İçeriğe geç

Her Yokluk, Bir Varoluşa Gebedir

    Gün gelir nimetlerle akıp giden zaman, bıçak gibi kesip atan sert bir ayrılıkla sarsılır. Sonra alabildiğine uzun, alabildiğine yavaş bir şekilde devam eder yoluna. Oğuz Atay’ın “Hep kötü olaylar, can sıkıcı yaşantılar tekrarlanıyordu. Güzellikler bir kere görünüp kayboluyordu…” derken hissettiği duygu, birçok kişinin gönlünü aynı anda yoklar. Gam, üzüntü, ayrılık acısıyla hemhal olanların gecesi aylara, yıllara bölünürken, Fuzuli’nin o meşhur beytinden “Mübtelayı gama sor kim geceler kaç saat?” dizesi yaşanır hanelerde. Yavaş yavaş, usul usul yaşanır tüm acılar.

    Evet, geceler uzundur; yas, zamanı adeta sündürmüştür. Ama böyle kalmayacaktır. Nasıl ki mevsimler değişiyorsa kendi vaktini doldurduğunda ve donmuş köklere su yürüyorsa baharda, acıların da ömrü zamanla kısalacaktır. Ateş yangına, yangın kül ve dumana döndükten, duman da havaya karıştıktan sonra elbet gönülleri serinleten rahmet yağmurları yağacaktır. Karşılaşılan felaketler ne kadar yıkıcı olursa olsun, acıların zamanla ilk günkü tazeliklerini kaybetmesi yüce Allah’ın lütuflarındandır. Bilinmelidir ki en karanlık gece aydınlık bir sabaha, en sert kış yemyeşil bir bahara gebedir.

    Mevlana Hazretleri, Mesnevi’sinde der ki: “Ey tez canlı, aceleci, ham kişi! Bir çatıya bile basamak basamak merdivenle çıkılır. Tencereyi dahi ocakta yavaş yavaş kaynatmak gerekir. Delice kaynayan tencerede pişen yemekten hayır gelmez. Cenabı Allah’ın bu kainatı bir kere de ‘ol’ demekle yaratmaya gücü yetmez mi? Neden kainatın yaratılışı 6 evre sürdü? Çocuğun dünyaya gelişi neden 9 ay sürer? Onu bir anda yaratmaya Allah’ın gücü çatmaz mı? Hakk’ın adeti yavaş yavaş yaratmaktır.”

    Gerçek mutluluğun yavaş yavaş, azar azar geleceğini söyleyen Cengiz Aytmatov, “Toprak Ana” kitabında Mevlana ile aynı konuya dikkat çekmiştir. Çölde uzun süre susuz kalmış kimsenin suya kanmak için acele ettiği takdirde bedelini hayatıyla ödeyeceğini bilen bedevilerin, susuz kişinin önce bir bez yardımıyla dudaklarını ıslatıp hayata tutunmasını sağlaması gibi…

    Yaşanan üzüntüler, musibetler de yavaş yavaş çözülecek, yeniden akmaya başlayacak zaman. Derin bir üzüntünün bağrında, yas tutmaya bile fırsat bulamadan tek bir nefes için verilen tüm mücadele, yerini derin bir nefese bırakacak. Nitekim gam da dem de baki değildir. Unutulmayacak belki, yaşanılanlar ince bir sızı ile yeniden hatırlanacak. Ama acılar hatırlandığında, yerini başka başka duygulara bırakacak. Çünkü varlığı kıymetlendiren yokluktur. Ve her yokluk, bir varoluşa gebedir…