İçeriğe geç
Ana sayfa » Blog » Doğal Afetler ve Yardımlaşma

Doğal Afetler ve Yardımlaşma

    Kısaca sözlüklerde, “önlenmesi insan eliyle olmayan, sel, fırtına, deprem ve benzeri gibi çeşitli doğa olaylarının sebep olduğu yıkım” diye geçen ve günümüzde insanların sıklıkla karşılaştıkları, başta depremler olmak üzere, sel, kasırga, hortum, yangın, toprak kayması, tsunami vb. gibi doğa olayları, etkilerini artırarak afetlere dönüşebilmekte ve çok büyük can ve mal kayıplarına sebep olabilmektedir.

    • Afetler genellikle şunlardır:
    • • Deprem,
    • • Çığ,
    • • Su baskını, sel,
    • • Yangınlar,
    • • Toprak kayması,
    • • Kaya düşmeleri ve benzerleri.
    • Afetlerin ortak özellikleri:
    • • Tüm canlıları etkiler,
    • • Toplumun onunla baş edebilme gücünü aşar,
    • • Genellikle bir tehlike tarafından tetiklenir,
    • • Daha çok toplum ile ilişkilidir.

    İlk çağlardan bugüne kadar toplumlar üzerinde ölümlere, yaralanmalara, kayıplara ve benzeri problemlere yol açan tabii afetler her zaman güncelliğini korumuştur. Büyük afetlere ev sahipliği yapan Anadolu’da bir çok medeniyetler afetler sonucu yıkılıp yok olmuşlardır. Bazı medeniyetler de bu afetlerden etkilenmemek için mekanlarını değiştirmişlerdir. Gerek Dünya, gerekse Türkiye afetler açısından çok büyük bedeller ödemiştir.

    Afetler, insanlar üzerinde fiziki ya da psikolojik yönden geçici ya da kalıcı etkiler bırakabilmektedir. Afetlerin bu etkisini çocuklarla yaşlı insanlar, yetişkinlere göre daha uzun sürede atlatabilmektedir. Bu açıdan çocuklar, toplumun en çok incinebilir ve zarar görebilir kısmını oluşturmaktadır.

    Toplumsal doku ve şuurun afetler sonucunda bozulmasına izin vermek yerine afetlerin olumsuz etkilerini toplumun manevi dinamikleri ve toplumsal şuur ile azaltmaya çalışmak gerekir. Burada ise yaşam tarzı olarak din, çok büyük bir rol üstlenmektedir.

    Doğal afetler karşısında dinin kişiye en büyük katkısı, insanı gördüklerinden ibret almaya, yaşadıklarından ders çıkartmaya ve gidişatını düzeltmeye yöneltmesidir.

    Doğal afetler, toplumun farklı kesimlerine farklı yükümlülükler getirir. Bazı kimseler zengin, bazıları ise fakirdir. Olağanüstü hallerde bütün toplumun seferber olarak ihtiyaç sahibi insanlara varlık sahibi insanların el uzatması ve onlara yardım ederek olağanüstü bu durumdan hep birlikte kurtulmak, dini ve içtimai bir sorumluluktur.

    Tarih öncesinden bu yana dünyada olduğu gibi Türkiye’de de büyük yıkımlara sebep olan doğal afetler sonucu Osmanlı’dan günümüze idarecilerin afetlere karşı bakışı daima, olayın gelişinden sonra zararların giderilmesi, tazmini ya da yeniden inşaasını kapsamış, fakat afet öncesi önlemlere yeterli miktarda önem verilmemiştir.

    Osmanlı Devleti deprem kuşağında yer alan bir bölgede hüküm süren bir devlet olması hasebiyle çeşitli dönemlerde deprem gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalmış, bu yıkıcı ve tehlikeli depremlerden ötürü de fazlasıyla can ve mal kaybı gibi maddi hasarlar yaşamıştır.

    Osmanlı Devleti, depremlerden birkaç gün sonra istikrarı sağlamaya yetecek kadar asker ve polisi ihtiyaç duyulan bölgelere sevk ederek karmaşanın ortadan kaldırılmasını temin etmede başarılı olmuştur.

