İçeriğe geç
Ana sayfa » Blog » Abdulhamid Han ile Theodor Herzl’ın Görüşmeleri

Abdulhamid Han ile Theodor Herzl’ın Görüşmeleri

    Hünkâr, sabırlı ve ezici bir tutumla tebessüm eder, “Ben bir karış dahi olsa toprak satmam, zira bu vatan bana değil, milletime aittir. Milletim, bu devleti kanlarını dökerek kazanmışlar ve yine kanlarıyla mahsuldar kılmışlardır. Ben onun hiçbir parçasını veremem.”

    Osmanlı padişahlarının otuz dördüncüsü ve İslâm halifelerinin doksan dokuzuncusu olan II. Abdülhamid Han, 31 Temmuz 1876 Perşembe günü otuz dört yaşında tahta cülus etmiş; otuz iki sene, yedi ay, yirmi yedi gün hüküm sürdükten sonra 27 Nisan 1909 Salı günü, altmış yedi yaşındayken hal edilmiştir. Devletin en zorlu günlerinde tahta geçen Abdülhamid Han, üst üste gelen ve her biri bir diğerini doğuran felaketler çağının mazlum padişahıdır. Buna rağmen büyük bir dirayetle Devlet-i Aliyye’yi ayakta tutmuş, kazandırdığı otuz üç senelik zaman diliminde açtığı eğitim kurumlarıyla, İstiklal Harbini başarıyla icra eden nesli yetiştirmiştir.

    Theodor Herzl ise Arz-ı Mevud (vadedilmiş topraklar) üzerinde devlet kurma çalışmalarına önderlik eden bir numaralı isimdir. Dünya Siyonist Teşkilatı, Herzl’in çabaları ve önderliğinde 29 Ağustos 1897’de Basel’de toplanan ilk Dünya Siyonist Kongresi ile kuruldu. Tartışmalar sonunda kararlaştırılan Basel Programı hareketin resmi çerçevesini şöyle belirledi: ‘Siyonizm, Yahudi halkı için Filistin’de kamu hukukunun güvencesi altında bir yurt kurulmasını amaçlamaktadır. Bunun için kongre Filistin’de Yahudi çiftçi, esnaf ve tüccarının anlamlı bir şekilde yerleştirilmesine, her ülkenin yöresel yasalarına uygun biçimde Musevilerin birleştirilmesi ve örgütlenmesine, Yahudi ulusal duygularının ve bilincinin kuvvetlendirilmesine, Siyonizm’in amacına erişebilme yolunda ilgili hükümetlerin onayını almak için hazırlık çalışmalarına girişilmesine karar vermiştir!’

    Ancak belirlenen bu hedefler için en büyük engel Osmanlı Devleti ve başındaki Sultan Abdülhamid Han’dı. İşte bu sebeple Theodor Herzl, 1901 senesinin Mayıs ayında, uzun zamandır görüşmek için çabaladığı Abdülhamid Han’ın huzuruna çıkabilecek izni nihayet alabildi. Gerçekte bu görüşmenin doğrudan olmadığı, Herzl’in taleplerini, Polonyalı bir aristokrat olan Philip Newlinsky aracılığıyla üstü örtülü bir şekilde ilettiği söylenir ki bu daha doğru bir varsayımdır. Lakin anlatılagelen meşhur görüşme şu şekildedir:

    O serin bahar gecesi, yatsı namazından sonra saraydaki hususi çalışma odasında Theodor Herzl’i kabul eder Sultan. Sade redingotunun içinde mağrur ve kararlı bir tavırla, içeri neredeyse iki büklüm giren Herzl’i nezaketle karşılar.

    Görüntüsünün aksine ciddi ve hevesli bir sesle, “Sultan’ım,” der Herzl, “Teklifimizin içeriği malumunuzdur zira çeşitli vesilelerle size ulaştırılmıştır. Alicenaplığınız gereği huzura kabul ettiğiniz bu Yahudi kulunuz der ki, Osmanlı Devleti’ni bunaltan bütün düyun-u umumiye borcu, bundan böyle biz Yahudi kullarınızındır. Gereken meblağı Hazine-i Hümayun’a bağışlayacak ve bir o kadarını da hediye edeceğiz. İstediğimiz, Filistin’de küçük bir çiftlik kadar bir toprak parçasıdır.”

