İçeriğe geç

Tek Söz Uçsuz Bir Deniz Besmele Nedir?

    Besmele Allah Teâlâ’yı anmak, zikretmektir. Dünyevî her meşru işi ibadete çeviren manevi bir anahtardır. Müslüman, besmele ile Cenâb-ı Hakk’ın ulûhiyetini tasdik, kendi kulluğunu da ikrar eder. “Bu işe nefsim adına değil, ancak ilâhî rızayı ümit ederek, O’nun izni ile başlıyorum” demiş olur. Yazıyı “Şerefli bir işe besmele ile başlanmazsa o iş bereketsizdir” hadis-i şerifinin şerhinden faydalanarak hazırladık. Şerh, İmam Birgivî rahmetullahi aleyhe ait ve “Kırk Hadis” geleneğinin Türkçe’deki en geniş ve kapsamlı örneklerinden biri. İsmi “Burhânü’l-Müttakîn.” Büyük bir Osmanlı âlimi olan Mustafa Cem’î rahmetullahi aleyh tarafından Osmanlı Türkçesine çevrilmiş. Bu çeviriden özetleyerek ve uyarlayarak sunuyoruz.

    Dinin meşru ve güzel gördüğü her işin başında “Bismillah”, sonunda da “Elhamdülillah” demeye dili alıştırmak gerekir. Böyle yapmak kalpte imanın tadını bulmaya ve yapılan işlerde bereket ve saadete vesile olur.

    Peygamberler Sultanı Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuşlardır:

    “Kıymetli bir işe besmeleyle başlanmazsa o iş bereketsizdir.”

    Yine şöyle buyurmuşlardır:

    “Meşru bir işin başında bismillahirrahmanirrahim veya onun manasını ifade eden bir söz zikredilmemişse o iş eksiktir, faydası ve bereketi de azdır.”

    Hadis-i şerifin işaret ettiği mana şudur: Her şerefli ve kıymetli işin başında besmele çekmek sünnettir.

    Hz. Aişe radıyallahu anhâ annemiz şöyle buyurmuştur:

    Allah Resûlü sallallahu aleyhi vesellem ashaptan altı kişiyle yemek yiyorlardı. Bir bedevî geldi ve o da yemekten iki lokma aldı. Bunun üzerine Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdular:

    “Bu yemeğin üzerine Allah’ın adı anılsaydı size yeterdi. Biriniz yemek yediğinde o yemek üzerine Allah’ın adını ansın, yani besmele çeksin. Eğer başında besmeleyi unutursa, yemek arasında ‘Bismillahi fî evvelihi ve âhirihi’ (başında ve sonunda Allah’ın adıyla) desin.”

    Hayırların anahtarı

    Vehb b. Münebbih rahmetullahi aleyh şöyle buyurmuştur:

    “Cenâb-ı Hak içinde besmele-i şerifenin de bulunduğu bazı kelimelere öyle bir özellik bahşetmiştir ki, diğer kelimelerde bu özellik yoktur. Bu kelimelerle temizlik tamam, kesilen hayvanlar helâl olur. O kelimelerle şeytan uzak tutulur. Çocuklar yiyecek ve içeceklerden manen de beslenir. Bir kimse tam bir samimiyet ve teslimiyetle bismillahirrahmanirrahim deyip denize girse batmaz, ateşe girse yanmaz, yılan ve akreplerin arasına dalsa onu sokmazlar. Bir müminin kabri üzerinde okunsa, bereketiyle azabı kaldırılır.”

    Bazı âlimler şöyle demiştir:

    “Besmele-i şerifenin on dokuz harf olmasıyla ilgili iki fayda vardır:

    Birincisi: Zebaniler de on dokuzdur. Besmeleye devam eden kişi, bu harflerin bereketiyle o on dokuz zebaninin azabından korur.

    İkincisi: Hak Teâlâ hazretleri, gece ve gündüzden meydana gelen günü yirmi dört saat olarak yarattı. O yirmi dört saatte işlenecek günahların beş saatine karşılık olarak beş vakit namazı emretti ki, bunlar o beş saatin günahlarına kefaret olsun. Kalan on dokuz saat için de on dokuz harften meydana gelen besmele-i şerifi ihsan etti ki kalan on dokuz saatin günahına kefaret olsun.”

    Bazı ârifler şöyle dediler:

    “Besmele-i şerife, hidayet hazinesinden mübarek bir kelimedir. Ayrıca Cenâb-ı Hakk’ın ihsan buyurduğu velîlik giysilerinden bir giysidir.”

    Rivayete göre Allah Teâlâ besmele-i şerifeyi dört kişiye ihsan buyurmuştur.

    Birincisi: Hz. Nuh aleyhisselâmdır ki, “Onun yüzüp gitmesi de durması da Allah’ın adıyladır” (Hud 41) mealindeki ayet-i kerimede bildirildiği üzere Allah’ın adı hürmetine Nuh aleyhisselâmın gemisi yürümüştür.

