İçeriğe geç

Tabanvaydan TOGG’a Kara Ulaşımı

    Osmanlı’daki yolları belki de en iyi tanıyanlardan Evliya Çelebi, eserinde geçtiği yolları, aştığı geçitleri ve çektiği zorlukları betimler. Değil arabayla, atla bile seyahat etmenin tam bir çileye dönüştüğü yolları “cehennemden bir parça” diye tanımlar.

    Yeryüzünde kara ulaşımı aslında Hz. Adem aleyhisselamın dünyayı teşrif etmesiyle başladı. Fakat o zamanlarda bir ulaşım aracı yoktu. Bir yerden bir yere sadece yayan gidiliyordu. Sonraki dönemlerde atların ehlîleştirilmesiyle kara ulaşımı hızlanmaya başladı. Tekerleğin icadıyla beraber insanların ve hayvanların çektiği basit taşıma araçları karşımıza çıktı. Daha sonra bu araçlar yüzyıllar hatta bin yıllar boyu farklı şekillere büründü. Savaşlarda, ulaşımda ve taşımacılıkta kullanıldı. Teknoloji geliştikçe ortaya motor denen bir alet çıktı. Çok geçmeden motor bu basit ulaşım araçlarında kullanıldı ve ilk otomobiller ortaya çıkmış oldu. Zamanla farklı türde motorlu araçlar sahneye çıkmaya başladı. Kamyon, otobüs, traktör, tır, motosiklet… Farklı işlevlerde kullanılan bu araçlar günümüze kadar pek çok evreden geçti.

    Yolların Hikâyesi

    Kara ulaşımının temeli yani altyapısı yollardır. Hz. Adem aleyhisselamdan beri insanlar sürekli yer değiştirmiş, bu yer değiştirme sırasında araçlar kullanılmaya başladığında da güzergâhlar netleşmiş ve ortaya yollar çıkmıştır. Bilinen ilk yol sistemi M.Ö. 3000 yılında Mezopotamya’da ortaya çıkmıştır. İlk asfalt yol M.Ö. 7. yüzyılda Babil’de yapılmıştır. Uluslararası ticaretin gelişmesiyle ortaya büyük ticaret yolları çıkmıştır. Perslerin M.Ö. 5. yüzyılda 2300 km. yola sahip oldukları düşünülür.

    Romalılarla beraber yol yapımında büyük gelişmeler oldu. Yol mühendisliği konusunda ciddi adımlar atıldı ve daha sağlam yollar yapılmaya başlandı. Yüzyıllar boyunca bu teknikler dünyanın pek çok yerinde uygulandı. Fakat bu tarz yollar genelde şehirlerde inşa ediliyordu. Şehirler arasındaki yollar bu kadar özenli değildi.

    Osmanlı döneminde Bizans ve Selçuklulardan devralınan ulaşım teknolojisinde büyük bir değişiklik yapılmadı. Anadolu ve Balkanlarda Romalıların yaptığı yollar Osmanlılar tarafından onarılmış, ihtiyaç duyulan yerlere yeni yollar ve köprüler eklenmişti.

    Osmanlı’nın yollar konusunda özellikle üzerinde durduğu nokta, ordunun geçeceği yolların bakımını yapmak ve İstanbul-Mekke arasındaki yolları açık tutmaktı. Bununla birlikte, yollar üzerindeki köprü, kervansaray gibi bayındırlık tesislerini oluşturmak ve işleyişini sağlamak için hayırseverler tarafından vakıflar kurulmuştu.

    O dönemlerdeki seyahatnamelerin pek çoğunda yollardan şikâyet edilir. Osmanlı’daki yolları belki de en iyi tanıyanlardan Evliya Çelebi, eserinde geçtiği yolları, aştığı geçitleri ve çektiği zorlukları betimler. Değil arabayla, atla bile seyahat etmenin tam bir çileye dönüştüğü yolları “cehennemden bir parça” diye tanımlar. Bu sadece Osmanlı’ya özgü değildir. Aynı dönemde Avrupa’daki yolların farklı olduğu söylenemez. Kullanılan herhangi bir yol, düzeltilmiş veya inşa edilmiş bir yüzey olmaktan çok yolcuların ve araçların üzerinden geçmesiyle meydana gelmiş bir toprak şeridinden ibaretti. O dönemlerde yola çıkmak oldukça meşakkatliydi. Karayolu ulaşımını kolaylaştıracak gelişmeler henüz yaşanmamıştı. Hava şartları, hayvanların durumu ulaşımı doğrudan etkiliyordu.

    Teker Dönmeye Başlıyor

    Kara ulaşımında araçların kullanılması tekerleğin icadıyla başlar. Tekerlek, başka bir örneği olmadığı için diğer birçok icada göre hayatımıza daha geç girmiş. Dikiş iğnesi, dokuma kumaş, sepet, flüt gibi aletler tekerlekten çok daha önce kullanılıyormuş.

    İlk tekerlekler ulaşım amacıyla kullanılmamış. Bilinen en eski tekerlek M.Ö. 3500’lü yıllarda Mezopotamya’da çömlekçi çarklarında kullanılmış. Bundan 300 yıl sonra tekerlek bir şeyler taşımak için kullanılmaya başlanmış. Önce hayvanların çektiği iki tekerlekli arabalar ve el arabaları ortaya çıkmış. Daha sonra bu araçlar çiftçilerin ve tüccarların vazgeçilmezi olmuş.

