İçeriğe geç
Ana sayfa » Blog » Mum Tutan Dünya

Mum Tutan Dünya

    Aydınlatma araçlarının ilklerinden olan mum; fitilini saran balmumu, stearik asit veya parafin sayesinde etrafına ışık saçar. Silindir, kesik koni ve çeşitleri saymakla bitmeyecek dekoratif biçimleriyle en az 5 bin yıllık geçmişi vardır. Evvelemirde iç yağına güzel kokulu çeşitli bitki özlerinin ilavesiyle elde edilen eriyik madde, pirinç sapından yapılmış ince ve uzun kağıttan rulolara dökülerek fitil oluşturuluyordu. Bu çeşit fitil yapımı en çok Asya medeniyetlerinde kullanılırken Roma’da keten, kenevir veya pamuk lifleri öne çıkıyordu.

    19. asrın başlarında Fransa’da yağdaki gliserinden yağ asidinin ayrıştırılmasıyla stearik asit üretildi. Yine aynı asrın ortalarına gelindiğinde daha hafif kokulu ve parlaklığı arttıran petrol mamulü parafinin bulunmasıyla mumlar daha kaliteli hale getirildi. Mum, tek parça halinde kullanılmakla birlikte zaman içinde taşınmasını kolaylaştırmak için şamdanlar ve yandıkça erimesiyle dökülen damlaları toplayan mum damlalıkları geliştirildi.

    Şem ve Şemhaneler

    Arapça mum manasına gelen “şem” kelimesinden türetilerek, mum imal edilen mekanlara “Şemhane” denildi. Elektrik enerjisinin yaygınlaşmasına değin bütün dünyada olduğu gibi Osmanlı’da da 19. asra kadar modern anlamda bir aydınlatma tesisi yoktu. Saray ve evler mum ve yağ kandilleriyle; belli başlı sokaklar, önemli kamu binaları, varlıklı ailelerin konak ve yalılarının önleri, donanmada bulunan gemiler ise fener içlerine konulan balmumu ile aydınlatılıyordu.

    Kullanımının yaygınlığı nedeniyle Osmanlı ekonomisinde önemli bir yeri olan mum esnafı ikiye ayrılmıştı. Biri mum imalatçıları, diğeriyse toptan veya perakende satış yapan mum tüccarlarıydı. Mumcu esnafın zarara uğramaması için loncaya bağlanmadan kimsenin mum üretmesine izin verilmezdi. Gerek halk sağlığını korumak gerekse kaliteli mum imalatını korumak amacıyla kalitesiz yağların kullanılması yasaklanmıştı. Bu titizlik çerçevesinde üretilen mumlardan Mekke ve Medine’ye her yıl belli miktarda dökülmemiş beyaz mum sevk edilirdi. Şemhaneler yani mum imalathaneleri devlet eliyle kurulduğu gibi vakıflar veya şahıslar aracılığıyla da kurulup işletilebiliyordu. Bu minvalde saraya ait mumhanenin yanı sıra çoğu Osmanlı kentinde halkın mum ihtiyacını karşılamak üzere en az bir tane mumhane bulunurdu.

    Osmanlı coğrafyasında mumlar; iç yağından yapılan adi mumlar, iç yağı ve balmumu karışımıyla yapılan orta kaliteli mumlar ve saf balmumundan dökülen ve yanarken daha güzel kokması için kafur katılan yüksek kaliteli mumlar olmak üzere üç farklı kalitede üretilirdi. Bununla birlikte mühür mumu, kırmızı mum, beyaz mum, değirmi mum, donanma mumu, sokak mumu, mihrap mumu, mağara mumu gibi hususi adla anılan onlarca çeşit mum da vardı. İspermeçet yağı ve mumu ise uzun yıllar Avrupa’dan ithal edildi. 19. yüzyıl sonlarında ise Beykoz’da açılan ve resmi adıyla Paşabahçe İspermeçet ve Astarlık Mum Fabrikası olarak isimlendirilen tesislerde imal edilmeye başlandı.

