İçeriğe geç
Ana sayfa » Blog » Akif İnan’ın Bağlanma Şiiri

Akif İnan’ın Bağlanma Şiiri

    M. Akif İnan’ın, “Bağlanma” ve “Eller” eserleri tasavvufi boyutu güçlü şiirlerdir. Aslında onun bütün şiirlerine sirayet eden böyle bir hava vardır. Birçok şiirinde çağıyla hesaplaşan, geleneğe yaslanan ve irfan boyutuyla şiirine derinlik katmış bir şairdir.

    Bağlanma tasavvufta çok önemli bir husustur. Mürit, mürşide bağlandıktan sonra ancak merhale kat edebilir. Bağlanma daha geniş anlamıyla “bir tarikata girmek isteyen kimsenin (tâlip, muhip) şeyhine intisap (biat) etmesidir. Tarikata girmeye son dönemlerde “ahz-ı tarîkat”, bir şeyhe bağlanmaya “ahz-ı yed” (el alma) denmiştir. Biat, tâlibin mânevî bağlılığını ve teslimiyetini simgeler. Bu yolla şeyhin feyzinden faydalanması beklenir. Aynı zamanda şeyhe ve onun vereceği emirlere tam anlamıyla bağlı kalacağına dair söz vermeyi (ahid) ifade eder. Bazı tasavvuf yollarında biat sırasında müride hırka ile serpuş giydirilir. Ardından mürid intisap ettiği tarikatın âdâb, erkân ve usullerini şeyhinin rehberliğinde gerçekleştirir. Kuddûsî’nin “Mest ü Hayranım” şiirinde geçen çok güzel bir dize vardır: “Bendimi tut gel bir ele ver el / Ölmezden evvel hû demek ister” Buradaki bir “bir ele el vermek” şeyhe, “bir elden el almak” ise müride mahsustur. Her iki durumda da bir “bağlanma” söz konusudur. M. Akif İnan’ın, “Bağlanma” ve “Eller” eserleri tasavvufi boyutu güçlü şiirlerdir. Aslında onun bütün şiirlerine sirayet eden böyle bir hava vardır. Birçok şiirinde çağıyla hesaplaşan, geleneğe yaslanan ve irfan boyutuyla şiirine derinlik katmış bir şairdir. Mesela, “Olağanüstüler” şiirinde Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin doğumunda gerçekleşen mucizelere gönderme yapan mısraları, “Bağlanma” şiirinde sancılı iç dünyasının çatışmalarını imge ve metaforlarla dile getirip sonra bağlanma ile gerçekleşen iç huzuru anlatması ve ardından şeyhi için yazdığı “ellerin” şiirindeki tasavvufi boyutu gözden kaçırılmıştır.

    Bağlanma

    Akif İnan, tasavvuf geleneği güçlü bir şehirde doğup büyümüştür. Bundan ilham alan bir şairdir. Şeyh Ali Efendi’ye (Arincî) bağlanır. Bu bağlanış, giderek gönül ilimlerine meylini arttırır, hayatında ve şiirlerinde yeni bir sayfa açar. Daha önce Batı klasikleri, özellikle de varoluş felsefesi okuyan İnan, tasavvufla tanıştıktan sonra bunlardan uzaklaşır. Tasavvufi şiirin inceliklerini şiirine yansıtır. Hayatındaki ve şiirindeki bu değişimi “Bağlanma” şiiriyle dile getirir. Şiiri: “Varsam dedim varamadım / Bir kararda duramadım / Ben kendimi aramadım / Yazık bana vahlar bana” ilahisiyle başlar. Genellikle kısa şiirler yazan İnan, Bağlanma şiirinde halini şöyle anlatır eder:

    • “Devleşen içimin tedirginliği
    • Beslenir kuduran sancılarımla
    • Bir kara duvardır gök çadırları
    • Bahar zulmetle kol kola gelir
    • Bu yılan caddeler zehirli vitrin
    • Dolaşır kanımda bir ifrit gibi
    • Nefsimin sırçası dolanır elde
    • Ne kırarım onu ne de korurum
    • Köprüsü atılan ninnilerimle
    • Yıkıntılardayım tuzaklardayım
    • Hangi rüyalardır sığınağımız
    • Hangi köpüklere binmeli ruhum
    • Sesimi biçen bu paslı dehlizden
    • Nasıl kurtarmalı damarlarımı”

