Depremin büyük hareket ve kuvvet çarpanı meydana getirdiği bir hakikattir. Öyleyse ilk olarak, deprem bölgesinde, fay hatlarının tesir sahalarında sağlam zeminlere evler inşa etmek önemlidir. Buna göre zemin etütleri büyük ehemmiyet arz etmektedir. Pazarcık ve Elbistan depremlerinde çok sağlam binaların, zeminden dolayı yekpare olarak yana yattığı görülmüştür.
Tarih, 6 Şubat 2023’te yaşadığımız felaketi yakın tarihimizde bilinen en büyük deprem olarak yazacak. Çok geniş bir sahada hissedilen ve on şehrimizde büyük tahribata sebep olan bir deprem.
Deprem yahut eskilerin tabiriyle zelzele lügatte “yer içindeki fay kırıkları üzerinde biriken enerjinin âniden boşalması sonucu meydana gelen yer değiştirme hareketinin yol açtığı, karmaşık, elastikî dalga hareketleri” şeklinde tarif edilmiştir. Depremle ortaya çıkan sarsıntı ve hareket, insan bir yana, dağların bile dayanamayacağı bir kuvvettir. Şiddetine göre dağlardan büyük parçaların koptuğu, dağların yerinden oynadığı, devasa kayaların çatlayıp dağıldığı görülür. Deprem tabiatta şahit olunan en büyük hareket ve kuvvettir.
İnsanoğlunun depremi durdurma, depremi külliyen engelleme imkânı yoktur. İnsanın ve tabiatın fıtratı içindeki sebep-sonuç irtibatına bağlı bütün değişiklikler ve merhaleler gibi, deprem de yeryüzünde fıtrî bir merhale, bir neticedir. Depremin nerede, ne zaman gerçekleşeceği de bilinemez. Sadece tarihten günümüze tespit edilmiş fay hatları üzerinden deprem coğrafyaları bilinmekte, kırılma ve hareketlere göre yer bilimi uzmanlarınca depreme dair tahminler yürütülmektedir.
İnsanoğlunun depreme karşı alabileceği tedbirler, depremin doğrudan kendisine yönelik olamayacağı için, depremin tesirine dair tedbirler alınabilir. Bu tebdirleri de maddi ve manevi tedbirler olarak ikiye ayırabiliriz.
Maddi Tedbirler
Maddi tedbirler depremden önceye, deprem anına ve deprem sonrasına dair olmak üzere üç kısımdır. Depremin büyük hareket ve kuvvet çarpanı meydana getirdiği bir hakikattir. Öyleyse ilk olarak, deprem bölgesinde, fay hatlarının tesir sahalarında sağlam zeminlere evler inşa etmek önemlidir. Buna göre zemin etütleri büyük ehemmiyet arz etmektedir. Pazarcık ve Elbistan depremlerinde çok sağlam binaların, zeminden dolayı yekpare olarak yana yattığı görülmüştür. Deprem öncesi bir başka tedbir de imkân dairesinde depreme dayanabilen binalar inşa etmektir. Ayrıca binaların yüksekliğini ve binalar arasındaki gerekli mesafeleri tecrübeyle belirlenmiş şartlara göre –taviz vermeden- tesis etmek gerekir. Bu tedbirlerin her biri aslında deprem anına yönelik tedbirlere dâhildir. Sadece önceden alınması gerekmektedir.
Deprem anına dair tedbirler, sarsıntı anına dairdir. Sarsıntı esnasında tecrübeye göre bir korunma şekli almak tavsiye edilmektedir. Sarsıntı sonrasında ise güvenilir toplanma merkezlerine gitmek, mümkün mertebe binalara girmemek ehemmiyet arz etmektedir. Pazarcık depreminden birkaç saat sonra gerçekleşen Elbistan depremi bu konuda acı bir tecrübe olmuştur.
Depremden önce alınsa da deprem sonrasında faal hale gelecek tedbirler ise tahribata göre arama kurtarma, sağlık, temel barınma ve beslenme ihtiyaçlarının giderilmesidir. Bunun yanında gerekli ekiplerin deprem bölgesine sevki, deprem bölgesinden de depremzedelerin nakli bu tedbirlerin başlıcalarını oluşturur.
