İçeriğe geç
Ana sayfa » Blog » Adaleti Kendi Nefsinde Aramak

Adaleti Kendi Nefsinde Aramak

    İslâm düşünürlerinin çoğuna göre insanın en temelde üç yetisi bulunmaktadır ve insana özgü pek çok yeti nihai noktada yine bunlarla irtibatlıdır. Söz konusu yetiler akıl, öfke ve şehvet yetisidir. Sorumluluk sahaları ise şöyle özetlenebilir: Akıl, insanın teorik yahut pratik gayelerle gerçekleştirdiği her türden düşünme eyleminden sorumludur. Öfke yetisi, her türden insanî duyguyu üreten yetidir. Şehvet yetisi ise, insanın her türden arzularını ortaya çıkaran türden bir yetidir.

    Adalet İslâm düşünce geleneğinde metafizikten fiziğe, ekonomiden siyasete kadar hayatın oldukça geniş bir alanını kapsayan temel bir kavramdır. Ahlak da adalet denilince akla gelen önemli alanlardan biridir. Nitekim ilahî adalet, tabîî adalet, ekonomik ve sosyal adalet hakkında konuştuğumuz gibi ahlakî adalet hakkında da konuşuyoruz. Ancak ahlakî adalet denildiğinde çoğumuzun zihninde başkaları ile ilişkilerimizde adil davranmaya dönük bir anlam belirtmektedir. Halbuki başkaları ile ilişkimiz sosyal, siyasal, ekonomik vb. türde ilişkilerdir. Dolayısıyla da böylesi ilişkilerdeki adalet zaten başlı başına özel, ayrı bir türü ifade etmektedir. Öyleyse ahlakî adaletin anlam sahası söz konusu türlerden bir şekilde ayrışmalı, ayrıştırılmalıdır. Peki, nasıl? Bunun için önce ahlak denilen bilgi ve eylem sahasına biraz daha yakından bakmak gerekmektedir.

    Ahlak, İslâm düşünce geleneğinde çok büyük oranda kişinin kendisi ile başlayıp yine kendisi ile biten ilişkilerin sahasıdır. Daha açık bir ifadeyle, ahlakın ilgi sahası insanın kendi ruhunu, bu ruha ait huyları ve o huyların ortaya çıkardığı eylemleri eğitmesi, güzelleştirmesidir. Bir ilmî disiplin olarak ahlak da bir eylem rehberi olarak ahlak da bunu amaçlar. Nitekim bu amacın gerçekleşmesinin sonucu yani ahlakın sebebiyet verdiği netice ise insanın bireysel kemâli, yetkinliğidir. Ayrıca şunu da vurgulamak gerekir ki, bu yetkinlik her ne kadar sosyal, ekonomik ve siyasal yetkinliklere etkide bulunsa da özünde onlardan bağımsızdır. Öyleyse, madem ki ahlak insanın kendisi ile ilişkisiyle ilgilenen ve bireyi yetkinleştirme gayesi güden bir bilgi ve eylem sahasıdır, o halde ahlakî adaleti de yine insanın kendisinde aramamız gerekmektedir.

    Akıl, Öfke, Şehvet

    İslâm düşünürlerinin çoğuna göre insanın en temelde üç yetisi bulunmaktadır ve insana özgü pek çok yeti nihai noktada yine bunlarla irtibatlıdır. Söz konusu yetiler akıl, öfke ve şehvet yetisidir. Sorumluluk sahaları ise şöyle özetlenebilir: Akıl, insanın teorik yahut pratik gayelerle gerçekleştirdiği her türden düşünme eyleminden sorumludur. Öfke yetisi, her türden insanî duyguyu üreten yetidir. Şehvet yetisi ise, insanın her türden arzularını ortaya çıkaran türden bir yetidir.