    Mumdan Adetler

    Gündelik hayatta kullanılan eşyalar içinde mum kadar kendi adet ve geleneklerini oluşturan var mıdır bilinmez. Bürokraside, eğitimde, kutlamalarda, eğlencelerde ve dahi ölümde bile karşımıza çıkabilen mumla ilgili adetleri şöyle özetlemek mümkün:

    Mumla Davet: Anadolu’da düğüne davet edilirken eşe dosta dibi kızıl yağ ya da balmumu gönderilirdi. Bu “Sizi düğünümüze bekliyoruz” manası taşıyan sözsüz bir davetti. Kendisine mum gönderilmediği halde hem düğüne katılan hem de kendisiyle ilgilenilmediğini düşünüp sitem edenlere ise “Dibi kızıl mumla mı davet ettim?” karşılığıyla beklentilerinin yersiz olduğu ima edilirdi.

    Mumla Mühürlemek: Geçmiş tarihte Osmanlı devleti dahil tüm ülkeler, devletler arası anlaşma metinlerinde mühür olarak kırmızı mum kullanırdı. Taraf devlet sayısınca hazırlanan metinde değişiklik yapılmasını önlemek için metnin orta sayfasının sırt kısmına açılan deliklerden geçirilen kurdelanın iki ucu hatime kısmının altında bir araya getirilirdi. Akabinde iki ucun üzerine murahhas yani üye sayısı kadar mum dökülüp, yanlarına murahhasların hem mührüne hem de imzasına yer verilirdi.

    Benzer bir başka adet ise eğitim alanında idi. Hem sıbyan mekteplerinde hem de medreselerde, kitaplarda kalınan yerin unutulmaması için sayfaya ya tebeşir çekilir yahut balmumu yapıştırılırdı. Medrese talebeleri de satır başı olmayan ders kitaplarına böyle bir işaret koyarak, mim harfinin okunuşuna karşılık gelen “dikkat buyurulsun, mühimdir, tekrar okuna!” ikazını remzederdi.

    Düğün Mumu / Nakl Yapma: Balmumundan yahut gümüşten özel olarak imal edilip gelinin önünde götürülen ağaç maketine nakl denilirdi. Bu ağacın meyvesi ve çiçekleri arasına gelinin ziynet eşyaları asılır, dallara ise geline verilecek hediyeler iliştirilirdi. Düğün mumu da denilen bu adet; padişah, sultan ve şehzade düğünlerinde, sünnet düğünlerinde uygulanırdı.

    Çerağan: Bu adet bilhassa III. Ahmet dönemine özgüdür. İlkbaharda laleler açtığı zaman mehtaplı gecelerde çiçek tarhları ve laleler arasına rengarenk fanuslu mumlar ve kandiller konulurdu. Laleler ve çiçek tarhlarının arasından geçen su arklarına ise içlerine ateşlenmiş zeytinyağlı fitil konulan midye ve yumurta kabukları bırakılırdı. Ayrıca sırtlarına mum dikilen kaplumbağalar salıverilirdi. Böylece zaman zaman halkın da iştirak ettiği bir ışık gösterisi oluşturulurdu.

    Pasta Üstüne Mum Dikme: Doğum günü kutlamaları her ne kadar modern zamanlara özgü görünse de ilk kez eski Mısır’da ortaya çıkmış bir adettir. Mısır Firavunlarının taç giyme törenleri, aynı zamanda onların doğum günü kabul edilirdi. Yunanlılar ise bu doğum günü kutlamalarına, sembolü ay olan “Avcılık ve Kır Tanrıçası Artemis” için hazırlanan ay şeklindeki keklerin üzerine mum yakma adetini eklediler. Bu uygulamaya göre yakılan mum ile kötü ruhların uzaklaşıp ortaya çıkan duman ile de dileklerin kabul olunduğuna inanılırdı. Şu halde doğum günü kutlamaları Firavunlardan günümüze intikal etmiş bir uygulamadır, doğum günü pastası üzerine mum dikmek ve dilek dilemek ise batıl Yunan inancının bir ürünü olarak devam etmektedir ve bu adeti terk etmek gerektiği hatırlanmalıdır.

    Türbe / Mezarda Mum Yakma: Dinimizde olmadığı halde bazılarınca dindenmiş gibi inanılan bu adet de müşriklere ait olup hayli eskidir. Müşrik Helenlerin ve Romalıların mezar taşları üzerinde yaktıkları meşaleler önce, tahrif edilmiş Hıristiyanlığın ritüeline mum yakma şeklinde sirayet etti. Hıristiyanlardan da henüz yeni Müslüman olmuş kimselerin adetleri arasına girdi. Asırlar boyunca cehalet eseri uygulanmasında sakınca görülmeyen bu adetle günümüzde bile karşılaşabiliyoruz.