Nefsin Mertebeleri ve Halleri

Nefsin mertebeleri ve halleri 7 tanedir:

  1. Nefsi Emmare
  2. Nefsi Levvame
  3. Nefsi Mülhime
  4. Nefsi Mutmainne
  5. Nefsi Raziye
  6. Nefsi Marziyye
  7. Nefsi Saliha

Kötülüğü emretmek nefsi emmarenin sıfatıdır. Mürşidin elini tutan emmareden levvameye geçer. Nefsi mülhimeye giren insan ise amel eder ama vesveseden kurtulamaz. Nefsi mutmainneye giren kimseye Fecr suresinin 28. ayetinde ki müjde verilir. Nefsi raziye evliya kiramın, nefsi marziyye arifi billahın, nefsi saliha ise nebilerin, rasullerin nefsidir.

اِرْجِع۪ٓي اِلٰى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةًۚ

(Sen O’ndan razı, O da senden hoşnut olarak rabbine dön. )

Fecr Suresi 28. Ayet

Çoğu insanlar zanneder ki sufilik, çok ilim ve menkıbe bilmekle olur olur. Hayır, öyle değildir. Bunları bilmenin elbette faydası vardır, ama esas olan tasavvuf ahlak ilişkisi ile ahlakı güzel ahlak haline getirmektir.1

Nefsin mertebeleri ve halleri değişmedikçe ilimden ve nasihattan fayda görülmez.2

Tasavvuf, nefsi eğitmek demektir. Nefsini eğitememiş kimse Tasavvuf terbiyesi ve meyvesi almamış demektir. Mürşidinin verdiği talimat ve emirlere canla başla uyanlar tasavvufta yol kat ederler.

Bu uğurda yol alırken bizi kötülüğe düşürmeye çalışan, yoldan sapıtmaya uğraşan ve şerri öğreten düşmanımız iblis vardır. Bir de bize iyiliği öğreten, hayra teşvik eden ve Allah’ın yolunu gösteren yardımcımız melek vardır.

Kim düşmanımız İblisin dediğini yapar ve onun yolundan giderse nefsi terbiye olamaz. Kim ise yardımcı meleğimizin yolundan gider ve onun dediklerini yaparsa nefsi güzel ahlak ile süslenir ve yüksek mertebelere ulaşır.

Peygamber Efendimiz ﷺ bu yardımcı meleği ve düşmanımız olan iblisi hadisi şerifinde şöyle anlatır:

إن للشيطان لمة بابن آدم ، وللملك لمة : فأما لمة الشيطان فإيعاد بالشر ، وتكذيب بالحق ، وأما لمة الملك فإيعاد بالخير ، وتصديق بالحق

“Kalpte iki ses vardır. Bir ses melekten gelir; hayrı öğretir, hakkı tasdik eder. Diğer ses, düşmanımız iblisin sesidir. Şerri öğretir, hakkı yalanlar, hayırdan sakındırır.

(Hadisi Şerif)3

Nefsin Mertebeleri ve Halleri Nasıl Elde Edilir?

Tasavvufta nefsin terbiye olması ve kalbin selim hale gelmesi üç safhada gerçekleşir.

  1. Manevi kirlerden temizlik.
  2. Yüksek ahlaklar ile güzellik.
  3. İlahi huzurda kabul ve Yüce Allah ile özel beraberlik.
  4. Huzur makamı.4

Müslüman ilk önce ilim öğrenmelidir. Sonra öğrendiği ilimleri amele dökmeli ve yasaklardan kaçınmalıdır. Böylelikle manevi kirlerden temizlenen nefis yüksek ahlaklar ile güzellik elde eder.

Fakat şu unutulmamalıdır ki, bu yolun başı ve temeli ilme dayalıdır. Çünkü ilim yağmur gibidir.

Vehb b. Münebbih (rah.) şöyle der: “İlim yağmur gibidir; gökten saf ve tatlı olarak iner. Ağaçlar o suyu kökleri ve damarları vasıtasıyla emer, o suya kendi yapılarına göre tat verirler.

Acı meyve veren ağaçlar suyu acılaştırır, tatlı meyve verenler de tadını tatlandırır. İşte ilim de böyledir; insanlar onu gayret ve arzularına göre öğrenir ve muhafaza ederler.

Böylece ilim, kötü adamın kibrini artırır, mütevazi kişinin de tevazusunu artırır”5

Tasavvuf ve İlim Birbirini Tamamlar

Bazıları nefis terbiyesi, nefsin mertebeleri ve halleri cahillere lazımdır, alim olanların ona ihtiyacı yoktur diye düşünür. Halbuki durum tam tersinedir.

Tasavvufun yöneldiği ilme, irfana, hakikate, edebe, feyze, sevgiye, hizmete en fazla alim olanlar muhtaçtır.

Çünkü alimin dini bizzat yaşama yanında onu tebliğ ve temsil etme görevi de vardır. İslam alimi, kendisini değil, Hz. Peygamberi ﷺ temsil eder, etmelidir.

