İçeriğe geç

Sizden biriniz kendisi için sevdiğini kardeşi için sevmedikçe (tam manasıyla) iman etmiş olmaz

    Enes b. Mâlik radıyallahu anhudan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdular: “Sizden biriniz kendisi için sevdiğini kardeşi için sevmedikçe (tam manasıyla) iman etmiş olmaz.”(Buhârî, İman 7; Müslim, İman 71-72)

    Girişteki hadis-i şerif, Müslümanların sözde değil özde kardeş olduklarını hatırlatan pek çok nebevî ikazdan biridir. İman kardeşlerinin aralarındaki bağın devamı için bencilliği terk etmelerini, onun yerine kardeşlik, muhabbet, diğergâmlık meziyetleriyle bezenmeleri gerektiğini bildiriyor. Ancak böyle olursa iman nimetinin hakikatine erilebileceği hususunda uyarıyor.

    Hadis-i şerif, aslında zaman ve mekan ötesi evrensel bir mesaj niteliğindedir. Faydacı ve çıkar öncelikli ilişkilere dayalı anlayışa, bu anlayışa göre oluşturulmuş sistemlere karşı bir meydan okumadır. İnananları bu tuzağa düşmemeye, düşmüşlerse kurtarmaya yöneliktir.

    Daha önce aynı hadis-i şerifi konu alan yazımızda iman ve kardeşlik bağının öneminden, ilişkileri zedeleyen bencillik hastalığından ve tedavi yollarından bahsedilmişti. Bu yazıda ise hadis-i şerifte işaret edilen ve âdeta nefs hastalıklarının panzehiri sayılan diğergâmlık erdemini ele alacağız.

    Başkasını kendine tercih

    Diğergâmlık, çıkar gözetmeden başkasının hayrını isteme, menfaatini kendi menfaatinden üstün tutma, fedakârlık gösterme halidir. Bu insan tabiatını zorlayan, nefsin hoşlanmadığı bir ahlâktır. Zengin fakir, âmir memur, yaşlı genç, erkek kadın herkesi ilgilendiren, sadece düşünce ve niyet bağlamında değil, davranışlara ve karşılıklı ilişkilere yansıması gereken bir fedakârlık işidir.

    Diğergâmlık ikili ilişkilere dayalı bir sorumluluktur. Tarafların durumu, muktedir veya muhtaç olup olmaması sorumluluğu değil, ancak sorumluluğun seviyesini değiştirir. İhtiyacın önemine göre diğergâmlık seviyesi artar ya da azalır. Fakat hangi seviyede olursa olsun, Cenâb-ı Hak katında ecri büyük ve derecesi yüksektir. Aklıselim sahibi herkesin gıpta ve takdir ettiği bir özelliktir.

    Diğergâmlık makamına ulaşamamış insan günahkâr sayılmaz. Niçin kendin için istediğini kardeşin için istemiyorsun, diye kınanmaz. Fakat böyle davranmadığı için kardeşlik sevabından mahrum kalır. Ayrıca imanının kemâli bakımından bir eksikliği ya da manevi hastalığı dışa vurmuş olur, nefs terbiyesine davet edilir.

    Müslümanlar için diğergâmlık, İslâm ahlâkının özünü teşkil eden, imanın hakikatine ulaştıran meziyetlerden biridir. Allah’a yakınlığa vesile olduğu için ibadettir. Karşılıklı sevgi, saygı, hüsnüzan, yardımlaşma ve dayanışmayla kardeşlik bağını güçlendiren vesilelerdir.

    Bunun için varlıklı olmak şart değildir. Herkes gücü nispetinde kardeşleriyle ilişki kurup aradaki bağı sağlamlaştırmak zorundadır. Karşı taraftan benzer yaklaşımı beklemek diğergâmlık ahlâkıyla bağdaşmaz. Bu hususta önce davranan, niyet aşamasında olsa dahi ilâhî mükâfata hak kazanır. Nitekim bir hadis-i şerifte sırf Allah için birbirini sevip bir araya gelenlerin mahşerde Arş’ın gölgesinde yani Allah’ın rahmet ve inayetinde oldukları müjdelenmiştir.

    Müminin diğergâm davranışlarından bazı örnekler:

    Diğergâm mümin, bencil ve duyarsız olamaz, kardeşinin sıkıntısına vâkıf olduğu halde bana ne diyemez, ona yapılan haksızlığa sessiz kalamaz.

