Şükrün Faydaları Nelerdir?

Cenâb-ı Mevlâ Müberra kitabımız Kur’an-ı Kerim’de mealen şöyle buyuruyor: “Şeytan dedi ki: Beni azgınlığa mahkûm etmene karşılık, yemin ederim ki ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun üzerinde kurulacağım. Sonra onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve sen onların çoğunu şükredenler olarak bulamayacaksın.” (A’raf 16,17)

Şeytan insanları, dinî ve dünyevî bakımdan en doğru, en güzel yaşayış tarzı demek olan “sırât-ı müstakîm”den saptıracağına ant içmiştir. Her türlü yolu deneyerek insanları iman ve itaatten alıkoyacağını söylemiştir. Fakat iman ve itaat yerine kullandığı kelime son derece dikkat çekicidir: Şükretmek…

Şu halde şükretmek iman ve ibadetle yakından irtibatlıdır. Hatta iman ve ibadetin ayrı düşünülemeyecek kopmaz, ayrılmaz bir unsurudur.

Hatırlayalım; Hz. Âişe radıyallahu anhâ validemiz, uzun gece namazında mübarek ayakları şişen Peygamberimiz sallalahu aleyhi veselleme “Geçmiş ve gelecek bütün günahların affolunduğu halde neden kendini bu kadar yoruyorsun?” dediğinde aldığı cevap şuydu: “Rabbime şükreden bir kul olmayayım mı?”

Bu cevabın da gösterdiği üzere şükür ibadettir, ibadetler de şükürdür.

Yine Efendimiz sallalahu aleyhi vesellem buyurur ki: “Şükür, gönlünün, nimeti veren Allah Tealâ’ya tam bağlı olmasıdır.” (Tirmizî)

Mümin, şükür halindeyken bütün nimetlerin, hayatın ve ebediyetin tek ve gerçek sahibi olan Âlemlerin Rabbi’ni tevhid etmiş olur. Kendisine gelen nimetin ancak O’nun fazl u kereminden olduğunu itiraf ederek diğer sebeplerin hakiki değil, mecazî olduğunu kabul etmiş olur. Ayrıca O’nun karşısında muhtaçlığını itiraf ile tevazuyu kuşanmış, kalbini Rabbi’ne bağlamış olur. Böyle bir mümin farkına varmasa da şükrettikçe tevhid hayatını kuşatır imanı gittikçe artar.

İmanın zıddı olan “küfr”ün bir manası da nankörlüktür. Nankörlük; verilen nimeti küçümsemek, zaten kendi hakkıymış gibi görüp verene minnet duymamak ve kâle almamaktır. Nimetin belirlenmiş hakkını vermek yerine türlü şekilde zayi etmek de nankörlüktür. İman ve ibadet ehli kul ise bu hallerden uzaktır.

Şükredilmesi gereken en önemli nimet imandır. Bunu da ancak imanı kalbine yerleşmiş, onun lezzetini tatmış, yüzünü Rabbi’ne dönmüş kullar anlar. Böyle kişiler sürekli zikir ve şükür halindedir. Çünkü şükür önce kalbin amelidir. Dille ifade edilmesi bundan sonradır. İblis’in doğru yoldan saptırdığı insanları “şükretmeyenler” olarak vasıflandırması bu sebepledir. Onun kasdettiği, kalbin iştirak etmediği şükür cümlelerini tekrarlayıp duranlar, halinde ve hayatında şükrün emareleri görülmeyenler değildir elbette.

İman ve şükür bütünlüğü hususunda, bir hadis-i şerifte Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurur:
“İman iki kısımdır. Yarısı sabır, yarısı şükürdür.” (Beyhakî, Şuâbu’l-Îmân, VII, s. 127)
İmam Kuşeyrî kuddise sırruhûnun “er-Risale”sinde şöyle bir menkıbe anlatılır:

Adamın biri, tasavvuf yolunun büyüklerinden Sehl b. Abdullah kuddise sırruhû hazretlerine gelir. Evine bir hırsız girdiğini, nesi var nesi yoksa alıp gittiğini anlatarak ne yapması gerektiğini sorar. Hazret, “Şükretmelisin!” buyurur. Adamın şaşırdığını görünce de şöyle der:

– Evet, Allah Tealâ’ya şükretmelisin. Bunlar dünyevî musibetlerdir. Ya musibet malına değil de dinine gelseydi, şeytan kalbini karıştırıp imanını çalsaydı ne yapacaktın?

