İçeriğe geç

Acil Buraya Bakın!

    Bir gün yapmam gereken önemli bir iş varken kendimi saatlerce sosyal medyada takılırken yakaladım. Çok gariptir, buna vesile olan şey de “Acil şuna bakın” başlıklı kısa bir video oldu. Videoda bir öğrenci sınıfa gelip masanın üstüne yatan kediyi gösteriyordu. O an kendime şunu sordum: Ben buna neden baktım? Sanırım hayattaki aciliyetim, masaya uzanmış kedi videolarından daha iyi bir şey olmalı. Acilen bunu düşünmeliyim!

    Bir şeyi acil sayabilmemiz için hangi şartlar gerekir, bunu düşünerek başlayalım… İlk aklımıza gelen “zaman” olur muhtemelen.

    Bizim için zaman

    Zaman öğrenciler için iki kısma ayrılır diyebiliriz: Sınav zamanı ve diğer zamanlar… Bu işin esprisi tabi. Aslında zaman bizim için beş vakte ayrılır.

    Sabah namazında, hatta kalkabiliyorsak seher vaktinde kalkarız. Çünkü bu vakitte ettiğimiz duaların kabul olduğunu biliriz. Ayrıca seher vaktinin bereketiyle güne başlamış oluruz. Kur’an okur sonra da güne hazırlık yaparız. Kişisel bakımımızı yaparak temizliğe önem veririz.

    Öğle ve ikindi vaktiyle günü yarılarız. Bu vakitlerde okulda ya da işte oluyoruz. Akşamla beraber herkesin evde olması beklenir. Artık aile olmanın, toplanıp gün içindeki meşgaleleri, sıkıntıları birbirimize anlatıp çözüme kavuşturmanın vaktidir. Ayrıca akşam vakti kısadır. Namazın ertelenmemesi gerekir.

    Daha sonra yatsı vakti gelir. Bu vakitte namazı kılıp uykuya geçilir ve gün sona erer. Yatmadan önce kendimizle günün kısa bir muhasebesini yaparız. Neyi yanlış yaptık, neyi daha iyi yapabiliriz diye düşünürüz.

    Bir işimiz olduğu zaman onu hangi vakitte yapacağımız çok önemlidir. Mesela sınava çalışmanın bir vakti olduğunu zannederiz. Sonra da sınav zamanı gelince tutuşur, ne yapacağımızı bilemeyiz. O güne kadar çorak bir vaha gibi olan çalışma masamız sınavdan bir gün önce yağmur ormanları gibi yeşerir. Şu kitap, bu defter derken neye çalışacağımızı şaşırırız. Hâlbuki düzenli bir şekilde her gün belli bir süre ders çalışan kişi telaşa düşmeden vakitlice işlerini halleder ve yatar. Bizden daha iyi puan alır. Çünkü sınava çalışmanın vakti yoktur, ders çalışmanın vakti vardır.

    Eğer vakitsiz, zamansız iş yapmaya kalkarsak yapmak istediğimiz birçok iş ve hobi de yarıda kalır. Bir türlü vakit bulamayız. Hâlbuki hoşumuza giden, becerimizin olduğu konulara da pekâlâ zaman bulabiliriz. Mesela günde sadece 15 dakika çalışarak dil öğrenmek mümkün. Yazılıma mı merakımız var? Her gün 15 dakika yeter. Bir ay sonra ne noktaya geldiğimizi gördüğümüzde daha da motive oluruz. Önceden harcadığımız 15 dakikaların ne kadar değerli olduğunu anlarız.

    Önemli işler peşinde

    Diğer bir şart ise işin önemli olup olmadığıdır. Çünkü yaptığımız iş, zaman harcadığımıza değmeli. Bir iş acil ise önemli olmalı, bu kadar basit. Mesela yarın proje ödeviniz varsa ve hâlâ yapmamışsanız “Battı balık yan gider, yapacak bir şey yok” demeyiz tabi. Yine de yapacağız. Çoğu zaman boş vermişliğin telafisi olmaz. Biz o işi yapmazsak ya da o problemi çözmezsek hiçbir şey hallolmaz. Biz ne kadar güneş gözlüğü taksak da güneş ortadan kaybolmuyor sonuçta.