    Şiirinin ilk yedi beytinde tedirginliğini, dayanılmaz iç sancılarını, baharın zulmete dönüştüğünü, caddelerin yılana benzediğini belirtir. Yıkıntı ve tuzaklar içinde olduğunu belirten İnan, bunlardan kurtulmanın yolunu arar. Batı uygarlığının “paslı bir bıçak” olarak yüreklere saplandığı bir çağda ihmal edilen modern insanın sancısını ve acısını yüreğinde hisseden Akif İnan, şeyhine bağlandığı ana kadar geçen zamana hayıflanır. İlk yedi beyitte bulunduğu çağı ve kötü haleti ruhiyesini tasvir eden İnan, daha sonraki dizelerinde bir kararda duramayan yüreğinin ancak bağlanma ile huzura kavuştuğunu belirtir.

    • “Toprağa konuk olalı gölgem
    • Göklerin gözleri üzerimdedir
    • Buzul yangınlarından alıp kalbimi
    • Bağladın alnının emziklerine
    • Bir nazarla kırdın küreklerimi
    • Buhar kıldın nefsin denizlerini
    • Yollayarak hikmet kervanlarını
    • Donattın gönlümün dükkanlarını
    • Aşıladın Cibril emanetinden
    • Hantal aklımın kanatlarına
    • Sesindir büyüten gözyaşlarımdan
    • Umudun bembeyaz türkülerini
    • Sohbetin bir rahmet bulutu gibi
    • İner hasretimin tarlalarına
    • Kazıdın putların sikkelerini
    • Şimdi her yan celal levhalarıdır
    • Sesinin yankısı dinmez içimden
    • Eş olmuş kalbimin atışlarına”

    Şiirin bu bölümünde İnan, gözetildiğini, şeyhinin feyzinin onu beslediğini belirtir. Sonra şeyhinden dinlediklerinin yüreğini yumuşatıp ağlamasına vesile olduğunu, sesinin umuda ve bembeyaz bir türküye dönüştüğünü söyler. Çünkü içindeki putları devirmiş, onun yerini celal levhaları almıştır. Şeyhinin sesinin yankısı kalbinin atışlarıyla birleşmiştir.

    Otuz iki beyitlik bu şiirinde bağlanmadan sonraki duygu ve halini anlatır. Öylesine bir hal içine girer ki bütün bilgilerini külhanda, bütün geçmişini fırınlarda yakar. Çünkü bilgisi Kur’an-ı Kerim’in “onlar kitap yüklü merkeplere benzer” ayetinde olduğu gibi üzerinde yük, geçmişi günahlarla doludur. Bundan dolmayı yakılmalıdır. Şiirin son üç beyti şöyledir;

    • “Açarak bir çiçek denizi gibi
    • Can üfledin çorak alanlarıma
    • Gör ne tek ve tenha bir ömür olur
    • Duymazsam içimde ayak sesini
    • Hiç cevabım yoktur bükük boynum
    • Ve gözyaşımdan başka sorularına”
    • Böylece çorak ruhunun şeyhinin nefesiyle çiçeklendiğini belirtir.

    El Gazeli

    Akif İnan’ın tasavvufi vurgusu en belirgin şiirlerinden biri de “El Gazeli” şiiridir. Bizzat mürşidi için kaleme almıştır:

    • “Ellerine sarın kalbimin içi
    • O ayla boyanmış nar ellerine
    • Bahar ellerine giydir düşleri
    • Göksel şarkıları sar ellerine
    • O kar ellerine yar ellerine
    • Deme sabah akşam var ellerine
    • Rüzgâr mı asker mi biçti yolumu
    • Önünde kaç engel var ellerine
    • Bitirip şu kara kuru ekmeği
    • Göç etsem diyorum yar ellerine”

    Görüleceği gibi şeyhini yâr yani sevgili olarak gören İnan, ona varmayı kendine hedef edinmiştir. Burada “el” metaforuyla hem şeyhinin ellerini yani biati, bağlanmayı, hem de uzaklarda bulunan şeyhinin yaşadığı şehri kastetmiştir. “O kar ellerine yâr ellerine” mısraı şeyhinin ikamet ettiği, kışı hep karlı geçen Bitlis’tir. Tamamen tasavvufi duygu ve düşünceden beslenerek kaleme alınan Bağlanma ve El Gazeli şiirleri Akif İnan’ın düşünce ve duygusu ele verdiği gibi onun şiirinin beslendiği kaynağı da işaret etmektedir. Hem hayatı hem sanatı için üzerinde düşünülmesi gereken şiirlerdir.