    İkincisi: Süleyman aleyhisselâmdır ki, “Mektup Süleyman’dandır, Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyladır” (Neml 30) mealindeki ayet-i kerimenin vasıtasıyla ve Allah’ın ismi hürmetine havada gezmiştir.

    Üçüncüsü Fahr-i Kâinat Efendimiz sallallahu aleyhi vesellemdir ki, besmele-i şerif hürmetine “Derken, iki yay kadar veya daha yakın oluverdi” (Necm 9) mealindeki ayet-i kerimedeki makama vâsıl olmuştur.

    Dördüncüsü ise Ümmet-i Muhammed’in bütün fertleridir ki, besmele-i şerifeye devam etmeleri sebebiyle sırat ve cehennem üzerinden yıldırım gibi geçeceklerdir.

    Hikmetten daha fazlası

    Fahr-i Kâinat Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuşlardır:

    “Bir kimse üzerinde besmele yazılı olan bir kâğıdı, Cenâb-ı Hakk’a hürmetinden dolayı yerden kaldırsa, O’nun katında sıddıklardan yazılır. Eğer bu kişinin anne babası müşrik ise onların da azabı hafifletilir.”

    İbrahim b. Ahmed rahmetullahi aleyhten şöyle bir hikâye nakledilir:

    Bu mübarek zâtın fâsık ve içki içen bir kardeşi vardır. Bir gün sarhoş bir halde bu zatın huzuruna gelir. İbrahim, o halde görünce dayanamayıp biraz azarlayınca kardeşi ağlayarak gider. Daha sonra işittiğine göre kardeşi gusül niyetiyle bir havuzun kenarına varır. Fakat çok sarhoş olduğu için havuza düşüp ölür. O mübarek de üzgün bir şekilde kardeşini yıkayıp kefenler ve kabre koyar.

    O gece kardeşini rüyasında görür. Yüzü ay gibi parlamaktadır. Hayret içinde kardeşine bunun sebebini sorar. Kardeşi der ki:

    – Sen beni azarladığın zaman yaptıklarıma pişman oldum. Gusledip ardından da tevbe etmek maksadıyla havuza giderken yerde üzerinde besmele yazılı bir kâğıt buldum. Hürmetimden dolayı onu alıp yuttum. Kabre konulmamın ardından Münker ve Nekir geldi. Onlara dedim ki: “Siz bana Allah’ı soruyorsunuz, halbuki O’nun ism-i şerifi benim içimdedir.” Ben bunları söylediğim zaman şöyle bir nida işittim: “Soru sormayın, Cenâb-ı Hak onu mağfiret buyurdu.”

    Hz. Ömer radıyallahu anhu efendimizin zamanında Bizans imparatoru ona şöyle bir mektup gönderdi:

    “Benim bir oğlum var, sürekli başı ağrıyor. Derdine hekimler çare bulamadı. Lütfen buna bir çare bulunuz.”

    Hz. Ömer radıyallahu anhu o zamanın âdetlerine göre başa takılacak bir şey gönderdi. Bizans kralının oğlu bunu başına takar takmaz ağrısı geçti. Çıkarınca ağrı tekrar başlıyor, taktığında geçiyordu. Bu duruma hayret edip çok meraklandığı için başlığı söküp içine bakınca, besmele-i şerifin yazılı olduğu bir kâğıt gördü.

    Halid b. Velid radıyallahu anhu hazretlerinden bazı Mecusîler bir keramet göstermesini isteyip dediler ki:

    – Mademki benim dinim haktır diyorsun, bize bunu ispat et. Biz de Müslüman olalım!

    Bunun üzerine Halid b. Velid radıyallahu anhu onlardan en etkili zehri istedi. Bir bardak içinde zehri getirdiler. Bismillahirrahmanirrahim deyip zehri içti ve hiçbir şey olmadı. Oradaki Mecusîler bunu görünce İslâm dininin hak olduğunu tasdik edip Müslüman oldular.

    Hz. Ömer radıyallahu anhu, halifeliği zamanında Amr b. As radıyallahu anhuyu Mısır’a vali tayin etti. Oraya gittiğinde ahali Nil’in taşmadığını söyledi. O memleketin bütün bağ ve bahçeleri Nil’in iki yakasında bulunduğu için nehir taşarsa buralar sulanır, taşmazsa susuz kalırdı.

    Amr b. As halka Nil’in nasıl taştığını sordu. Onlar da “Her yıl çocuk yaşta bir bakire cariyeyi, sahibini razı ederek alır, bu suya atarız. Bunun üzerine nehir taşar, biz de istifade ederiz” dediler.

    Amr b. As “Bu cahiliye âdetidir” diyerek meseleyi Hz. Ömer’e bir mektupla bildirdi. Hz. Ömer de cevaben şunu yazdı:

    “Bismillahirrahmanirrahim. Ey Nil! Allah’ın emrinin haricinde akıyorsan, bizim sana ihtiyacımız yok. Eğer Allah’ın emriyle akıyorsan, yine O’nun izniyle ak.”