    Ayrıca “yapmamanın huzursuzluğu” diye bir şey de var. Bununla ilgili araştırmalar yapılmış ve “zeigarnik etkisi” denilen bir durum keşfedilmiş. Tamamlamadığımız, yarıda bıraktığımız işler sürekli zihnimizi meşgul ediyor. Bitirdiğimiz işler ise bizi rahatlatıyor.

    Hatta psikolojik bir gerçek olan zeigarnik etkisini kullanan sektörlerden biri de film ve dizi sektörü. Dizilerin en heyecanlı yerinde bölümün bitirilmesi ve “Devam Edecek…” ile kesintiye uğratılmış bir olay örgüsünü çözülmeden bırakarak devam hissi oluşturması buna bir örnek. Sonra “Gelsin yeni bölüm, derse bir ara çalışırız” diyoruz. Dikkat edin psikolojinizle oynamalarına izin vermeyin.

    Aslında lafı dolandırmaya da gerek yok. Bir işin, dersin, ödevin varsa yapıver gitsin. Sen de rahatla beynin de rahatlasın…

    Faydalı mı, faydasız mı?

    Üçüncü şarta da fayda diyelim. Yaptığım iş bana bir şeyler katmalı veya beni bir şeye hazırlamalı. Bütün işlerimizin kendisi faydalı olmasa bile en azından faydalı işlere kapı aralaması gerekiyor. Bazen kafamızın rahatlaması için yaptığımız işlerle gereğinden fazla uğraşmak bizi asıl faydadan alıkoyar ve kötü bir işe dönüşür. Bu iş böyledir: İnsan kendini faydalı işlerle meşgul etmezse faydasız işler insanı meşgul eder.

    Şunu da düşünmemiz gerekiyor. Bir gün bu fani dünyadan göçeceğiz. Dünyalık işlerimiz dünyada kalacak. Yanımızda gelen, bize yoldaşlık edecek şeyler de imanımız, salih amel ve güzel işlerimiz olacak. O zaman yanımıza olabildiğince yoldaş toplamalıyız. Nasıl dünya işlerinde yarınımızı düşünüyorsak, ölüm işini de düşünmemiz gerekiyor.

    Boşa vakit harcama!

    Kendimizin farkında olmamız çok önemli. Büyümek, iyi kötü ne yaptığının farkında olmakla alakalı bir şey. Olgunlaşmak da bunu tecrübe ettikten sonra bir daha yapmamaya deniyor. Hatta bir söz var; “Akıllı insanlar kendi tecrübelerinden, daha akıllı insanlar başkalarının da tecrübelerinden yararlanır.” Sürekli aynı tecrübeyi edinen insan henüz akıllanamamıştır.

    Şöyle dönüp baktığımız zaman boş yaptığımız saatlerden çok değerlendirdiğimiz beşer onar dakika ayakta tutuyor bizi. Vakit öldürmek nankörce intikam alıyor geleceğimizden. Yıllar sonra acil şunu yapmalıyım diyerek yaptığımız şeylerin oyunlarda veya videolarda harcadığımız binlerce saat olması düşündürüyor insanı.

    Bir keresinde bir oyuna 1700 saatini harcayan biriyle tanıştım. Yaklaşık 71 gün yani iki ay ediyor. Şöyle açıklayayım: 1700 saat yabancı bir dil çalışsanız o dili gramer kurallarını bilmeden de olsa konuşmaya başlarsınız. Bu kişi artık oyunu bırakmıştı. Oyun ile ilgili her şeyi biliyordu fakat ne işine yarayacak? Kimse bu oyunu bu kadar oynadığı için onu işe almayacaktı. Sevap kazanacak bir iş de yapmamıştı. Oysa bu kadar günde neler neler yapılır…

    Mesela çok fazla oturuyoruz. Yavaş yavaş bel, boyun ve sırt ağrılarıyla yaşamaya alışıyoruz. Günde 15 dakika spor yaparak bu sorunları engelleyebiliriz. Ya da eski insanların Türkçelerini hiç fark ettiniz mi? Çok daha temiz bir Türkçeye sahipler. Bunu nasıl elde edeceğiz? Tabi ki popüler değil faydalı kitaplar okuyarak. İlk olarak da Kur’an okumalıyız. Aslında neler yapmamız gerektiğini biliyoruz. Ah bir zaman ayırabilsek, değil mi?