Bu menkıbenin mesajına dikkat etmek lazım. Anlatılan, dünya malının hiç kıymetinin olmadığı, çalınsa da yağmalansa da önemsenmemesi gerektiği değil, insanın asıl büyük kaybının ne olduğudur. Çünkü dünyalık kayıplar telafi edilebilir, fakat imanın kaybı ebediyetin elden çıkması demektir.

Diğer taraftan, sabredilir ve şükre devam edilirse dünyalık sıkıntılarda saklı hayırlar da vardır. Hastalık, fakirlik, çeşitli kayıplar, sevilenlerin terk-i dünya eylemesi insanın fani dünyaya ilgisini zayıflatır, baki olana yöneltir. Hadis-i şerifte şöyle buyurulur:

“Müminin hali kıskanılacak bir haldir. Çünkü her hali kendisi için bir hayır sebebidir ve böylesi bir özellik sadece müminde vardır. Şöyle ki: Sevinecek olsa şükreder, bu onun için hayır olur. Başına bir bela gelecek olsa sabreder, bu da onun için hayır olur.” (Müslim, Zühd 64)

İnsanın maddi manevi her bir donanımı hem şükredilmesi gereken nimet hem de şükre vesiledir. Mesela insan konuşabildiği, duygu ve düşüncelerini ifade edebildiği için şükreder. Bu dil donanımının şükrüdür. Ama dil aynı zamanda şükre de vesiledir. Onu yalandan, gıybetten, iftiradan, mâlâyâniden sakınmak böyledir.

Göz için şükredilir. Onu harama bakmaktan, müslüman kardeşinin ayıbını görmekten muhafaza edip, Kur’an okumaya, ibret almaya sevk etmek ise gözle yapılan şükürdür. Yine mesela ilmin şükrü, öğretmek ve bildiğiyle amel etmektir. Malın mülkün şükrü, zekâttır ve infaktır.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır: “İnsanlara teşekkür etmeyen Allah’a da şükretmez.” (Tirmizî, Birr 35)

Çünkü bu hal nankörlüğün tezahürüdür. Açlığını susuzluğunu giderdiğimiz, okşadığımız bir hayvanın bile hal diliyle teşekkür ettiğini görürken, iyiliğe iyilikle, en azından hayır duayla karşılık vermemek insanlıkla bağdaşabilir mi? Yapılan iyiliğe bir teşekkürü esirgeyen kimsenin kalbi donup taşlaşmış demektir. Böyle kişi kendisini yaratan, nice nimetlerle donatan Rabbine şükrü de unutur.

Allah Tealâ; “İyiliğin karşılığı ancak iyiliktir.” (Rahman 60) buyurmuştur.

İnsanların iyilikleri karşısında bir teşekkürü esirgemek, hatta kötülükle karşılık verecek derecede nankörlük etmek şeytanın şu sözünü akla getirir: “… ve sen onların çoğunu şükredenler olarak bulamayacaksın.” (A’raf 17)

Şükredilecek şeylerin akıl almayacak kadar çok olması gözümüzü korkutmasın. Rabbimiz’e şükür vazifemizi yapmaya muvaffak olmak hem kolay hem fıtrîdir. Sadece zihni boşaltıp tefekkür etmek, bir zamanlar dünyada olmadığımızı ve bir zaman sonra yine olmayacağımızı hatırlayıp, bu fani âlemde sadece ilâhî irade ile kâim bulunduğumuzu idrak etmek yeterlidir. Bu büyük akış içinde kendimize ait vehmine kapıldığımız her şeyin lütf-u ilâhî olduğunu hissetmek şükrün zeminidir.

Ve unutmamak lazım, asıl büyük şükür güzel âkıbetle beka yurduna varıp cennet ve Cemâl ile nimetlenince olacaktır. Bütün şükürlerimiz bu en büyük şükre vesiledir.

Rabbimiz’in tevfik ve inayetiyle… (Kaynak: Semerkand Dergisi)

Dini Soru Sor Cevap Al

Merak ettiğiniz dini soruları ‏‏‏‏‏‏‏‏aşağıdaki bölüme yazarak sorabilirsiniz.

© 2022 Muhammed Furkan Akdoğan