Tedbirin bir tarafı da kendi aldığımız bireysel tedbirlerdir. Deprem bölgesinde yaşıyorsak ev seçerken bölgenin gerektirdiği şartları öğrenip bilmemiz ve ona göre de seçmemiz gerekir. Yine evimizin dayanıp döşenmesi de depreme evde yakalanma ihtimalimizi göz önüne alarak tasarlanmalıdır. Deprem sonrasında sokakta, açıkta kalabileceğimizi düşünerek: Deprem çantası, ilk yardım malzemeleri, çadır, uygun battaniye gibi şeyleri de kendi imkanlarımızla edinip hazır etmemiz faydalıdır.
Deprem sonrası için tedbirlerin en mühimi hem devlet kurumlarının hem de devleti ayakta tutan unsurlar olan STK’ların deprem öncesinden her türlü şarta hazır bir teşkilat yapısına, hareket tarzına sahip olmaları lazımdır. Bunlar da maddi tedbirlerdir.
Deprem sonrasına dair gerekli bütün tedbirler şüphesiz Pazarcık ve Elbistan depremlerin etkilediği sahada mevcuttu. Ancak bu tedbirleri harekete geçirecek insanlar, depolar ve sevk için gerekli yollar da depremden etkilendiler. Dolayısıyla böyle büyük bir depreme karşı alınacak tedbirler hayatidir. Şimdiye kadar olmuş depremlerde büyük yıkıntılar olsa da bir iki şehri etkilerdi. Oysa bu depremde on şehir etkilendi, yıkıldı. Bunun yanında yollar depremin oluşturduğu hasar sebebiyle ulaşımı zorlaştırdı. Hatay Havalimanı’nın da depremden etkilenmiş olması ulaşımın önündeki başka büyük bir engeldi. Ayrıca yakın ve uzak bölgelerden deprem bölgesine nakil esnasında kış şartlarının oluşturduğu engelleri de unutmamak gerekir. Mesela depremi takip eden günde Konya’nın çevresindeki bütün yolların kar sebebiyle ulaşıma kapanmış olması misal verilebilir. Kış şartları da deprem gibi önlenmesi yahut değiştirilmesi mümkün olmayan özellikte olabilmekte. Özellikle deprem bölgesine iş makinası ve temel ihtiyaç malzemeleri taşıyan ağır vasıtaların böyle şartlarda yolculuk yapması da oldukça zordur.
Tedbirin bir tarafı da kendi aldığımız bireysel tedbirlerdir. Deprem bölgesinde yaşıyorsak ev seçerken bölgenin gerektirdiği şartları öğrenip bilmemiz ve ona göre de seçmemiz gerekir. Yine evimizin dayanıp döşenmesi de depreme evde yakalanma ihtimalimizi göz önüne alarak tasarlanmalıdır. Deprem sonrasında sokakta, açıkta kalabileceğimizi düşünerek: Deprem çantası, ilk yardım malzemeleri, çadır, uygun battaniye gibi şeyleri de kendi imkanlarımızla edinip hazır etmemiz faydalıdır. Bunları, maddi yeterliliğimizi de gözardı etmeden önem sırasına göre zamana yayarak edinmek; kendimiz bilinçlenip ailemizi, komşularımızı ve yakınlarımızı bilinçlendirmek de önemlidir. Bunu nasıl yapacağımızı, şartların ihtiyaçların ne olduğunu, kurum ve kuruluşlarca tekrarlanan yayın ve eğitimlerden öğrenebiliriz. Müslüman tedbiri elden bırakmaz.
Hülasa, depreme dair maddi tedbirler, öngörülen ölçülerde alınabilir. Ancak depremin yeri, zamanı, tesiri, sahası ve harici şartlar deprem sonrasındaki şartları da etkilemektedir. Bütün bunlar ilâhî takdirin gereğidir. İnsanoğlu da bu takdir karşısında acizdir. Tedbir aldıktan sonra, sımsıkı takdire bağlanmak lazımdır.
Manevi Tedbirler
Depreme dair maddi tedbirler, dünyayı tanımak, nasıl bir yapıya sahip olduğunu bilmek ve buna göre hazırlıklı olmaktan ibarettir. Yeryüzünü madden bilmeyen, depreme karşı tedbir alamaz. Manevi tedbirler de insanın dünyayı ve kendini doğru tanımasıyla alınır.
Dünya nedir, niçin ve nasıl yaratılmıştır? Dünyayı kim yaratmıştır? Dünya kimin kudretindedir? İnsanoğlu dünyaya niçin gelmiştir? Dünyadaki bu hercümercin sebebi nedir? İnsanoğlunun dünyadaki ömrü ne kadardır? Vazifesi nedir? Bizden önceki milletlerin başına neler gelmiştir? Ölüm nedir? Sebebi nedir?
