kinci Abdülhamid Han, Jön Türkler ve devamcıları diyebileceğimiz İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni gayet yakından tanıyor, biliyordu. Bu yapı içerisinde yer alan bazı isimler (Namık Kemal, Abdullah Cevdet, Emmanuel Carasso gibi) farklı zamanlarda Sultan’a jurnalcilik de yapmışlardı. Ancak esas mesele bu birbirinin devamı olan iki yapının “vatan-memleket-millet-ümmet” naraları atarak devleti nasıl bir açmaza soktuğu idi. Abdülhamid Han bu boş naraları, anlamsız çığlıkları da gayet iyi biliyordu. Jön Türkler dediğimiz Yeni Osmanlılar grubunu oluşturan aydınlardan bazıları Namık Kemal, Ziya Paşa, Ebuzziya Tevfik, Recaizâde Mahmud Ekrem idi. Ve bu isimler ön ayak oldukları darbe nedeniyle devleti İngilizlerin ve İngiliz siyasetinin önüne atmışlardı. Sultan Abdülhamid Han da bu hareketi ve hareketin içinde yer alan isimleri yakından takip ediyordu. Saraya bağlı ajanların solukları adeta bu muhaliflerin ensesindeydi. Doğal olarak Ermeni komitacılar, Siyonistler ve Carbonari örgütü de hemen Saray’ın radarına girmişti. Aynı şekilde Mason locaları ve Selanikli dönmeler de… Çünkü hepsi iç içeydi ve belli noktalarda ortak hareket ediyorlardı. İşte bahsettiğimiz böyle bir dönemde Siyonizm hareketi de en faal zamanını yaşıyordu. Mesela 1897 yılının ortalarında İsviçre’nin Basel şehrinde yapılan bir kongre vardır ki, hem Filistin’in hem Osmanlı’nın hem de dünya siyasetinin yönünü değiştirmişti. Bu kongre Birinci Siyonist Kongresi’dir. Kongrede alınan kararlara baktığınız zaman Osmanlı Devleti’nin ve doğal olarak Sultan Abdülhamid Han’ın nasıl bir tehlike içinde olduğunu hemen görüyorsunuz. İşte Siyonizm’in babalarından sayılan Theodor Herzl, liderliğini üstlendiği bu kongrede karşımıza çıkıyor. O bu kongre ile aslında bugünkü İsrail devletinin temel taşlarını koymaya başlıyordu.
Ana sayfa » Blog » İttihat ve Terakki Cemiyeti, çeşitli azınlık yapılanmalar ve Siyonist örgütlenme arasındaki işbirliğine karşı Abdülhamid Han nasıl önlemler alıyor?