İçeriğe geç
Ana sayfa » Blog » Ekran Işıklarının Getirdiği Yapay Dünyalar

Ekran Işıklarının Getirdiği Yapay Dünyalar

    Televizyon, zamanla yarışan ve zamana kapılıp gitmek için uygun zemin ve mekân sunan araçlardandır. Sabah kuşağı programı, öğlen ajansları, akşam programları ve dizilerle ekran bağımlılığın had safhaya ulaşılması hedeflenir. Cep telefonları sebebiyle daha fazla konuşulmaya başlanan “ekran bağımlılığı” yöneliminin başlangıç noktası televizyondur.

    Cemil Meriç, Kültürden İrfana’nın son sayfalarında televizyon konusunda sorulan bir soru karşısında önce televizyonun tanımını yapar. Sonra soruyu cevaplar. Cemil Meriç’e göre televizyon şudur: “Aylak, şuuru iğdiş edilmiş, hiçbir zaman okumak ve düşünmek alışkanlığı kazanamamış sokaktaki adam için icat edilmiş bir afyondur. Televizyon, şuurdaki son pırıltıları da yok eden bir cehennem makinesidir. Kişiyi gerçek hayattan kopartan ve bir hayal dünyasında yaşatan hissî bir istimna… Tam bir kaçıştır televizyon. Yokluğa, boşluğa, şuursuzluğa açılan bir kapı.. Bu korkunç tiryakilik, kurbanlarını Batılılaştırmaz, batırır.” Meriç’in bu sert tanımı 1982 yılında Mavera Dergisi’nde yayımlanmıştır. Televizyonun icat edilip dünya piyasalarına yeni yeni yayılmaya başladığı dönemde -46 yıl sonra- söylenmesi bakımından önemlidir. Bu tanım birçok açıdan halen geçerli.

    Televizyonun icadı ve yayılmasına bakıldığında birçok önemli aşamadan bahsetmek gerekir. Çünkü büyük bir devreler, sistemler ve kablolar yumağı olan bu alet uzun çalışmalar neticesinde ortaya çıkmıştır. Modern anlamda televizyonun mucidi Rus asıllı Amerikalı elektrik mühendisi Vladimir Kosma Zworykin’dir. 1923 yılında ikonoskopu bulması ve daha sonra kinoskop adını verdiği resim tüpünün icadıyla televizyon sistemi tümüyle elektronik olarak oluşturulmaya başlamıştır. 1926’da Logie Baird, kendinden önceki mucitlerin de çalışmalarını inceleyerek ve bunları kullanarak saniyede 24 resim ve 240 çizgi ile net bir görüntü aktarımı elde etmesiyle mekanik anlamda televizyonu ilk icat eden kişidir.

    Televizyonun İcadı

    Televizyonun icadı, ortaya çıktığı dönem itibariyle toplum nezdinde sansasyonel, şaşırtıcı ve heyecan verici bir durum olarak karşılanmıştır. Çünkü görüntülerin cam bir çerçevede yansıtılması hayallerde pek mümkün görünmemiş, “resimli radyo” olarak düşüncelerde yer etmiştir. Televizyonla buluşuncaya kadar böyle sürmüştür. Televizyonun 1930’larda insanların birbirinden görerek önce toplu yerlerde, ardından bir tür zenginlik göstergesi olarak evlerde yer edinmesi, yayılmasının hızlanmasına neden olmuştur. İlk düzenli TV yayını İngiltere’de başlamıştır. Televizyonla birlikte ilkler de kendini göstererek bunun için belli başlı sıralamalar yapılmıştır. İlk TV programı, TV’de ilk canlı yayın ya da Körfez Savaşı’nın canlı olarak sunulan ilk savaş olması gibi. Gazeteden sonra kitlesel haber alma aracı radyo olmuş, radyonun yerini de televizyon almıştır. Televizyonun icadı kitle iletişimi alanında bir devrim olmuş, habere kolay yoldan, “ilk haliyle” erişimi mümkün kılmıştır.