Bütün bu soruların cevapları, insanoğlunun dünyaya karşı tavrını, tedbirlerini olumlu ve olumsuz olarak etkiler. Yemenli bir âlimin çocuklar için yazdığı akait kitabının ilk cümlesi şöyledir: “İnsanoğlunun dünyada bilmesi gereken ilk bilgi nedir?” ardından şöyle devam etmiştir: “İnsanoğlunun yaratılmış olduğudur. Yaratıldığına göre bir yaratıcısı vardır.”
Dünya yaratılmıştır. İnsanoğlu dünyaya mükellef bir kul olarak imtihan için gönderilmiştir. Dünyanın ve insanın yaratılış gayesine mutabık anlaşılmasının ilk merhalesini imandır. Sahih bir iman da kelime-i şehadet ve ardından imanın gerekli şartlarının ifasıyla elde edilir. Bu merhaleden sonra insan iman dairesindedir. Hayrı ve şerri bu daireye, ilahî kanuna göre anlar, tavrını ona göre alır.
İnsan, küçük âlem; dünya da büyük âlem olarak isimlendirilir. İnsanın kendini tanıması âlemi tanımasına ve neticede Rabbini tanımasına vesile olur. İnsanın hayatında sıhhat ve maraz olduğu gibi; çocukluk, gençlik, yaşlılık olduğu gibi; dünyada türlü hareketler, değişiklikler meydana gelmektedir. Bütün bunlar Cenâb-ı Mevla’nın takdirindedir. Bugün depremi sadece bilim üzerinden anlamaya ve açıklamaya çalışanlar, öncelikle dünyaya ve dünya içindeki bir vaka olması sebebiyle depreme doğru bakmamaktadırlar. Din bilimi reddetmez. Aksine din, aklı önceler. Ancak bu akıl, sadece bilim ve sığ tecrübeyle sürekli değişen bir bilgiden beslenmez. Umum ve husus, genel ve özel olarak esasını sağlam cevaplar üzerine inşa etmiştir. Dinin sorularından cevaplayamadığı yoktur. Bilim ise sadece tecrübe ettiği kadar cevaplar. Her yeni deney yahut oluş, bilimin cevaplarını değiştirir. Bu normaldir. Din, insanoğlunun aciz olduğunu kabul eder ve tecrübe ede ede öğrendiğini; bütün bilgileri ihata edemeyeceğini, hülâsâ aciz olduğunu söyler. İtikatsız bilim ise acziyeti kabul etmez, tecrübeler üzerinden yanıldığı yahut yeni bir bilgi elde ettiğini söyler. Oysa iman sahibi bir mümin yahut bilim adamı bilgisini başından itibaren bu kabule göre inşa eder, buna göre maddi ve manevi tedbirler alır.
Maddi tedbirlerin yetersiz olması, idrakin zayıflığı kadar, insanoğlunun acziyetiyle de alakalıdır. Manevi tedbirlerde de insanoğlunun kusurları olur. Bu tedbirlerin bir kısmına kendine yönelik, bir kısmı da diğer insanlara yöneliktir. İnsanoğlu depremin öncesinde, deprem anında ve sonrasında imtihan dairesinde bir kul olduğunu her daim hatırda tutmalıdır. Deprem öncesi kalben hazırlıklı olmak, ansızın gelecek ölüme hazırlıklı olan mümin tavrıdır. Deprem olunca kelime-i şehadet getirmek, Cenab-ı Mevlâ’ya sığınmak ve deprem sonrasındaki ölüm, yaralanma ve yıkımlara karşı sabır göstermek bu imtihana karşı en tedbirli tavırdır. Nitekim Cenab-ı Mevlâ yüce kitabımızda şöyle buyurmaktadır:
“And olsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz. (Ey Peygamber!) Sabredenleri müjdele! O sabredenler, kendilerine bir belâ geldiği zaman: Biz Allah’ın kullarıyız ve biz O’na döneceğiz, derler. İşte Rablerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır. Ve doğru yolu bulanlar da onlardır.” (Bakara, 155-157)
İmansız, itikatsız bir kişi yahut bilim, depremdeki kayıpları zahiren ele alır ve buna göre analizler sunar. Kullandığı tabir bile maddi bir ifadedir: Kayıp. Mümin bir kişi ise bu gibi olayları sadece maddi bir kayıp olarak ele almaz. Tahlilini sadece zahir üzerinden yapmaz. İmtihan, sabır, ibret, kulluk, hayır ve şer, ölüm gibi unsurları da göz önüne alır. Buna göre maddi ve manevi neticeler elde eder. Müminin binası da, mahallesi ve şehri de maddi ve manevi tedbirler üzerine tesis edilmelidir. Bizim önceki depremlerden ve Pazarcık-Elbistan depremlerinden çıkaracağımız dersler çoktur. Buna göre maddi ve manevi olarak yatırımlar yapmamız gerekecektir. Bu depremlerde –elhamdülillah- var olan güzellikleri muhafaza ederek, noksan taraflarımızı da elden geldiğince taviz vermeden gidererek dünya hayatının gereklerini yerine getirmeye devam etmeliyiz.
