Suçluyu suçlamakla, hele suçlu aramakla işler düzelmez. İyilik güçlü, baskın, yeterince kalabalık olunca iş görür. Kötülük denizindeki iyilik adacıkları genişleyip birleşmezse iyilik kıtası oluşmaz. İyiler arasındaki kötüler sökülüp atılmalıdır. Emanette ehliyet, ehliyette liyakat, adalette sebat ve sorumlulukla…
Emanet
Emanet görevdir. Teslim edildiği kişinin malı değildir. Tasarrufunda da değildir. Belli yetki ve sorumluluk dairesinde onun eline geçici olarak verilir. Sırası geldiğinde, emanetin el değiştirmesi gerektiğinde alınır. Emaneti alanın buradaki salahiyeti ondan istenen şeylerdir ve baştan belli prensiplere tâbidir. Emanet, emin olana yani güvenilene teslim edilir.
Şoförlük emanettir. Yöneticilik de öyle. Maçta rakibin presiyle sıkışan topçunun topu daha iyi top çeviren bir oyuncuya atması da emanettir. Emanetin yeni taşıyıcısı onu gerektiği kadar elde tutup bir başkasına emanet eder. Bu emanetleşmede güven esastır, yoksa iş yürümez. Takım kurum, oyuncuların mevkileri de emanettir. Takım sporlarındaki gibi topluluk, kurum ve toplumlar da böyle emanetleşerek iş tutar.
Ehliyet
Ehliyet, insanın bir işi yapmaya uygun ve yeterli oluşudur. Emaneti teslim alacak kişinin emanete dair meseleleri bilmesi, bu konularda gerek ve yeter şart olan talim terbiyeyi görüp adet ve ahlâk haline getirmesidir. Ehliyetli kişi ehil olandır.
Araba kullanacaksa araba sürmeyi, diğer araba sürenlerle ve yayalarla münasebeti (trafik kuralları), yasal hak ve yükümlülükleri, emniyet kurallarını, yoldayken karşılaşılması muhtemel olay ve durumlar karşısında yapılması gerekenleri… Hem bilmeli hem de her daim yapmalıdır. Kısaca, emanet taşındığı sürece ehliyetin devamı şarttır.
Liyakat
Liyakat, emanetleşmenin işleyişidir. Daha doğrusu işleyişin kuralları. Ehillerle emanetleri buluşturan, değiştiren, akıp giden hayatta bunu düzenli olarak sürdüren kuralların, prensiplerin altında durduğu kubbedir. Ehilin emin olması için yeter ve gerek şartlar vardır. Bunlar düzenli, sürekli ve kapsayıcı bir kuvvete dönünce liyakat meydana çıkar. Yani liyakat, emanetle ehliyet gibi sık sık değişmez. Her emanetin, her ehilliğin kendi şartları olsa da liyakat kuşatıcıdır. İlaveler olsa da genel prensipleri insanlıkla yaşıttır. Hâbil buna münasipken Kâbil değildi…
Adalet
Adalet de bu üçünün en çok ihtiyacı olan manevi varlıktır. Ne ehil tektir, ne emanet. Eminlerin ehiller arasından seçilmesinde liyakatin adilce olması zorunludur. Şart, adaletin yalnız ehil-emanet ilişkisinde değil, hayatın bütününde hâkim olmasıdır. Günlük hayatta, iş ilişkilerinde, ailede… Hâsılı bir arada yaşayan insanların her türlü işinde ne kadar adalet olduğu bu üçünün seviye ve kalitesini de etkiler. Adalet duygusunu aileden edinmeyen, bunu hayatına tatbik etmeyi karakter haline getirmeyen insan emanette ehliyet, ehliyette liyakat aramaz. Liyakat ilkelerinde adalet gözetmez. İyi insan çevresine iyilik katar. Kötü de kötülük… Fert bozuksa toplum bozulur.
Sebat
Emanette istisna olmaz. Beş günlük emanet dört gün korunup bir gün savsaklanırsa eminlik bozulur. Eminlik yoksa ehillik olmaz. Bunların devamını liyakatin sürekliliği yani sebat sağlar. Adalette sebat da emanetin bir ödül, nişan, övgü sanılmamasına yardımcı olur. Emanet geçici, ehillik değişken, liyakat kalıcı ve adalet süreklidir.