    Her memleketteki iç hâkimiyetiniz yetmediği gibi hem de Filistin’de, İslâm dünyasının en kırılgan noktasında bir de dış imparatorluk kurmak istiyorsunuz. Son sözüm şudur, soydaşlarınıza deyiniz ki, otuz dördüncü Osmanlı Padişahı 2. Abdulhamid, Tunus’tan Van gölüne ve Balkanlardan Yemen’e kadar uzanan imparatorluğuna bir bu kadar daha dahil edilse bile Yahudilere Filistin ya da vatanın herhangi bir köşesinde bir avuç dahi toprak vermeyecektir.

    Bu Vatan Bana Değil Milletime Aittir

    Hünkâr, sabırlı ve ezici bir tutumla tebessüm eder, “Ben bir karış dahi olsa toprak satmam, zira bu vatan bana değil, milletime aittir. Milletim, bu devleti kanlarını dökerek kazanmışlar ve yine kanlarıyla mahsuldar kılmışlardır. Ben onun hiçbir parçasını veremem.”

    Herzl, alnında tomurcuklanan ter damlalarını ipek mendiliyle silerken devam eder, “Efendimiz, bizim amacımız bu devlete hayırlı olabilmektir. Osmanlı Yahudilerinin, Devlet-i Aliyye’ye üç yüz küsur yıllık sadakatlerini siz de takdir edersiniz.”

    Sultan Abdülhamid Han, muhatabının son moda yuvarlak vatkalı kruvaze ceketinin içinde küçüldükçe küçülen bedenine bakarak çıkışır, “Beni dinleyin Herzl, sizin ve dostlarınızın gözümüzü boyama peşinde olduğunuzu biliyorum. Zira yirmi milyon Osmanlı lirasından başka paranız yok. Vakıa dış borcumuzun doksan milyon lirayı bulduğu düşünülecek olursa bunun ehemmiyetli bir miktar olmadığı barizdir.”

    “Doğru Efendimiz, lakin paranın ilk etapta en az yüzde seksenini ödetmeyi planladık. Avusturyalı Baron Hirsch ve Alman Rothschild gibi varsıllar bu projeyi destekliyorlar.”

    Alaycı bir ifadeyle güler Hünkâr, “Onların dahi bu projeyi fazlasıyla zamansız bulduklarını biliyorum Herzl. Çorak bir ülkede, sefaletin daha ileri boyutlarının yaşanabileceği bir başka büyük maceraya atılmak istemediklerini açıkça belirtiyorlar. Haklı olarak, yerleştikleri Avrupa ülkelerinde refaha ulaşmış kardeşlerinin yurt edindikleri toprakları bırakıp yalnızca dinî nedenlerle Filistin’e, düşman bir Arap ve müslüman denizinin orta yerine gitmeye ikna olacaklarını akılları kesmiyor.”

    Herzl enikonu telaşlanır, “Efendim, bahsettiğim milyonlarca İngiliz altınıdır… Arzu ettiğiniz kadarını bulmak benim işimdir. Büyük sermayedarların tamamı yakında isteklerimize uygun hareket etmeyi öğrenecekler.”

    “Yani her memleketteki iç hâkimiyetiniz yetmediği gibi hem de Filistin’de, İslâm dünyasının en kırılgan noktasında bir de dış imparatorluk kurmak istiyorsunuz. Son sözüm şudur Sayın Herzl, soydaşlarınıza deyiniz ki, otuz dördüncü Osmanlı Padişahı 2. Abdulhamid, Tunus’tan Van gölüne ve Balkanlardan Yemen’e kadar uzanan imparatorluğuna bir bu kadar daha dahil edilse bile Yahudilere Filistin ya da vatanın herhangi bir köşesinde bir avuç dahi toprak vermeyecektir.”

    Bu son ve mutlak irade içeren sözler üzerine boynunu bükerek huzurdan ayrılır Herzl. Ancak o ve onun gibiler intikamlarını, Hünkâr’a hal fetvasını vermeye gelen içler acısı ekibi göndererek alacaklardır.