Dayanışma, Kardeşlik ve Seferberliğimiz
Pazarcık ve Elbistan depremleri sonrasında haftalarca süren seferberlik ruhu içindeki bütün ülkemizin, özellikle dini değerlerine bağlı STK’ların, hiçbir manipülasyona müsaade etmeden AFAD koordinasyonu altında hizmet etmeleri, milyonlarca mağdurun maddi manevi ihtiyaçlarına el birliğiyle merhem olmaya çalışmaları mühimdir. Bunda AFAD gibi bir çatı bir kuruluşun çok yakın geçmişte kurulmuş olması, deprem öncesi bir tedbir olarak ne kadar isabetli olduğunu göstermektedir. Bunun yanında devletimizin sağlam bir iradeyle yönetilmesi, çok kısa sürede bütün bakanlıkların ve gerekli kuvvetlerin harekete geçirilmiş olması da tedbirler dairesine dâhil edilmelidir. Ayrıca son on yılda, dinî değerlere bağlı STK’ların ortak faaliyetler yapması, çatı platformlarda bir araya gelmesi, bu depremde pekişmiş bir kardeşliğin sağlam bir yapı olarak deprem sahasında hizmet vermesini sağlamıştır.
Türkiyemizin her daim mazlumun yanında olması, afet bölgelerine ilk yardıma koşan ülke olması, dil, din ve ırk ayırt etmeden bütün dünyaya yardım götürmesi, bu depremde ülkemize yardıma gelen ekiplerin çokluğuna vesile olmuştur. Biz Allah rızası için yardım etsek de bu yardımlar bize daha dünya hayatında yardımlaşma olarak dönmüştür. İyilik yapan iyilik bulur.
Hem geri hizmetler, hem sahadaki lojistik hizmetler, hem de arama kurtarma ekipleri bakımından çok yönlü destekler bu söylediklerimizin neticesidir. Tabi bir tedbir olarak, hem maddi hem manevi, Türkiyemizin her daim mazlumun yanında olması, afet bölgelerine ilk yardıma koşan ülke olması, dil, din ve ırk ayırt etmeden bütün dünyaya yardım götürmesi, bu depremde ülkemize yardıma gelen ekiplerin çokluğuna vesile olmuştur. Biz Allah rızası için yardım etsek de bu yardımlar bize daha dünya hayatında yardımlaşma olarak dönmüştür. İyilik yapan iyilik bulur.
Bu dünya hayatında türlü zorluklara dûçar olmaya devam edeceğiz. Dünya hayatı böyle, buna iman ediyoruz. Ancak gücümüz nispetinde maddi tedbirler alacağız. Almamız gerekiyor. Bunun yanında her daim bizi ayakta tutacak olan manevi tedbirleri asla göz ardı etmeyeceğiz, inşallah.
Son söz olarak, bu depremlerden okunacak çok hikmetler vardır. Bunları okumaya, yazmaya ve bizzat tatbik etmeye devam etmeliyiz. Bunları gelecek nesillere aktarmalıyız. Kusurlarımızı da örtmeden tespit etmeliyiz. Deprem sadece bir bölgede gerçekleşmiş olsa da, bütün ülke sathında okunmaya, ibretler alınmaya devam edilmelidir.
Cenab-ı Mevlâ, depremde vefat eden mümin kardeşlerimize rahmet eylesin, yakınlarına sabırlar ve yaralı kardeşlerimize acil şifalar ihsan eylesin. Amin Ya Rabbelâlemin!