İnatla bitmeyen yokuşun başındaydı. Avucunda birkaç demir parayı çevirip duruyordu. Yokuştan aşağıya giderek süratlenen bir çığ gibi gelen dolmuşu gördüğünde elini kaldırarak kendisini göstermek için çabaladı. Avucundaki demir paralar yola savruldu. Dolmuş arkada oturanları mancınık gibi fırlatarak durdu. Otomatik kapı açıldı. Bir yola savrulan paraya bir öne fırlayan yolculara baktı. Şoför hışımla bağırdı:
-Haydi kardeşim, ne bekliyorsun! Bineceksen bin. Adamı hasta etme!
Bekledi. Şoför sert birkaç cümle daha savurdu yüzüne. Sonra rüzgar gibi yoluna devam etti. Dolmuş gidince yere saçılmış bozuklukları topladı. Paraları ve elini cebine soktu. Parayı avuçlarında sıkıca yumup yokuşu arşınlamaya başladı. Geç kalmışlığın yükü adımlarını yavaşlatıyordu. Sabahın erken saatleriydi. Sessizlik ve soğuk insanı ürpertiyordu. Sadece ilerden gelen köpek havlamaları cılız bir sesle duyuluyordu. Durdu, elini cebinden çıkarmadan paraları saydı. Sonra yokuşun sonundan bir çığ daha düşer mi umuduyla baktı. Düşmezdi, sözde belli aralıklarla geçen dolmuşların belirsiz bekleyişleri olurdu. Hele bu soğukta. Yürümek daha iyi. Geç kalacağı çok belli olsa da…
Bir masal arpası boyu yol almıştı. Köpek sesleri iyice duyulur oldu. Yüzüne doğru esen rüzgâra teslim olarak yere bakan gözlerini kaldırdı. İleride üç tane dört ayaklı silüet vardı. Kindar havlamalar sabah ıssızlığını soğuk rüzgar ise camdan gözlerini kesiyordu. Elini siper etmek için cebinden çıkarır çıkarmaz bozuk paralar yokuş aşağı yuvarlandı. La havle çekti. Kamyondan fırlayan teker gibi yokuş aşağı inen paraları seyretti. Daha sonra başını çevirip elini siper ederek uzaktaki silüetlere odaklandı. Üç köpek bir çocuğu yolun kenarına sıkıştırmış ön ayaklarını gererek havlıyordu.
Adımlarını hızlandırdı ve köpeklerin yanına gelince yavaşladı. Orta boyda çelimsiz sokak köpekleriydiler. Köpekleri görüş alanında tuttu fakat göz teması kurmadı. Sesini kalınlaştırarak “Hayır, çekilin” dedi. Köpeklerden biri geri çekildi, diğerleri havlamayı keserek yerlerinde durdular. Tok bir sesle çocuğa seslendi. “Yavaşça yanıma gel.” Çocuk ürkek adımlarla yanına gelirken köpekler cesaret bulup yaklaşmaya kalktılar. Adam köpeklere bakmadan otoriter bir sesle “hoşt” dedi. Köpekler sanki adamın ne demek istediğini anlar gibi durdular. En geride duran arkasını dönüp gitti. Diğerleri biraz bekledikten sonra onu takip etti.
Adam köpeklerin uzaklaşmasını seyretti. Yeterince uzaklaştıklarına kani olduğunda çocuğa döndü.
“Bir şeyin var mı?”
Çocuk çarpık ellerini düzelterek “yok” manasında başını salladı. Adam çocuğun çantasına bakarak sordu:
“Okula mı gidiyordun?”
Kafasını “Evet” manasında salladı.
“Gel beraber gidelim”
İnatla bitmeyen yokuştan inmeye başladılar. Adam çocuğun ilk defa sesini duydu:
“La havle ve la kuvvete ille billah”