İçeriğe geç

Sünnet ve Hayat

    Sünnet deyince evvela aklımıza sünnet ibadetler veya ibadetlerimizin sünnet olan kısımları geliyor. Akşam namazının sünneti, teheccüd namazı ya da ilk rekâtta sübhâneke okumak gibi. Fakat tarifini hatırlarsak sünnetin ibadetlerle sınırlı olmadığını fark ederiz. Bilindiği üzere Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemin sözleri, yapıp ettikleri ve yapılanlardan onayladıkları, hepsi birden sünnet tarifinin kapsamına giriyor.

    Bu tarif odağından bakınca sadece ibadetlerde değil; yemede içmede, giyim kuşamda, insanlar arası münasebetlerde, evde, sokakta, alışverişte, kısaca hayatın bütün alanlarında sünnet olan bir tarz ve tavır olduğunu fark ederiz. Böyle olması da gerekir. Çünkü Allah Resûlü sallallahu aleyhi vesellemin bizim örneğimiz, modelimiz ve hayat rehberimiz olma hali başka türlü gerçekleşmez. Ayrıca O âlemlere rahmet olarak gönderilmişti. Bizim o rahmetten nasibimiz, gündelik hayatta sünnetten nasibimiz ölçüsünde.

    Bu zamanın Müslümanları olarak özellikle hal ve gidişimizde, tutum ve tavırlarımızda, kısaca ahlâkımızda nebevî tarzı yani sünneti anlamaya ve uygulamaya son derece ihtiyacımız var. Mesela dünya ile ilişkimiz nasıl? Gerçekten sabır ve kanaat ehli miyiz? Öfkelendiğimizde neler oluyor? Eşimize çocuklarımıza nasıl davranıyoruz? Bir isteğimiz gerçekleşmediğinde ne yapıyoruz? İpimiz nefsimizin mi elinde? Bu ve benzeri sorulara verdiğimiz cevaplar ahlâk portremizi çiziyor. Ortaya çıkan görüntü ise ya sünnet-i seniyyeye uygun ya da değil. Bir başka ifadeyle ya iyi bir müminiz ya da değiliz.

    Diğer taraftan maneviyat ehlinin, seyr ve sülûk edenlerin zâhir hayatları gibi kalp âleminin de sünnete uygunluğu meselesi var ki bu da seçkinlerin işi, ehline malum mesele. Burada şu kadarını söylemek lazım: Sünnet üzere hayat bir yük değil; tam aksine gereksiz yüklerden arındıran, hafifleten, ferahlatan, huzur veren tabii bir hayat. Meyveleri âhiret sevabına ertelenmiş değil, daha dünyada haz veren bir hayat.