    Hz. Ömer’in mektubunu Nil nehrine attılar. Nil de taşarak bağları bahçeleri suladı. Böylece o bâtıl âdet de ortadan kalkmış oldu. Bu nehir hâlâ mevsimi geldiği zaman kabarıp bağ ve bahçeleri sular.

    Bişr-i Hafî rahmetullahi aleyhin velîlik makamına erişmesinin sebebi, besmele-i şerifeye gösterdiği hürmet ve muhabbettir. Hadise şöyledir:

    Bu zâtın amcası, üç gece üst üste rüyasında bir seslenicinin “Bişr-i Hafî bağışlandı” diye bağırdığını gördü. Halbuki Bişr günahlarla içli dışlı biriydi. Amcası ona;

    – Bugünlerde ne hayır işledin, diye sordu. Bişr-i Hafî şöyle cevap verdi:

    – Bir hayır işlemedim. Fakat geçen gün tuvalete girdiğimde yerde üzerinde besmele-i şerifenin yazılı olduğu bir kâğıt gördüm. O kâğıdı alarak bir miktar misk sürüp sandığımda sakladım.

    Amcası gördüğü rüyayı anlatarak;

    – Sana müjdeler olsun ki, Cenâb-ı Hak seni bu sebepten bağışlamış, dedi.

    Bunu işiten Bişr-i Hafî sevincinden çığlık atıp bayıldı. Kendisine geldikten sonra bütün günahlarına tevbeyle varını yoğunu sadaka verdi. Kölelerini ve cariyelerini de Allah rızası için hürriyetlerine kavuşturdu. Sonra yaya olarak Kâbe’ye gitti. Ömrünün sonuna kadar o mübarek beldede ibadet ve taatle vaktini geçirdi. Allah’ın sonsuz rahmeti onun üzerine olsun.

    Cennetin dört nehri

    Resûl-i Ekrem Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem buyurmuşlar ki:

    “Miraç gecesi bütün cennetler bana gösterildi. Cennette dört nehir gördüm. Bunlardan birisi su, birisi süt, birisi şarap ve dördüncüsü de bal nehriydi.”

    Cenâb-ı Hak hazretleri de bu nehirleri şöyle vasfetmiştir:

    “Allah’a karşı gelmekten sakınanlara söz verilen cennetin durumu şöyledir: Orada bozulmayan su ırmakları, tadı değişmeyen süt ırmakları, içenlere lezzet veren şarap ırmakları ve süzme bal ırmakları vardır.” (Muhammed 15)

    Hadis-i şerif şöyle devam ediyor:

    “Cebrail’e bu nehirlerin nereden geldiklerini ve nereye gittiklerini sordum. Cebrail aleyhisselâm buyurdu ki:

    – Kevser havuzuna giderler, ama nereden geldiklerini bilmiyorum. Cenâb-ı Hak’tan niyaz edeyim de sana bildirsin.

    Böyle dedikten sonra Cenâb-ı Hakk’a rica edince bir melek yanımıza gelerek; ‘Ey Allah’ın Habibi, gözlerini yum’ dedi. Ben de gözlerimi yumdum. Sonra ‘Gözlerini ’ deyince açtım.

    Gördüm ki bir ağacın yanındayım. Orada beyaz inciden bir kubbe gördüm. Kubbenin kapısı yeşil yakuttan, kilidi kızıl altındandı. Kubbe öyle büyüktü ki, dünyadaki bütün insanları ve cinleri o kubbenin üstünde toplasan, dağ üzerindeki bir kuş gibi yahut denize atılmış bir badem gibi kalır. O kubbeyi gördükten sonra geri dönecek oldum. O melek bana;

    – Kubbenin içine niçin girmiyorsun, diye sordu.

    – Nasıl gireyim kapısı kilitlidir, dedim. Melek bana,

    – Kilidi aç, deyince,

    – Anahtarı yok nasıl açayım, diye sordum. Melek:

    – Anahtarı senin elindedir, yani Bismillahirrahmanirrahim’dir, diye karşılık verdi.

    Ben de kilidin yanına geldim ve besmeleyle kilit açıldı. Kubbenin içine girdim ve gördüm ki o dört nehir kubbenin dört köşesinden akıyor.

    Kubbeden çıkmak istediğim zaman yine o melek bana;

    – Baktın mı, diye sordu.

    – Baktım, dedim.

    – Bir daha bak, dedi.

    Tekrar bakınca şunu gördüm: Su nehri bismillah’ın mim’inden, süt nehri bismillah’ın he’sinden, şarap nehri er-Rahmân’ın mim’inden, bal nehri de er-Rahîm’in mim’inden çıkıyor. O zaman bu dört nehrin aslının besmeleden olduğunu anladım.

    Ben bunları gördüğüm vakit Cenâb-ı Hak buyurdu ki:

    ‘Habibim! Senin ümmetinden bir kişi beni bu isimlerle zikrederse, yani temiz bir kalple ‘Bismillahirrahmanirrahim’ derse, o kişi bu dört nehirden de kana kana içer.’”