    Zaman mı yok?

    Nasreddin Hoca’nın komşusu Hoca’nın kapısını çalıp ip istemiş. 
    Hoca:- Kusura bakma komşu, bizim hanım ipe un sermiş, onun için veremeyeceğim, deyince komşu:
    - Aman Hoca hiç öyle şey olur mu, ipe un serildiğini de ilk defa senden duyuyorum!
    Nasreddin Hoca hiç istifini bozmadan:
    - Canım, ne var bunda; vermeye gönlüm olmayınca bal gibi de serilir, demiş.

    Bir şeyi yapmamak için bahane gerekir. Gerçekten istiyorsanız çok zor koşullarda bile yapar, çabalarsınız. Hepimizin böyle bir tecrübesi olmuştur. Özellikle küçükken. Hafızanızı yoklayın. Belki para lazımdı ve bir türlü buldunuz ya da kazandınız. Benim şöyle bir anım var mesela: Basketbol oynamayı çok severdim. Fakat o zamanlar böyle her mahallede pota falan yok. Boş bir boya kutusu buldum. Altını dedem kesiverdi. Daha sonra onu evin bahçesindeki ağacın gövdesine bağladık. Oldu sana basket potası.

    Bu işler böyle yürür. Ya bir yol bulursun ya da bir bahane… Sonra da “İmkân yoktu” diye kendini teskin etmeye çalışırsın. Oysa hepimiz biliyoruz ki gerçekleşmeyen hedeflerimizin en büyük bahanesi kendimizdik hep. Bugün yazılım bilmiyorsam veya İngilizcede hâlâ bir üst seviyeye çıkamadıysam suçlusu benim. Sorsanız size bir paragraf imkânsızlık sayar, bahane sıralarım. Oysa düşününce sayfalar dolusu imkân bulabilirdim.

    Son gün gelen çalışma isteği vardır bilirsiniz. O son anda yok denilen zaman bulunuverir. Sonra da o işte başarısız olunca hemen bahanelere sığınırız. Tedbirde kusur eden, takdire bahane bulur, derler. Bir işe gerekli zaman ve tedbirler vakitli olmayınca sonuçlara bahane yüklemek hatta kadere yüklemek, şanssızlık demek yanlıştır.

    İçimizden gelmese de yapmak zorunda olduğumuz şeyler var. Her zaman her istediğimizi yapabilmemizin imkânı yok. Bunu kabullenince bazı şeyler nefsimize yani kendimize daha kolay gelecektir.

    • Acil yapılacak şeyler:
    • Vakit girince namazı kılmak.(Ertelendikçe daha zor gelecektir.)
    • Her gün Kur’an okumak.(Her yaz öğrenip unutmadan…)
    • İki ay sonraki sınav için şimdiden çalışmaya başlamak. (Daha az yorucudur.)
    • Ocakta yemeği olmak.(Makarnalar kömür olmadan ocaktan alınmalıdır.)
    • Bir sağlık sorunu olunca internetten teşhis yerine hastaneye gitmek. (İyi gelir.)
    • Arkadaşına gerektiği zaman “Hayır” diyebilmek.(Ne kadar zor olsa da.)
    • Kişisel bakıma dikkat etmek.(Farkında olmadığımız aciliyetler ama çok önemli.)
    • Her gün sevdiğimiz bir işi az da olsa devamlı yapmak. (Belki de mesleğimiz olur. Kim bilir?)