Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Sa’dî-i Şirazî hazretleri bir hikâye anlatır. Adamın biri karıştığı bir suç nedeniyle sultanın huzuruna getirilir. Sultan adamın idamına karar verir. Yaşama ümidini kaybeden adam çaresizlik halinde açar ağzını yumar gözünü. Sultana kendi dilinde epey saydırır. Sultan anlamaz söylenenleri. Neler dediğini vezirlerine sorar. Biçare adamın söylediklerini gayet iyi anlayan vezirlerden biri adamcağıza acır. Bir canı kurtarmanın bütün insanları kurtarmak gibi olduğu ilâhî fermanına sığınır. Adamın geri bıraktıklarına sâlimen dönmesi, tövbe edip iyi bir kul olması için tercümeyi değiştirir: Bizim gibi zavallıları affetmek büyüklüktür, şanınıza o yaraşır. Zira fazilet ehlinin yolu böyledir, meyanında kalbe dokunan güzel sözler söyler. Padişah bir anda bu baldan tatlı sözlerin etkisine girip adamı affeder. Bu tercümedeki meramı anlamayan işgüzarlardan biri boş durmaz. Efendim adam böyle söylemedi, deyip onun öfke ve üzüntüyle söylediği yakışıksız sözleri ortaya bir bir döker. Böylece mecliste bulunup bu hakaretleri anlamayanlar da öğrenmiş olurlar. Rengi değişen ve yüzü düşen sultan, bana onun tercümesi senin doğrularından daha sevimli geldi, demekten kendini alamaz.
Yunus Emre hazretlerinin “Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı / Söz ola ağulu aşı, bal ile yağ ede bir söz” şiirinde de benzer bir anlamı görürüz. Arifler ağzımızdan çıkana dikkat etmemiz gerektiğini, bunun hem kendimiz ben de muhataplarımız için çeşitli sonuçları doğurduğunu vurgularlar. Söz meselesi bu kadar hassasken mesele ilimlerin anası akaide taalluk ettiğinde iki defa durup düşünmek gerekir.
Çoğu ülkemiz aydını, okumuşu, kalem tutan elleri ve editörleri temel İslâmî bilgilere ilmihal seviyesinde dahi sahip olmadığından akaid konularında bazen fahiş hatalar yaparlar. Bunun belirgin örneği de afetlerdeki medya dilidir. Kış mevsiminin bereketi yağmur, kar ve dolu beraberinde ortaya çıkan tablolara öyle isimler verirler, yorumlar yaparlar ki doğrudan Akaid ilmine taalluk eder. Oysa bazı şeyler ciddidir ve şakası olmaz. Akaid meseleleri de böyledir. akaid ilmine, ehl-i sünnet ve’l-cemaat akidesine muvafık olmayan bütün sözler, hal ve tavırlardan sakınmak lazımdır. Akaidimiz sahih, sözlerimiz doğru, işlerimiz güzel ve muhabbetli olsun.