    Televizyon üzerine konuşmak, görüntüler üzerine konuşmaktır. İnsanın –gören gözlerin- belki de en çok yaptığı şeydir: Görünenler üzerine konuşmak. İnsanlık tarihi boyunca görünenler üzerine konuşup görünmeyenler üzerine yorum yapmak da çoğu zaman görünenlerden yola çıkarak olmuştur. Görülmeyen bir şeyin hayalde de yer edinmesi mümkün değildir. İnsanlık, hayal ederken de görmenin, göze görünenin üzerinden hayalini kurgular. Bu nedenle görmek, konuşmanın temel hareket noktası olarak görülür. John Berger’in Görme Biçimleri eserinde fotoğraftan hareketle söylediği cümleyi televizyon için de söyleyebiliriz. Bugün artık görüntülere gitmek yerine görüntüleri kendimize getiriyoruz. Fotoğrafla başlayan bu yöntem ekranlarla evimize, ardından cebimize girdi. İnsanlık, ekran vasıtasıyla manzara veyahut görüntüler karşısında pasif seyirciler olarak tanımlanmaya başladı.

    Pasif İzleyici, Edilgen Zihin

    Bourdieu, Televizyon Üzerine kitabında televizyonu bir tür narsist aynası olarak tanımlar. Kendini beğenmişliğin ve benmerkeziyetçiliğin doruğunda olan narsist kişilikler, televizyon vasıtasıyla, benlik bilinçlerinin sunumunu gerçekleştirir. Ekran, görüntünün anlamdan üstün olduğu yönünde baskı uygular. Görüntüden yola çıkarak anlam üretilebileceği düşüncesi, televizyonla birlikte ekran çağının sonucu olarak görülür. Ekran çağının insanları olarak, ekranlardan bize gelen tüm görüntüler karşısında pasif halde kalıyoruz.

    Televizyon, hazır kalıplarla kitleleri hazıra alıştıran bir sunu makinesidir. İzleyicinin televizyon karşısında pek seçeneği yoktur, sadece başka kanal arayışına girerek tepki verebilir. Bu da bir tür pasif direniş biçimi sayılır. İzleyici, konfor alanında daha konforlu bir zihin için kanaldan kanala atlama (zapping) kültürüne yönelir. Çünkü rahatsızlık veren hiçbir ses ve görüntüyü kabul edecek durumda değildir. Bu sayede içindeki direnişi diri tuttuğunu düşünebilir. Televizyon, günümüzde bir bilgi, eğlence ve zaman geçirme unsuru olmakla birlikte farklı yönelimleri, sözde yaşam biçimlerini de getirmiştir. Buna hazır yemekleri (fast food) örnek verebiliriz. Bugün kültür haline gelmiş bu yeme biçimi, ekran bağımlığının bir neticesidir.

    İnsanların, evde bir ses olsun mantığıyla evlerine misafir ettiği bu cihazlar zamanla evin sahibi olmuştur. En güzel odada baş köşeye konmasının sebeplerinden biri de bu olsa gerek. Televizyon, parçalı fakat bir bütünlükten alınan veriler sunarak tüm kesimin uzlaşacağı veriler de sunar. Haber programları olaylar üzerine yoğunlaşır. Tartışma programları yaşanan olayın detayları üzerine düşünmenin gerekliliğine dair yorumları ön plana çıkartır. Spor programları kitlelerin ortak bir ilgi odağına yönlendirilmesine neden olur. Diğer programlar, vakit geçirmek için kişilerin ilgi ve alakasına göre tercih seçenekleri sunar.

    Televizyon, zamanla yarışan ve zamana kapılıp gitmek için uygun zemin ve mekân sunan araçlardandır. Sabah kuşağı programı, öğlen ajansları, akşam programları ve dizilerle ekran bağımlılığın had safhaya ulaşılması hedeflenir. Cep telefonları sebebiyle daha fazla konuşulmaya başlanan “ekran bağımlılığı” yöneliminin başlangıç noktası televizyondur.

    Ekranlara Sığan Görüntüler

    Ekrandan sunulanlar, gerçeklikleriyle oynanmış görüntülerdir. Bu görüntüler, çeşitli efekt ve açılarla gerçeğin olduğundan farklı anlaşılmasına neden olur. Bu da hakikatin zedelenmesine yol açar. Anlamın istenen şekilde icat edilmesine imkan verir. Buna algı yönetimi yahut kitleleri kandırmanın akademik yöntemi de denebilir.

    Ekranların büyülü dünyasına dâhil olan izleyici, artan teknolojik gelişmelerle kullanıcı haline gelmiştir. Bu kavramlaştırmanın daha önce uyuşturucu ve türevleri için kullanıldığının altının çizilmesi gereklidir. Kullanıcılar, günlük belirli dozlarda ekran izlemediği takdirde yoksunluk çeker. Yoksunluk çekenler de agresifleşir.

    Ekranlar artık hayatımızın bir parçası. Bu ekranlardan gönlümüze ve zihnimize işleyecek görüntülere karşı bilinçli bir medya okuru olmamız zorunluluktur.