    Diğergâm, paylaşmayı sever, kardeşinin derdiyle dertlenir, sevincine, üzüntüsüne ortak olur.

    İster yanında ister gıyabında, kardeşinin hayrını ister, onu hayırla anar ve hayrı için dua eder. Ona yapılan haksızlığa, kendisine yapılıyormuşçasına tepki gösterir. Gıybetinin yapılmasına, aleyhinde konuşulmasına müsaade etmez.

    Diğergâm mümin kimseye yük olmamaya, aksine yükü olanların yükünü hafifletmeye çalışır.

    Sorumluluk konumunda olsa dahi kimsenin ayıbını, eksiğini ifşa etmez, aksine ayıbını örtmeye, eksiğini gidermeye özen gösterir. Kardeşine karşı kibirlenmez, onu aşağılamaz. Hatta Allah’a yakınlık bakımından kendisinden daha ileride olduğu düşüncesiyle hareket eder.

    İmanın ilişkilere etkisi

    Hadisi şerifte geçen “iman etmiş olmaz” ifadesi imanın kemâliyle ilgilidir. Bu yüzden “hakkıyla, tam ve eksiksiz olarak iman etmiş olmaz” diye açıklanmıştır. Yani kendisi için sevdiğini ve istediğini kardeşi için de sevmek ve istemek imanın kemâline işarettir. Hadis-i şerifin metninde bu kayıt açıkça zikredilmemiş olsa da bu şekilde anlaşılması gerektiği hususunda âlimler hemfikirdir. Yoksa hadis-i şeriften “kişinin kendisi için sevdiğini kardeşi için sevmesi veya istemesi imanın şartlarından biridir, gereğini yapmayan mümin değildir” gibi bir anlam çıkarmak yanlıştır.

    Hadis-i şerif bir taraftan da iman nimetinin insan tabiatı ve davranışları üzerinde ne kadar etkili olduğunu hatırlatmakta, aksi tutumda olanları imanın hakikatine ermedikleri, özde değil sözde mümin oldukları hususunda uyarmaktadır. Müslüman özü, sözü ve davranışlarıyla inandığı değerleri yani İslâm’ı temsil eder. İnandığı değerlere sahip çıkmayan, çelişkili veya aykırı tutum sergileyenlerin önemli bir sorunu var demektir.

    Diğergâmlık, uygulaması zor fakat faziletli bir meziyettir. Kalpte imanın tadına ermedikçe, Rabbi’ne olan muhabbeti bütün iç dünyasını kuşatıp dönüştürmedikçe insan nefsine aykırı bir davranıştır. Çünkü nefs, doğası gereği özel olmayı, başkalarından farklı ve üstün olmayı ister. Eğer kişi ruhânî kuvvetlerini nefse hâkim kılmamışsa onu hayata bağlayan, mücadeleye sevkeden bu özelliğidir.

    Beşerî zaafa ya da nefs-i emmâreye dayanan bencillik, önü alınmazsa, terbiye edilmezse hem sahibine hem de çevresine zararlı hale gelir. Nefsi tezkiye olmamış kimsenin kalbinde haset, kibir, kendini beğenme, kıskançlık, hırs, korku gibi türlü hastalıklar yerleşir. Böyle kişi acımasızca rekabetçidir. Daima kendisinin önde, başkalarının geride olmasını ister. Bu da hem kişinin kendisini hem etrafını vahşi bir ortama çevirir. Oysa nefs-i emmâresini dönüştürmüş, imanı kâmil, kalbi selim olanlar tevazu ehlidir. Başkasının, hatta düşmanının hayrını istemek onlar için zor değildir.

    Diğergâmlık, nimeti verene vefa ve şükür ifadesidir. Hayatı ve nimeti bahşeden Cenâb-ı Mevlâ’dır. Bu yüzden diğergâm kişi nefsini aradan çıkartıp O’nun bahşettiklerinden herkesin nasiplenmesini diler. Bencil kişi ise nankördür, sahip olduklarını Rabbi’nden değil nefsinden bilir.

    Âriflerden biri şöyle der: “Nefsini bir şeyin sahibi bilenden iyilik beklenmez. Çünkü mülkiyeti kendinden bilen nefsini o şeye daha layık görür. Oysa her şeyi Allah’tan bilen kimse îsarda bulunabilir, cömert olabilir. Ne zaman ona Rabbi’nden bir şey erişirse kendisini o şeyi sahibine ulaştıracak bir emanetçi bilir.”