    İnsanın saydığımız tüm bu yetileri görev ve sorumluluklarını üç şekilde yerine getirebilirler. Buna göre; yetiler ya gereği gibi işlerler ya gereğinden az işlerler yahut da gereğinden fazla işlerler. Bahsi edilen yetiler gereği gibi işlediklerinde birey birtakım erdemlerin yani iyi huyların, iyi karakter özelliklerinin sahibi olurken, gereğinden az yahut fazla işlediklerinde ise birey birtakım erdemsizliklerin yani kötü huyların, kötü karakter özelliklerinin sahibi olur.

    Öfke ve şehvet yetileri gereği gibi işleyip kendilerine mahsus erdemleri üretebilmeleri için aklın rehberliğine tabi olmalıdır. Zira ilgili yetiler tabiatları gereği aşırılığa meyillidir. Ancak aklın yönetimine tabi olduklarında yerine getirecekleri görevleri dengeli biçimde ifa edebilirler. Şöyle ki; akıl yetisi gereği gibi işlediğinde insan adına hikmet denilen ve düzgün düşünmeyi ifade eden bir erdemi elde eder. Öfke yetisi aklın yönlendirmesine uyar ve dengeli işlerse insan adına cesaret denilen ve duygu durumlarındaki dengeyi ifade eden bir erdemi elde eder. Şehvet yetisi de aynı şekilde aklın yönlendirmesine uyar ve dengeli işlerse insan adına iffet denilen ve arzuların kontrol altına alınmasını ifade eden bir erdemi elde eder.

    Adil Bir İnsan

    İslâm düşünürleri insanın bu akıl, duygu ve arzu üretmekten sorumlu yetilerinin bir arada uyumlu çalışmalarının ve böylelikle kendi erdemlerini ortaya çıkarmalarının sonucunda insanda bir erdemin daha var olacağını bildirmektedir. Bu erdemin adı adalettir. Şu hâlde insan, aklını tembellikten koruyarak ve aklın sınırlarını zorlamaktan uzak durarak elde edeceği hikmet ile; hamiyetini kaybetmeksizin ama duygularına da yenik düşmeksizin elde edeceği cesaret ile; ve güzel şeyler yapmaya yönelik meşru arzuları dikkat alıp öte yandan arzularında aşırıya kaçmayarak elde edeceği iffet ile birlikte “adil” bir insan haline gelir. İşte İslâm düşünürleri açısından en temelde insanla başlayıp yine insanla biten bir ilişki ağıyla ilgili olan ahlak sahasında sözü edilen adalet budur. Başka türlü söylersek, ahlakî adalet bireyin kendi düşünce, duygu ve arzularını insana yaraşır biçimde kontrol altına almasının adıdır.

    Adalet, biz insanoğlunun her daim peşinde olduğu fakat nadiren denk gelebildiği bir olgudur. Elbette ulaşması zor diye peşinden gitmeyi bırakacak değiliz. Ancak aramaya doğru yerden başlamanın adalete ulaşmak için zaruri olduğunun da altını çizmek gerekmektedir. Kanaatimizce adaleti aramaya koyulmak için öncelikle bakılacak yer, İslâm düşünürlerinin “küçük alem” diye nitelendirdikleri insandır. İnsan önce kendisinde adaletin bulunup bulunmadığını kontrol edip öyle yola çıkmalıdır. Çünkü insan adaleti önce içinde var edemezse ve bulamazsa, dışarıda hiç var edemez, hiç bulamaz. Adaleti kendisinde nasıl meydana getireceğini ise ana hatlarıyla da olsa yukarıda izah etmeye çalıştık. O zaman şunu sorabiliriz: Acaba dışarıda adalet arayan bizler bu adaletin kendi içimizde, ruhumuzda, kısacası bireysel ahlakî yaşamımızda bulunup bulunmadığının ne kadar farkındayız? Dahası, böyle bir soru(n)un kendisiyle ne kadar ilgiliyiz? Yoksa, pek çok insan gibi kendimizin henüz sahip olmadığı bir şeye başkalarının da sahip olmamasını mı hayret ve kızgınlıkla karşılıyoruz? Bu soruları cevaplamaya değer buluyorsak işe önce aklımızı, duygularımızı ve arzularımızı gözden geçirerek başlayabiliriz.