    Devleti ansızın kriz yönetimiyle baş etmek durumunda bırakan deprem ve yangınlar gibi afetler ciddi boyutlarda maddi hasarlar meydana getirmiş ve can kayıpları yaşatmıştır. Depremle ölü ve yaralılar olurken depremden sonra meydana gelen yangın felaketleri ile de hem yerleşim yerleri hem de nüfus olarak büyük oranda harap olmuştur. Sağ taraftaki, “Erzurum ve Ereğli’de deprem ve yangından zarar görenlere yardım yapılması” konulu arşiv belgesi bu konu için bir örnektir:

    Devlet, afetzedeler için bir takım yardım kararları alır, bu kararlar süratle uygulamaya koyar, yardım komisyonları kurulmasını ve organizasyonlar düzenlenmesini sağlar. Osmanlı Arşivi’nden alınan “Aydın vilayetinde meydana gelen depremde zarar görenler için yardım toplanmak üzere bir yardım komisyonu kurulduğu, bastırılacak yardım biletlerinden vükela tarafından ne kadar alınacağının bildirilmesi” konulu belge buna güzel bir örnektir:

    Afetler sonucunda muzdarip olan halk aç ve açıkta kaldığı için en önemli problemlerden birisi olan iskan meselesine çözüm getirmek olmuştur. Evleri yıkılan ya da yanan afetzedeler için ilk ve acil ihtiyaç, bölgeye çadırların sevk edilmesidir. Devlet, afetzedelerin bazı ihtiyaçların giderilmesinde bir takım sıkıntılar çekse de sonuçta bu sıkıntılar aşılarak çözüme kavuşturulmuştur. Sağ taraftaki, “Rodos’ta vuku bulan depremden dolayı açıkta kalan ahaliye acilen vapurla 500 çadırın gönderildiği ve yardıma devam edileceği” konulu arşiv belgesi bu konuya ne güzel bir örnektir:

    Hasar gören su yolları tamir edilmiş, sokaklar enkazdan temizlenmiş, büyük şehirlere giden afetzedelerin konaklama meselesi halledilmiş, özel mülkler gibi kamu binaları da kullanılamaz hale gelen kamu binalarından dolayı toprak altında kalan resmi envanterin çıkarılabilmesi için uğraş verilmiş, afetzede halk bir takım vergiden muaf tutulmuş, ihtiyaç sahiplerine sonradan ödenmek üzere Ziraat Bankası’ndan yardımlar yapılmıştır.

    Devlet zaman zaman her ne kadar siyasi anlamda bir takım buhranlı ve sıkıntılı günler geçirmiş olsa da afetzedeleri mağdur etmemeye çalışmış, insanların ihtiyaçlarını temin ve tedarik etme yoluna gitmiştir, yardımları âdil bir şekilde dağıtmış, devletin imkanları ölçüsünde büyük oranda kriz yönetimiyle başa çıkmayı bilmiştir. Sağ taraftaki, “depremde zarar görenlereâdil bir şekilde yardım dağıtıldığına dair Erzurum Vilayeti’nin Adliye ve Mezahib Nezareti’ne telgraf gönderildiğini gösterir arşiv belgesi bu konuya örnektir:

    Hepimizin ciğerini dağlayan, 6 Şubat 2023 günü merkez üssü Kahramanmaraş olan iki büyük ve yıkıcı depremle sarsıldık. Ateş sadece düştüğü yeri yakmadı. Tüm Türkiye’nin yüreğini yaktı. Dillerimizde dua ile bölgede olanlarımız enkaz başında, diğer yerlerdekiler televizyon başında içimizde bir umutla bekledik. Bir can olsun kurtarabilmek ve birbirimize el uzatmak adına ülke olarak hep birlikte seferber olduk.

    Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de “Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır.” (İnşirah, 5) buyurmuştur. “Mü’minler, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermede, tıpkı bir organın rahatsızlandığında diğer organların da bu acıyı paylaşan beden gibidir” diyen rahmet Peygamberi sallallahu aleyhi ve sellemin buyurduğu gibi, gün kenetlenme, yardımlaşma ve dayanışma günüdür.

    Depremden etkilenen kardeşlerimizin yaralarını sarmak için pek çok yardım kampanyasının başladığını görüyoruz. Mümkün mertebe yaraların sarılması, mağduriyetlerin giderilmesi birlik beraberliğin gereklerinin kesilmeden sürdürülmesi gereklidir. Milletimizin tavrı da bu yöndedir. Geçmişten günümüze her türlü afette vefat eden tüm kardeşlerimize Cenâb-ı Allah’tan rahmet, yakınlarına ve milletimize başsağlığı, yaralılarımıza acil şifalar dilerim. Cenab-ı Allah, ülkemizi, milletimizi ve tüm insanları her türlü afetten muhafaza buyursun. Amin…