Günümüzden 1100 yıl önce yaşayan bir genç vardı. Bu genç büyük sûfi Ebû Said Harrâz kuddise sırruhû hazretlerinin meclisinden ayrılmaz, onun isteklerini yerine getirmeye çalışır, fakirlere hizmet eder, koşturur dururdu.
Bir gün Ebû Said Harrâz hazretleri yapılan işlerdeki ihlâstan bahsetti. Genç, bu sözlerin kendisine söylendiğini sandı, incindi, hizmeti terk etti. Gencin işleri bırakması Ebû Said Harrâz hazretlerine dokundu, gence sordu: “Ey oğul, kardeşlerinin ihtiyaçlarını karşılamak için koşturuyordun, sonra bırakıverdin. Sebebi nedir?”
Genç şöyle dedi: “Efendim, siz ihlâs hakkında bazı şeyler anlattınız. Ben de işlerime gösteriş karışmasından korktuğum için yaptığım işleri bıraktım.”
Bunun üzerine Ebû Said Harrâz hazretleri şöyle buyurdu: “Evlat, gafil olma, dikkat et! İhlâs kaygısı, yapılan işleri engellemez. Akıllı kimse de ihlâs korkusuyla amellerini terk etmez. Çünkü o zaman hem ihlâsı hem de ameli kaybetmiş olur. Ben sana yaptığın işleri terk et demedim, işlerinde ihlâslı ol, dedim. Fakat görüyorum ki ihlâsı ararken salih amellerden geri kaldın, bu durumun bize zararı dokundu. Sen yapmakta olduğun hizmetlere devam et ama işlerinde de Allah için ihlâslı ol.”
Kûtü’l-Kulûb adlı eserde geçen bu kıssada bir müminin hem amel etmesi hem de o ameli ihlaslı bir şekilde yapması gerektiği anlatılıyor. Yani iman, ibadet ve ihlas… Üçü bir arada olmalı. Bu da bize tasavvuf yolunu ana hatlarıyla çizen en önemli düsturlardan biri.