İçeriğe geç
Ana sayfa » Blog » Dünyanın Yeni Enerji Merkezi Türkiye

Dünyanın Yeni Enerji Merkezi Türkiye

    Türkiye’nin üzerinde bulunduğu coğrafya, asırlardır Doğu ile Batı arasında köprü vazifesi görüyor. Tarihî ticaret yollarının da geçtiği bu güzergâh, toplumlar arasındaki geçişkenliğe ve kültürler arası etkileşime zemin olması dolayısıyla önemli. Bu topraklar, artık yalnızca kültürel bir köprü olmanın dışında, enerji koridoru vazifesi de görüyor.

    Rusya Ukrayna’yı işgal ettiğinde, Batı’nın gücünü gereğinden fazla abartan bir kitle bu mücadelenin sonunda Ruslar’ın büyük bir hezimete uğrayacağını söylüyordu. Üstelik, sürecin neticesinde ortaya çıkacak kasırgadan yalnızca Rusya değil, onunla birlikte hareket eden ülkeler de etkilenecekti. Başta da Türkiye. İçeriden başka birileri de özellikle 2016’dan sonra belirgin bir şekilde görülen denge politikasını, Türkiye’nin dönülmez bir girdabın içerisine girdiğini iddia ediyordu. Fakat bugün, söylenenin tam tersi bir tablo ile karşı karşıyayız. Her ne kadar mücadele tam olarak bitmese ve Ukrayna topraklarındaki çatışmalar sona ermese de gelinen noktada Rusya, hedeflerine oldukça yaklaşmış durumda. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupalı ülkelerin arkasına sığınarak Rusya’ya kafa tutmaya kalkan Ukrayna için durum pek de iç açıcı değil. Dahası, Avrupa Birliği ülkeleri de Kiev yönetimine verdiği açık ve örtülü desteğin bedelini ödüyor. Avrupa, Kremlin’e yaptırım kararı aldıkça kışın soğuk aylarında battaniyeye sarınmaya ve kömür yakmaya devam ediyor.

    Enerji Kartı Türkiye’nin Elinde

    Ukrayna krizinin kazanan ülkelerinden biri de Türkiye. 24 Kasım 2015’te Rus uçaklarının Türk hava sahasından geçerken düşürülmesi, iki ülke arasında onarılması güç kırılmalara yol açmıştı. Hatta Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin 17 Aralık 2015’te yaptığı açıklamada olayı düşmanca bir hareket olarak tanımlamış ve “Mevcut Türk liderlerle uzlaşmaya varmamız imkânsız değilse bile çok zor.” demişti. Ancak, kendilerini dış politika dehası olarak gören kimilerinin yanlış yönlendirme çabalarına rağmen, Türkiye beklenenin aksine Rusya ile ilişkilerini düzeltti. 15 Temmuz 2016’da darbe girişimini bertaraf ederek oldukça profesyonel bir denge siyaseti izlemeye başladı. Ne NATO’dan çıktı, ne AB ülkeleri ile ticari ve diplomatik ilişkilerini zedeleyecek adımlar attı, ne Rusya ile arasını bozdu, ne de Doğu Bloku ile ipleri kopardı. Hepsiyle ölçülü, dengeli ve tamamen çıkar odaklı bir siyaset yürütmeyi başardı. Zaman zaman sesini yükseltti, bazen tepkisiz kaldı. Hali hazırda “3. Dünya Savaşı’nın fitilini ateşler mi?” sorularının konusu olan bir gerilimi kendi lehine çevirmeyi başardı. Avrupalı ülkelerin enerji alanındaki iplerini elinde tutan Rusya, kendisine yönelik her türlü olumsuz girişime o ipleri biraz daha gererek cevap verdi. Halklarla probleminin olmadığını da göstermek için Türkiye’de kurulacak bir enerji üssü ile Avrupa’ya ihtiyacı olan doğalgazın bir kısmını verebileceğini söyledi. Türkiye, böylece Rusya ile beraber enerji kartını eline almış oldu.

