Nefret, insanı insanca yaşamaktan uzaklaştıran bir duygu. Bu duygu hele ki Allah için değilse insana hiç yakışmıyor. Nefret, insanca sevginin, muhabbetin, kardeşliğin olmadığı yerde hakim olan bir his. Aşksızlığın göstergesi, sevgisizliğin belirtisi. “Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl” denmiştir. Peki sevgisizlik ne doğurdu?
Bu sorunun cevabını bize Fransız medyası, Kahramanmaraş’ta meydana gelen deprem sonrası vermiş oldu. Sevgisizlik ve nefret, küçücük çocukların, bebeklerin, yaşlıların enkaz altında kalmalarının akabinde insani bir acı hissetmeden o masum insanların çektikleri zorluklarla alay edebilecek kadar insanlık dışı bir duyguya sevk ediyor insanı. Ne kadar üzücü bir durum. Bu yüzden asıl muhabbet Muhammedî olandır diyoruz. Zira O’nsuz muhabbetten hasıl olan çirkin bir nefret oluyormuş sadece.
Aşk değil süslü bencillik
Fransa bize bu gerçeği yalnızca bugün meydana gelen deprem faciasında değil, karanlık tarihinin kara kalemle yazılmış her satırında gösterdi. Medyanın aşıklar ülkesi olarak lanse ettiği Fransa’nın arka sokaklarında halen bu karanlık tarihin izlerini görmek mevcut. Dün insanları renginden, dilinden, dininden ötürü ötekileştiren, Cezayir’de, Tunus’ta binlerce insanı katleden Fransa, bugün gettolardan başlayarak mültecilere, siyahlara ve bilhassa müslümanlara karşı nefretin öncülüğünü yapıyor.
Başörtüsüne düşmanlığıyla tanınan Fransız hükümetinin mukaddes değerlere ufacık bir saygısı yok. Bunun yanında sırf fitne olsun diye “Liberal Cami” adıyla İslamiyet’e muhalif bir mekân kuruyor. Kadınları imam yapıp kadın ve erkekler aynı safta namaz kıldırıyor. Fransızların müslümanlara ve Türklere karşı olan nefreti böyle birkaç örnekle sınırlandırılamayacak kadar çok.
Özellikle Suriye ve civarına hakim oldukları dönemde Fransızların azınlıkları destekleyip ehl-i sünneti zor durumda bırakmaları müslümanlara olan düşmanlıklarının bir başka numunesidir. Ancak şimdi bu bahsi bir kenara bırakarak aşk şehrinin aşksızlıklarına değinmek istiyorum.
İlahî olmayan sevgi
Sevgi Allah Teâlâ için olmayınca veya ulvi bir nitelik kazanmayınca faraza adına aşk da dense o insani duygu, insanı insanlıktan çıkarabilecek bir hâl alabiliyor. Fransa’nın sosyal yapısı bu sözümüzü kanıtlamak için yeterlidir diye düşünüyorum. Zira Fransa’daki taciz-tecavüz suçları özellikle ekonomik durumu nedeniyle evlenemeyen veya reddedilen kişiler tarafından işleniyor. Ya da bu dünyevi sevgi uyuşturucu bağımlılığı gibi zararlı alışkanlıkların gençler arasında yaygınlaşmasına ön ayak oluyor.
Uzun bir müddet devam eden “sarı yelekliler” hareketi, uyuşturucu kullanım oranı, intihar vakalarının sayısı gibi olgular bize Fransa’nın sosyal yapısı hakkında bilgi verirken sevgisizliğin yol açabileceği en büyük suç olan cinayet, adam yaralama gibi olayların analizi yapıldığında ve siyasi olarak Fransa tahlil edildiğinde Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi veselleme dayanmayan muhabbetten nelerin hasıl olduğu görülecektir.