Yüce Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de insanları kulluk ve imtihan için yarattığını, her nefsin ölümü tadacağını ve tekrar Allah’a döneceğimizi haber vermiştir. Yine bizleri biraz korku, açlık ve biraz mallardan, canlardan, mahsullerden eksiltmekle imtihan edeceğini bildirmiş ve sabredenleri müjdelemiştir.
İmtihanımız büyük ve çetin. Kuraklık, kıtlık, doğal afet, malların yok olması, canların alınması, sevdiklerimizin vefatı, hastalıklar, ürünlerin hasar görmesi, eksilmesi ve benzeri felaketlerin hepsi birer imtihan vesilesi. Önemli olan ise bu imtihanı kazanmak ve sabredenlerden olmak. Sabırlı olmak kolay değil. Özellikle de musibetin ilk anında sabırlı olmak ve metanet göstermek kamil imanın alametidir. Zira kamil iman sahibi elinden geleni yapar, alanın da verenin de Allah Teala olduğuna kalpten inanır.
Sevgili Peygamberimiz (aleyhi’s-salatü ve’s-selam), en büyük musibetlerle imtihan olmuş ve bu imtihanları nasıl kazanacağımızın yolunu göstererek bize en güzel örnek olmuştur. Bir hadis-i şerifinde en ağır imtihana tabi tutulanların peygamberler olduğunu, sonra sırasıyla mertebelerine göre müminlerin imtihan edileceğini bildirmiştir. Kuşkusuz imtihanların en ağırlarından biri en yakınımızı, sevdiğimizi kaybetmektir. Peygamber Efendimiz (aleyhi’s-salatü ve’s-selam) daha doğmadan babasını, altı yaşlarında annesini kaybederek hayata imtihan ile başlamış, hem öksüz hem de yetim kalmıştır. Daha sonra can paresi evlatlarını, biricik eşini, akrabalarını ve sevdiklerini kendi elleriyle toprağa vermiştir. Kalbi mahzun olmuş, gözlerinden yaşlar gelmiş ancak Allah Teala’nın razı olmadığı hiçbir söz söylememiştir. Çünkü nimeti vereninin de alanın da Cenab-ı Hak olduğuna iman etmiş ve ümmetine de bunu öğretmiştir. Nakledilen şu hadis-i şerif bunun en güzel misallerinden biridir: “Veren de alan da Allah Teala’dır.”
Allah Rasulü’ne (aleyhi’s-salatü ve’s-selam) kızı Hz. Zeynep validemiz (radiyallahu anha), evladının ölmek üzere olduğu haberini gönderir. Peygamber Efendimiz gelen haberciye şöyle der: “Ona dön ve şunu bildir ki alan da veren de Allah’tır, O’nun katında her şeyin belli bir eceli (vakti) vardır, sabretsin ve mükafatını Allah’tan beklesin.” Efendimiz bu cevabıyla kızına sabırlı olmasını tavsiye etmiştir. Daha sonra biricik kızının yanına giderek kendisine destek, üzüntüsüne ortak olmuştur. (Buhari, Cenaiz, 33; Müslim, Cenaiz, 9, 11)
“Gerçek Sabır İlk Musibet Anındadır”
Peygamber Efendimiz (aleyhi’s-salatü ve’s-selam) bir gün, çocuğunun kabri başında feryat eden bir kadına rastladı. Acılı anneye, “Allah’a isyan etmekten sakın ve sabret!” diyerek nasihatte bulundu. Üzüntüsünden Allah Rasulü’nü tanıyamayan kadın, “Bana karışma! Benim başıma gelen senin başına gelmedi ki!” deyiverdi. Bir müddet sonra kendisine nasihat edenin Rasul-i Ekrem olduğunu anlayınca Peygamberimizin huzuruna gelerek özrünü beyan etti. Bunun üzerine Rahmet Peygamberi, şu özlü tavsiyede bulundu: “Gerçek sabır, musibetin geldiği ilk anda gösterilen sabırdır.” (Buhari, Cenaiz, 31)
Şüphesiz ateş düştüğü yeri yakar. Efendimiz de ateşin ilk düştüğü zamanlarda metanetli olmayı, Allah Teala’nın takdirine rıza göstermeyi ve isyan etmemeyi tavsiye etmiştir. Çünkü sabrın sonu selamet ve müjdedir.
Efendimiz (aleyhi’s-salatü ve’s-selam) Allah Teala’nın şöyle buyurduğunu haber vermiştir: “Mümin bir kulumun dünyada sevdiklerinden birini aldığım zaman, buna sabredip sevabını Allah’tan beklerse, bu davranışının katımdaki karşılığı kesinlikle cennettir.” (Buhari, Rikak 6; Nesai, Cenaiz 23)
Ayrıca Sevgili Peygamberimiz (aleyhi’s-salatü ve’s-selam), bulaşıcı hastalığa yakalanarak, ishale tutularak, suda boğularak ve göçük altında kalarak vefat eden kimselerin ahirette şehitlik sevabına ulaşacağını müjdelemiştir. (Buhari, Cihad 30; Müslim, İmare 164, 165)
Rabbimiz bizlere sabır ve rıza ehli olmayı, imtihanları kazanıp rızasına ulaşmayı nasip eylesin. Selam ve dua ile Allah’a emanet olunuz.