    Sadece Kültürel Köprü Değil Artık Enerji Koridoru

    Türkiye’nin üzerinde bulunduğu coğrafya, asırlardır Doğu ile Batı arasında köprü vazifesi görüyor. Tarihî ticaret yollarının da geçtiği bu güzergâh, toplumlar arasındaki geçişkenliğe ve kültürler arası etkileşime zemin olması dolayısıyla önemli. Bu topraklar, artık yalnızca kültürel bir köprü olmanın dışında, enerji koridoru vazifesi de görüyor. Batı Doğalgaz Boru Hattı, Türk Akım, Mavi Akım, Bakü-Tiflis-Erzurum, TANAP ve Doğu Doğalgaz Boru Hattı ile hem kendi doğalgaz ihtiyacını karşılayan hem de Avrupa için geçiş güzergahı olan Türkiye, Trakya bölgesinde kurulacak doğalgaz üssü ile Avrupa’nın ihtiyaç duyduğu doğalgazın tamamı için tedarikçi ülke haline gelecek. Yine Karadeniz ve Doğu Akdeniz’de yapılan çalışmaların neticesinde elde edilecek doğalgazla bütçesinin önemli bir kısmını ayırdığı enerji harcamalarının yükünden kurtulacak ve ihtiyacının fazlasını ihraç ederek önemli bir gelir kaynağına kavuşacak. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde açılan kuyulardan çıkarılan petrol de vaziyeti daha da avantajlı hale getirecek. Ayrıca nükleer ve yenilenebilir enerji kaynakları ile ilgili çalışmalar, Türkiye’yi ülkeler sıralamasında bir üst lige çıkaracak.

    15 Temmuz 2016 akşamı, uluslararası arenada peş peşe kaotik hadiselerin yaşanacağı ve Türkiye’nin buradan avantajlı çıkacağı söylense muhtemelen kimse inanmazdı. Yine birilerinin “her şey bitti” dediği anda, vatanı ve milleti için canını ortaya koyan kitleler, bir an bile düşünmeden kendilerini feda etmekten çekinmediler. Darbe girişimine maruz kalan siyasi irade ise dimdik ayakta ve korkusuzca süreci ve sonrasını yönetti. Bu yıl 100. yılına gireceğimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin asırlık mazisinde darbeler, muhtıralar ve siyasi karışıklıklar gibi pek çok olay yaşandı. Ancak 15 Temmuz’un birkaç yıl evvelinde başlayan ve etkilerini bugün dahi hissettiğimiz olaylar zincirinin benzeri görülmedi. Türkiye, birileri tarafından hâlâ ısrarla eleştirse de böylesi devasa girdaptan alnının akıyla çıktı. Uluslararası ilişkilerde sıkça kullanılan bir kavram var: Stratejik öngörü. Bu kavramın ne anlama geldiğini merak edenler, Türkiye’nin son 10 yılına bakabilirler. Bıçak sırtında gidilen bu dönemde alınan kararlar ve yapılan hamlelerin meyvelerini yediğimiz bugünlerde, stratejik öngörünün nasıl bir şey olduğuna ve ne kadar hayati bir anlam barındırdığına şahitlik ediyoruz çünkü. Çinli bilge Sun Tzu, milattan önce 6. yüzyılda kaleme aldığı ve bugün dahi istihbarat servislerince ders kitabı olarak okutulan Savaş Sanatı’nda şöyle diyor: “Başkasını ve kendini bilirsen, yüz kere savaşsan tehlikeye düşmezsin; başkasını bilmeyip kendini bilirsen bir kazanır bir kaybedersin. Kendini de başkasını da bilmezsen, her savaşta tehlikedesin.” Türkiye, cumhuriyetin yüzüncü yılında artık hem kendisini hem de başkalarını biliyor. Artık yüz kere savaşsa da tehlikeye düşmeyecek inşallah.