    Sümerlerin kullandığı arabalar zaman geçtikçe dört tekerlekli olmuş ve arabanın kayışlar yardımıyla atlara bağlanmasıyla çekilmiş. Mısır’da ilk olarak eşek ve öküzlerle çekilen arabalar kullanılmış. Bu arabalar kullanım amacı ve coğrafi şartlara göre farklı şekillere bürünse de hep insan ya da hayvan gücüyle hareket etmiş. Elbette motor çalışmaları başlayana kadar…

    Otomobillerin Gelişimi

    Kendi kendine hareket eden ilk aracın 1679-1681 yılları arasında Pekin’de misyoner Ferdinand Verbiest tarafından Çin imparatoru için bir oyuncak olarak yapılan küçük buharlı araç olduğu belirtilir. Bir oyuncak olarak tasarlanan bu araç, küçük bir ocağın üzerinde yer alan buhar kazanı, buharın hareket ettirdiği bir çark ve dişliler ile hareket ettirilen küçük tekerleklerden oluşuyordu.

    1769’da Fransız Nicolas Joseph Cugnot, Ferdinand Verbiest’in düşüncesini geliştirmiş ve 23 Ekim’de buhar kazanı ile çalışan ve “fardier à vapeur” (buharlı yük arabası) adını verdiği aracı çalıştırmıştı. 1889 Dünya Fuarında, Serpollet tarafından yapılan, otomobille üç tekerlekli motosiklet arası bir araba sayılan ilk buharlı araç sergilendi. Serpollet ayrıca kendi geliştirdiği araçla ilk Fransız sürücü ehliyetinin de sahibi oldu.

    Benzinle çalışan ilk otomobil, 1887 yılında Gottlieb Daimler adlı bir Alman tarafından geliştirildi. ABD’de Frank ve Charles Duryea kardeşler 1892 ve 1893 yıllarında benzinle çalışan Amerikan otomobillerini yaptılar. İki kardeşin yaptıkları otomobiller “atsız araba” diye isimlendirilmişti. Sonraki yıllarda ortaya çıkan bütün ilk dönem Amerikan otomobilleri hemen hemen birbirinin benzeriydi. 20. yüzyılın başında otomobillerin yapısında değişim başladı. İlk otomobiller şekilleri itibariyle, atlar tarafından çekilen arabalara benziyordu. 1900’lerin otomobilleri daha çok şekil değişikliğine uğradı.

    I. Dünya Savaşı’nın 1918’de sona ermesiyle endüstri ve ekonomi özellikle Avrupa’da çok zayıflamış, fabrikalar yıkılmıştı. Avrupa, otomobil üretiminde tekrar ayağa kalkmak için Amerikan modelini uygulamaya başladı. O dönemin en başarılı sanayicilerinden Andre Citroen, Amerikan modelini taklit edenlerden oldu. André Citroen, ABD’de Henry Ford’u ziyaret ederek ABD otomobil fabrikalarında uygulanan üretim yöntemlerini öğrendi. 1919’da Citroën şirketini kurdu ve otomobile getirdiği yeniliklerle kısa sürede başarılı oldu.

    Yıllar geçtikçe otomobil tasarımları değişti. Bazı firmalar sağlamlık ve konfora önem vererek lüks araçlar üretti. 1920’lerden sonra ise otomobillerde çelik kullanımı giderek arttı. Tamamı çelik olan ilk modeli de Citroen yaptı. Sonraki yıllarda otomobillerin özellikleri ve kullanım alanları çeşitlendi. 1950’lere gelindiğinde ilk spor arabalar ortaya çıktı. İlk Amerikan spor otomobili sayılan 1953 model Chevrolet Corvette birçok yenilik taşıyordu. Aynı yıllarda hidrolik direksiyon, diskli frenler, otomatik vites kutusu, hidropnömatik süspansiyonlar, aerodinamik yapılar kullanılmaya başladı.

    ABD’de gittikçe daha büyük otomobiller üretilirken, Avrupa’da orta büyüklükte motor hacmi ile ekonomik otomobillerin geliştirilmesi daha yaygın hale geldi. Avrupalılar bu süreçte otomobil pazarında ABD’yi yakaladı, sonra da geçti. Arap-İsrail Savaşı’nın 6 Ekim 1973’te patlak vermesiyle dünyada ilk petrol krizi ortaya çıktı. Bu kriz sonucunda Avrupa’da yeni tip araçlar üretilmeye başlandı. Uzun sedan tipi araçlar yerine uzunlukları 4 metreyi geçmeyen ve arka bagajı iç hacimden ayrılmayan, bagaj kapağı yukarı açılan (hatchback) otomobiller ortaya çıktı.

    Sonraki yıllarda araçlar çeşitli özellikler kazandı ve güçleri arttı. Yeni model spor arabalar artık 700 beygir güce sahipti. Son yıllarda bataryalarda gerçekleşen teknolojik gelişmeler sayesinde elektrikli otomobiller üretilmeye başlandı. Başlarda elektrikli otomobiller düşük güç üretirken günümüzde diğer otomobillerin performansını yakalamış durumda. Ülkemizde de bu konuda çok önemli yatırımlar meydana geldi ve ortaya TOGG çıktı. 2023 yılında yollara çıkacak bu araç bir otomobilden ziyade akıllı cihaz olarak tanımlanıyor. Bu da karayolu araçlarının nasıl bir dönüşüme uğradığının en belirgin göstergesi diyebiliriz.