Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir” (Bakara, 153) buyurarak, yardım ve desteğiyle musibetlere karşı sabır gösteren kullarıyla beraber olacağını müjdeleyen Allah Teala’ya hamdüsenalar olsun.
Dünyaya henüz gelmeden babasını, çocuk yaşlarında annesini kaybederek yetim ve öksüz kalan; bununla beraber küçük yaşlarda üç erkek evladını ve yetişkin üç kızını kendi elleriyle defneden ve buna karşılık sabır ve metanetle “Göz yaşarır, kalp hüzünlenir. Biz ise Rabbimizin razı olacağı sözden başka söz söylemeyiz” (Buhari, Cenaiz, 43; Müslim, Fezail, 15) buyurarak bizlere örnek olan Hz. Muhammed Mustafa’ya salat ve selam olsun.
Ülke ve milletimizin zor bir süreçten geçtiği bu günlerde, sarılacak en büyük ilaç sabırdır. Az önce de ifade ettiğimiz üzere şu dünya hayatında Peygamberimiz de (aleyhi’s-salatu ve’s-selam) birçok sıkıntı çekmiştir. Bu sıkıntıları karşılığında Rabbü’l alemin onu teselli ederek, “Peygamberlerin sabrettikleri gibi sen de sabret” (Ahkaf, 35) buyurmuştur.
Musibet ve afetlere karşı sabır göstermenin ve birbirimize sabrı hatırlatmanın ebedi saadete ve kurtuluşa vesile olacağı unutulmamalıdır. Nitekim Allah Teala ayet-i kerimesinde mümin kullarına hitaben şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Sabredin, sebat gösterin, hazırlıklı olun (birbirinize dayanıp bağlanın), Allah’tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.” (Al-i İmran, 200) Ayrıca Allah Teala yüce kitabında dört yerde “Allah sabredenlerle beraberdir” (Bakara, 153, 249; Enfal, 46, 66) buyurarak yardım ve desteğiyle musibetlere karşı sabır gösterenlerle beraber olacağını müjdelemektedir.
Birçok kimsenin yaşanan depremde aile efradını, ana babasını ve en acısı da evladını kaybettiğini görüyoruz. İman ehli kimseler olarak buna da sabrederek Hz. Peygamber’in müjdesine erişmeyi ümit ediyoruz. Rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Mümin bir kulun çocuğu vefat edince, Allah Teala meleklerine, ‘Kulumun çocuğunu aldınız mı?’ diye sorar. Melekler, ‘Evet’ derler. Yüce Allah, ‘Siz onun gönlünün meyvesini (en sevdiği ciğerparesini) aldınız değil mi?’ diye sorar. Melekler, ‘Evet ya Rabbi, öyle oldu’ derler. Yüce Allah, ‘Çocuğu vefat edince kulum ne dedi?’ diye sorar. Melekler, ‘Sana hamdetti ve ‘Biz Allah’a aidiz, O’ndan geldik, O’na döneceğiz’ diye teslimiyet gösterdi’ derler. O zaman yüce Allah şöyle buyurur: ‘O kulum için cennette bir ev yapın, ismini de ‘hamd evi’ koyun.” (Tirmizi, Cenaiz, 36) Rabbim bu afette evlatlarını kaybedenlere sabır bahşederek, onları evlatlarıyla cennetteki hamd evinde kavuştursun.
Asr-ı saadet döneminde gerek Hz. Peygamber ve gerekse sahabi efendilerimiz birçok sıkıntı ve zorluk yaşamışlardır. Rahmet peygamberi Efendimiz (aleyhi’s-salatu ve’s-selam) kimi zaman şehrin bütün fertleri tarafından haksızlığa ve hakarete maruz kalırken nice sahabi efendilerimiz ve annelerimiz de bu zorluklara katlanmış ve sabır göstermişlerdir. Kimi zaman canlarını dahi zulme maruz kalarak teslim etmişlerdir. İslam tarihinin ilk şehidi olarak bilinen, sahabeden Ammar b. Yasir’in annesi Hz. Sümeyye (radiyallahu anha) bu örneklerin başında gelmektedir.
Bilal-i Habeşi de (radiyallahu anh) bu konuda önemli bir örnek olarak görülmektedir. Zorluklara maruz kalma ve imtihanlara sabır gösterme bakımından sahabi efendilerimizden Habbab b. Eret’i (radiyallahu anh) zikretmezsek de konu eksik kalacaktır. Habbab; Mekke’de İslamla şereflenmiş bir köle idi. Efendisi ve komşuları tarafından dini nedeniyle kendisine sürekli zulmediliyordu. Efendisi, kızgın ateşte kızartılmış çubuklarla vücudunu dağlamakta, aç ve susuz bırakarak ona sürekli zulmetmekteydi. Efendisinin ölümünün ardından Mekkeli müşrikler onu yakmak istemiş ve geniş bir ateş yakarak içine atmışlardı. Hatta daha fazla acı çekmesi için ayaklarıyla bastırmışlardı. Bu acı ve ıstırapla onların ellerinden kurtularak Hz. Peygamber’e gelen ve “Bize yardım dilemeyecek, Allah’a bizim için dua etmeyecek misin?” diye soran Habbab’a Rasul-i Ekrem, geçmiş ümmetler içinde daha ağır işkencelere maruz kaldıkları halde dinlerinden dönmeyen müminlerin bulunduğunu anlatmış, yakında kurtulacaklarını müjdeleyerek kendilerine sabır tavsiye etmişti. (Buhari, İkrah, 1)
Yıllar sonra hilafeti döneminde Hz. Ömer’i (radiyallahu anh) ziyaret eden Habbab’a, halife Hz. Ömer hürmet ve saygı göstererek onu kendi yerine oturtmuş ve “Buraya oturmaya Ammar’dan sonra senden daha layık kimse yoktur” demiştir. Görüldüğü üzere sıkıntılara göğüs gererek sabır göstermek en başta Allah Teala’nın müjde ve mükafatlarına kavuşmanın en önemli anahtarıdır.
İslam tarihini incelediğimizde, geçtiğimiz ay milletçe yaşadığımız deprem gibi nice musibet ve sıkıntının yaşanmış olduğunu görüyoruz. Müminler, asr-ı saadetten günümüze kadar bu sıkıntılar karşısında sabır, metanet, yardımlaşma ve dayanışma örneği göstermişlerdir. Unutulmamalıdır ki müminler bir bedenin uzuvları gibidir. (Müslim, Birr, 17) Birinin acısı hepsinin acısıdır. İşte bugün, ensar ve muhacir kardeşliğini tesis etme günüdür. Birlik ve dayanışma ile bu afette zarar görmüş kardeşlerimizin maddi ve manevi sıkıntılarına yardımcı olarak, sabır göstermelerine katkıda bulunma günüdür.