan algı ve anlayışlarımızı; hakikatin, yani vahyin ışığında düzeltmeyi amaçlıyor. Dinimizin hükümlerini, kulluk vazifelerimizi, dünyevî sorumluluklarımızı, bunlara riayetteki incelikleri, edep ve ahlâk ölçülerini hatırlatıyor. Kalbi kirleten kötü duyguların, fena huyların, yanlış düşüncelerin, kusurlu veya zararlı davranışların meşrulaştırılması tehlikesine dikkatimizi çekiyor. Allah dostlarının sözlerini, hallerini, kıssa ve menkıbelerini aktararak onlarla hemhal olmamızı sağlıyor. Özetle Allah Teâlâ’nın emirlerine uymak, yasaklarından kaçınmak hususunda sürekli bir hassasiyet kazandırmaya, takvaya ulaştırmaya, takva zıhına büründürmeye çalışıyor okuyucularını.

    Bu sebepledir ki Semerkand Yayınları, tâlipleri için takva zırhının imal edildiği tezgâhlardan biridir. Zırhlar, malzemesi veya çeşidi yanında yapıldıkları yere nispetle de adlandırılırlar. Şu hâlde okuyucularının kuşanmalarına vesile olmayı amaçlaması hasebiyle takva zırhına Semerkand Yayınları bağlamında “Semerkand zırhı” demekte bir beis yoktur. Semerkand’a nispeti, insanlara takva zırhının kazandırılmasında Hâcegân silsilesiyle gelen kadim bir ustalığa da işaret etmektedir üstelik.

    İlginçtir, tarihler Semerkand’ın maddi anlamdaki zırhlarının da meşhur olduğunu kaydeder. Timur, zapt ettiği diyarlarda diğer sanat erbabını olduğu gibi mahir zırh ustalarını da dönüşünde Semerkand’a getirir. O yüzden bir dönem Semerkand çarşılarında çok güvenli, sağlam fakat zarif zırhlar üretilir. Giyenlerin savaşlarda canını koruyan bu zırhlar, yüksek pahasına rağmen hemen alıcı bulmaktadır. Cana paha biçilememektedir çünkü.

    Öyleyse bugün artık manevî diriliğimizi muhafaza için ihtiyaç olmaktan öte zaruret haline gelen takva zırhını kazandıracak imkânlardan, sırf pahası yüzünden kaçınmak akıl kârı değildir. Semerkand dergileri o imkânlardan biridir. İstifade için şartları sonuna kadar zorlamaya değer.