Depremin gerçekleştiği ilk günden itibaren ortaya çıkıp; sesini duyurmadığı için hayatta olduğunu haber vermek üzere sosyal medyadan yerini ve telefon numarasını paylaşan vatandaşları arayarak dalga geçecek; enkaz altında olmadığı halde yer bildirimi yaparak “kurtarın” çağrılarında bulunup hedef şaşırtacak; babasının depremde öldüğünü ve kendisine ondan bir araba kaldığını şuh kahkahalar atarak paylaşacak; ne idüğü belirsiz sosyal mecralarda abuk subuk hareketlerle “iyi ki deprem oldu, burada da olsun” diyerek canlı yayın yapacak kadar büyük bir kötülük bu.
Milletçe zor bir dönemden geçiyoruz. Tarihimizin bilinen en büyük felaketlerinden birini yaşadık. Peş peşe gelen iki deprem nedeniyle on binlerce canımızı yitirdik. Allah’ın izniyle bu badireyi de el birliğiyle atlatacağız. İçimiz yanarak, aradan kaç yıl geçerse geçsin her hatırladığımızda hüzünlenerek, gözlerimiz dolarak tabii ki. Allah muhafaza eylesin ama şayet bir savaşa girsek herhalde bu kadar büyük bir yıkıma maruz kalabilirdik. Uzun zamandır büyük imtihanlarla sınanıyoruz. Fakat her badireyi, bir anda oluşan birlik beraberlik ruhuyla atlatıyoruz. İstiklâl Harbi’nde ortaya çıkan ruh, aradan kaç nesil geçerse geçsin adeta bir gen gibi aktarıla aktarıla bugünlere geliyor. Öyle bir ruh ki, aradan kaç asır geçerse geçsin bizden sonraki nesillerde de kendini gösterecek. Dolayısıyla ümitvarız. Yalnızca kendimiz için de değil, biz varsak tüm dünya için…
Bunun yanında, her toplumda olduğu gibi, adaleti atının üzerinde kıtalar ötesine taşıyan nesillerin torunları arasında kötüler ve kötülükler de bulunuyor. Olmaması, imkân dahilinde değil elbette. Dünyanın kuralı böyle. İyiler, kötüler var olduğu için mücadele etmek zorunda kalıyor. Ve böylelikle iyilik anlam kazanıyor. Teknolojinin gelişmesi ve sosyal medya kullanımının artması, üzülerek ifade edelim ki söz konusu kötülüğü son derece organize ve hızla yayılan bir formata büründürüyor. Milli Mücadelede, aziz milletimiz sırtında mermi ve erzak taşırken, “çocuğum anasız yaşar ancak devletsiz yaşayamaz.” diyerek cepheye koşarken, “Kurtuluş mücadelesi hayal. 50’şer lira koyalım, Eskişehir yakınlarında bir çiftlik alıp ziraat işine girelim.” zihniyetindeki kötülükle; şimdi, son asrın en büyük felaketlerinden biri yaşanırken, varını yoğunu ortaya koyan canı pahasına enkaz altındaki canları kurtarmaya çalışanlar varken klavye başında, televizyon ekranlarında yanlış bilgileri paylaşan, dillendiren, yayan kötülük arasında yöntem olarak fark olsa da mantalite açısından hiçbir fark yok.