    ‘Kendime uygun görmediğimi sana da uygun görmem’

    Tâbiîn neslinden Muhammed b. Münkedir rahmetullahi aleyh ilim ve takva ehli bir din büyüğü idi. Kumaş satarak geçimini sağlıyordu. Bir gün hizmetçisi bir bedevîye beş dirhemlik kumaşı on dirheme sattı. Gelip durumu öğrenen Muhammed b. Münkedir akşama kadar adamı aradı ve buldu. Hizmetçinin kendisine yanlışlıkla beş dirhemlik kumaşı on dirheme sattığı söyledi. Bedevî o fiyata rağmen alışverişi gönül rızasıyla yaptığını söyleyince Muhammed b. Münkedir;

    – Ben kendime uygun görmediğimi din kardeşime de uygun göremem. Üçünden birini seç: Ya benimle gel, on dirhemlik kumaştan vereyim. Yahut beş dirhemini geri al ya da satıştan vazgeç, dedi.

    Bedevî beş dirhemi geri almaya razı oldu. Sonra da orada bulunanlara onun kim olduğunu sordu. Muhammed b. Münkedir olduğunu öğrenince şöyle dedi:

    – Lâ ilâhe illallah! Bu kişi susuz kaldığımızda adını vesile kılarak yağmur duası yaptığımız kimsedir.

    Benzer misalleri çoğaltmak mümkün. Tarihimiz bu fazileti yaşayan, taşıyan ve yaşatan şahsiyetler ve onların kıssalarıyla doludur. Siftah yapsın diye dükkâna gelen müşteriyi komşusuna yönlendiren esnaf, başkası katlanmasın diye sorunlu komşuya tahammül edip evini değiştirmeyen, ayıbı var diye malını satmayan, kendisinden sonrakiler faydalansın diye kullandığı yeri veya malzemeyi temizleyen, başkaları istifade etsin diye cami, çeşme, köprü, yol yapan, ağaç dikenler… Bütün bunlar iman lezzetini tatmış, özü sözü, ameli bir, İslâm ahlâkını hayata yansıtan hakikat erleridir.

    Maalesef bugün çıkarcılığı ve bencilliği salık veren zihniyeti sebebiyle bu erdemi yitirdik. Ayetler, hadisler, ilâhî ikazlar artık tesir etmiyor. Tarihten derlenen güzel hatıra ve hikâyelerle avunup teselli oluyoruz. İnsanlık, kardeşlik ahlâkı yerine “insan insanın kurdudur” anlayışıyla hareket ediyor, sadece çıkar odaklı ilişkilere değer veriyor. Kişilerde olduğu gibi ilişkilerde de emanet ve güven sorunu var. Menfaat uğruna din ve diyanet tehlikeye atılabiliyor. Aldatıcı kampanya ve reklamlar, yalancı çığırtkanlar, ayıplı malı parlatıp satanlar, daha fazla tüketmek için kardeşliği tüketenler, evde, işte, trafikte birbirine tahammül edemeyenler hayatı çekilmez kılıyor. Üstelik rahatsız olmak yerine bu durumu fırsata çevirmeye çalışanlar çoğunlukta. Reyting uğruna kendi insanının ayıplarını servis etmeyi adet edinenlerin, sosyal ağda paylaşmayı marifet sayanların sayıları günden güne artmakta.

    Samimi Müslüman elbette bu durumdan rahatsızdır ve rahatsız olması gerekir. Fakat zamanı kuru laf ve boş tartışmalarla geçirmeye hakkımız yok. Hadis-i şerifte sorunun kaynağı ve çözümü gayet açıktır. Mesele, bir itibar ve kimlik meselesidir. İman, ihlâs ve ameldir.

    Tekrar başa dönersek, Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem “Sizden biriniz” buyuruyor. O halde her Müslüman önce dönüp kendine şu soruyu sormalı: Din kardeşimi seviyor muyum? Kendim için sevdiklerimden ne kadarını kardeşim için istiyorum ve bunda samimi miyim?

    Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin şu mübarek buyruğuyla bitirelim:

    “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu düşmana teslim etmez. Din kardeşinin ihtiyacını karşılayanın Allah da ihtiyacını karşılar. Müslümandan bir sıkıntıyı giderenin, Allah da kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Bir Müslümanın ayıbını örtenin, Allah da kıyamet gününde ayıplarını örter.”