Bunların hepsi içten gelir. İçtendir. Yani samimi. Ancak kaynakları dışarıdan. Emanet bizim değil, bize verilir. Alınır da. Ehliyeti öğreniriz, doğarken yoktur. Liyakati itinayla, adaletle, ahlâkla oluştururuz. Olsun demekle, istemekle oluvermez. Elini taşın altına koyan iyi insan ister. Yani iyi toplum. Adalet illa bizim hoşumuza giden değildir. Kolayımıza gelen adil olmayabilir. İstediğimiz, almak için yanıp tutuştuğumuz bir emanet adaletle teslim edildiğinde bize düşmeyebilir.
Bu da bir seferlikle olmaz. Şunda olsun, şunda olmasıncılıkla yürümez. Evde adil, çarşıda işime gelirsecilik olmaz. Evdeki adalet sağlamsa ahlâk haline gelir. Çarşıya da çıkar. Değilse çarşının adaletsizliği eve girer. Ehliyetsizlikle ehillik, liyâkatsizlikle lâyıklık, adaletsizlikle adalet aynı yerde duramaz. Biri diğerini kovar. Hangisi güçlüyse… Yarım ehliyet, eksik liyakat, az adalet yoktur. Emaneti elinden alınmış ehil, hakkaniyeti bitmiş liyâkat, gücü tükenmiş adalet… Bunlar evde çocukla, ana babayla başlar. Çarşıya çıkar. İşe gider. Direksiyona geçer. İnsanın olduğu her alana girer.
Ahlâk
İyilik ve doğru kendini sürekli yeniden üretir. İyiler ve doğrular da… Emanet ve bağlaşıkları bundan nasibini alır. Ticarette düzenbazlık varsa bir kişiden değildir. Tek düzenbaz ticarette barınamaz. Ya düzelmek zorunda kalır, ya iş yapacak insan bulamaz. Sahtekârlığı bilinen bir pazarcı her hafta tezgâh kurabiliyorsa, meyve-sebze halinde de ona göz yuman vardır, müşteride de. Göz yummayanlar göz yumanlara galip gelemiyorsa meyve sebze piyasasında düzen düzenbazların elindedir. Bunu düzeltmek sadece dürüst al-satla değil bunlara piyasadan el çektirip cezalarını almalarıyla olur. Bu da yasalar ve denetimlerle gerçekleşir. On kişilik hataya iki kişilik müeyyide, on aylık düzenbazlığa iki aylık müeyyide olmaz. Müeyyideyi uygulayanın ehil olması gerek şarttır ancak yeter şart değildir. Onun yerine gelenin, gelenin yerine gelecek olanın, onun ardından geleceklerin… Tümünün birden tüm düzenbazların ve düzenbazlığın güç ve ısrarını kıracak güç ve sebatta olması gerekir. Bir gevşeyip bir gerilen iple düzen tutulmaz. Ahlâk bir gelip bir gitmez. Ya vardır ya yok, ya zayıftır ya güçlü.
Sorumluluk
Mesuliyet bütün işlerin gerek şartıdır. Ehil kişi sorumluluk almazsa emin olmaz. Liyakatle gelen kişi sorumluluk hissetmezse layık kalamaz. Pazarda maydanoz bağını hileli satandan “domateste hile yapmıyor” diye mal alan müşteri sorumlu hissetmezse pazarı düzenbaz esnaf kaplar, dürüst esnaf piyasadan çekilir. Az sayıdaki doğrucunun hükmü olmaz. Suçluyu suçlamakla, hele suçlu aramakla işler düzelmez. İyilik güçlü, baskın, yeterince kalabalık olunca iş görür. Kötülük denizindeki iyilik adacıkları genişleyip birleşmezse iyilik kıtası oluşmaz. İyiler arasındaki kötüler sökülüp atılmalıdır. Emanette ehliyet, ehliyette liyakat, adalette sebat ve sorumlulukla…
“Sen artaksen, ajun andın artadı / Nelük bu ajunka kılursen gile?”
“Sen bozuksun, dünya ondan bozuldu. Niye dünyayı suçlarsın?” Edib Ahmed Yüknekî, Atabetü’l-Hakayık