Tarif Etmede Trollük Kavramının Yetersiz Kaldığı Bir Kötülük
Sosyal medya hayatımıza girmekle kalmadı, daha önce duymadığımız birtakım kavramları da kendisiyle birlikte gündemimizin tam ortasına oturttu. Troll de bunlardan biri. “İnternet’te insanların keyfini kaçırmak ya da münakaşa başlatmak için tohum ekmeye çalışan, çeşitli şekilde ironik söylemlerle hakaret eden veya ironik söylemlerle kişilere dolaylı olarak rahatsızlık veren kişi” olarak tanımlanan trolller, özellikle sosyal medya kullanıcılarının sıkça rastladıkları figürler olarak karşımızda duruyor. Anlamsız, saçma ve gerçek olmayan isimlerle açtıkları hesaplarda, düşmanı oldukları kişilere, kitlelere, kurumlara, ideolojilere, inançlara hakaret etmekle kalmayan bu tipler, karalama kampanyalarının ücretli yahut gönüllü neferleri şeklinde itibar suikastı operasyonlarının kullanışlı aktörleri olarak varlıklarını sürdürüyorlar. Depremin gerçekleştiği ilk günden itibaren ortaya çıkıp; sesini duyurmadığı için hayatta olduğunu haber vermek üzere sosyal medyadan yerini ve telefon numarasını paylaşan vatandaşları arayarak dalga geçecek; enkaz altında olmadığı halde yer bildirimi yaparak “kurtarın” çağrılarında bulunup hedef şaşırtacak; babasının depremde öldüğünü ve kendisine ondan bir araba kaldığını şuh kahkahalar atarak paylaşacak; ne idüğü belirsiz sosyal mecralarda abuk subuk hareketlerle “iyi ki deprem oldu, burada da olsun” diyerek canlı yayın yapacak kadar büyük bir kötülük bu.
Bunlar, kimilerinin içerisinde bulunduğu deliliği gözler önüne sermesi bakımından ilginç örnekler. Dahası da var maalesef: Maraş’ta yaşanan depremle ilgisi olmayan görüntüleri paylaşıp, “devlet nerede?” diyerek yalan içerikle yaygara koparan; böyle bir olay yaşanmadığı halde Afganlıların ve Suriyelilerin, enkaz altından çıkarılan cenazelerin üzerindeki ziynet eşyalarına tasallut ettiğini iddia edecek kadar alçalan; enkaz altından çıkarılma sırasında ideolojik yakınlığın öncelik gerekçesi olduğunu dillendirecek kadar izan ve insaf yoksunu bir kötülükten bahsediyoruz. Onlarca sivil toplum kuruluşu canını dişine takmış, bir kişiyi daha kurtarabilmek, bir vatandaşımızın daha yarasına merhem olabilmek için mücadele ederken, “Nerede bu sarıklı, cübbeli, sakallılar?” diye iftira edebilecek büyük bir kötülükten…
Asla Tükenmeyecek Bir Hazine
“Fiili müdahale ile ele geçirilemeyen bir kitleyi ya da devleti; propaganda, casusluk, sabotaj ya da terör yoluyla manevi etkiye maruz bırakarak müdahaleye uygun hale getirmek veya fiili savaş sırasında savaşı daha kolay kazanmak için yapılan her türlü manevi yıkıcı çalışma” 5. Kol Faaliyeti olarak tanımlanıyor. Üzerinde bulunduğumuz coğrafya, Doğu ile Batı arasında geçiş güzergahı. Diğer bir deyişle köprü. Tabiatıyla, yerli olan olmayan herkesin yolu buraya düşüyor. Yanlış anlaşılmasın, insanların nesebine ilişkin bir şeyden bahsetmiyorum. Söylemek istediğim şey tamamen karakterle ilgili. 1071’den beri bu topraklarda, 5. Kol Faaliyeti hep oldu, bundan sonra da olmaya devam edecek. Bu topraklarda kendi çıkarları ve menfaatleri için devletin/milletin çıkarlarını ve menfaatlerini ayağının altına almaya kalkacak birileri her zaman sahneye çıkacak. Boynuna dolanan ipin ucu dışarılarda olan ve tamamen o ipin asıl sahiplerinin hareketine göre yer değiştirenler figüranlığa devam edecek. Millet kenetlendikçe, devlet milleti için varolmayı sürdürdükçe yapılan her kötülük, beyhude girişimler olmaktan öteye geçemeyecek. Unutmayalım, iyilik bitip tükenmek bilmeyen bir hazine. Kötülük zehrinin panzehiri iyilikten başkası değil. Ve biz elimizi iyiliğe uzattıkça, kötülük kendiliğinden yok olup gidecek.