Dinin zahiri ve ve batıni yönü aynı derecede önemlidir. Bütün ilahi emirler hakkıyla korunmalıdır. Din, birinci derecede kalbe hitap eder, kalbin ıslahını öne alır ve her şey kalbe göre şekillenir, değerlenir, değerlendirilir.

Tasavvufun yöneldiği ilim ve ahlak, dinimizin her müminden istediği ilim ve ahlaklardır. Ümmetin bu ilim ve ahlakları öğrenmesi ve yaşaması gerekir. Bunu öğretecek ve o yolda örnek olacak alimlerdir.

Alimin edebi ilminden fazla olmazsa, faydası az olur. Edep, Yüce Allah’ın Teala boyası ile boyanmaktır.

Edep, içi ve dışıyla Allah adamı olmaktır. Edep kalp, gönül, fikir, fiil, dil, ahlak ve bütün bir hayat ile Hz. Muhammed ﷺ Efendimize uymaktır.6

Nefsin Mertebeleri ve Halleri Edep İle Elde Edilir

Nefis mertebeleri ve halleri baştan sona böylesine bir edep ile elde edilir. Nefis terbiyesi Kuran ve sünnet edebinin kalbe işlendiği, hayata nakşedildiği bir sanattır, yani insan mimarlığıdır.

Böylesine bir sistem ile kamil insan yetişir, Allah dostluğu kazanılır, ilahi aşk tadılır, insanın kalbi işletilir, ruhu terakki ettirilir, nefsi arındırılır, huyu güzelleşir, kısaca insan melekleşir. İşte böyle insan yeryüzünde Allah’ın Teala halifesi ve şahidi olur. Bu sıfat nefsi raziye sıfatıdır.

Bundan sonrasında ise insan benlikten çıkar ve tamamen Allah’a Teala yönelerek nefsi marziyye makamına ulaşır. Böylelikle ilahi huzurda kabul ve huzur makamı başlar.

Nefsin Sıfatları ve Halleri

Bilinmelidir ki hayırlarda noksanlık, gafletten meydana gelir. Gaflet ise, nefsin hastalıkları tarafından doğar. Nefis, bir takım aşırı hareketleri yapma kabiliyetinde yaratılmıştır. Ama kendisine sukunet üzere olmakla emredilmiştir.

Bu durum, nefsin, Mevla’sına olan ihtiyacını hissetmesi, kendi kudret ve kuvvetinden sıyrılarak Rabbine yönelmesi için bir imtihandır. Bunları şu ayeti kerimeler ifade etmektedir:

فَلَا تَمُوتُنَّ اِلَّا وَاَنْتُمْ مُسْلِمُونَۜ

Sizler, ancak Müslüman olarak vefat ediniz.

Bakara suresi 132. Ayet

Bu nimete ulaşmak için Allah’a Teala koşunuz ve şöyle deyiniz:

رَبَّـنَٓا اَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْراً وَتَوَفَّـنَا مُسْلِم۪ينَ۟

Ey Rabbimiz, kalbimizi sabırla doldur ve bizi müslüman olarak vefat ettir.

Araf Suresi 126. Ayet

Şu ayeti kerimede de, nefsin mertebeleri, halleri ve özellikleri tanıtılmıştır:

وَكَانَ الْاِنْسَانُ عَجُولاً

(İnsan, çok acelecidir)

İsra Suresi 11. Ayet

خُلِقَ الْاِنْسَانُ مِنْ عَجَلٍۜ

İnsan acelecilik özelliğine sahip olarak yaratılmıştır.

Enbiya Suresi 37. Ayet

Allah Teala, başka ayetlerde şöyle buyurmuştur:

سَاُر۪يكُمْ اٰيَات۪ي فَلَا تَسْتَعْجِلُونِ

Size ayetlerimi göstereceğim, acele etmeyiniz.

Enbiya Suresi 37. Ayet

اَتٰٓى اَمْرُ اللّٰهِ فَلَا تَسْتَعْجِلُوهُۜ

Allah’ın emri, mutlaka gelecektir. Onda acele etmeyiniz.

Nahl Suresi 1. Ayet

Görüldüğü gibi; Allah Teala, insanın aceleci olduğunu haber vermiş, ama bir imtihan olmak üzere aceleci olmamasını emretmiştir.

Eğer nefse, sekinet inerse ( ki, sekinet imanın kuvvetli olduğunu gösterir) o zaman nefis, hevaya & kötü arzularına karşı sükunet bulmuş olur.

Ama kalbi, gaflet perdelerse (ki bu, kula yalvarıp yakarma gerektiğinin bir alametidir) nefis, kendi tabiatıyla hareket eder. Onun sükunet içinde olması; Allah’ın nimeti ve fazlı sayesindedir. Kendi özelliğiyle hareket etmesi ise, imtihan ve ilahi adalet sebebi iledir.

Nefsin mertebeleri yolunda ilk imtihan nefsin muhalefet etmesidir. İlk muhalefeti ise, hakka ters hareket edip günaha meyletmemesidir. Günahın başlangıcı himmettir, yani kalbin bir şeye karar verip yönelmesidir.

Buna yol açan ise kulak yoluyla işitmek olup bu insanı haram konuşmalara götürür.

Harama bakmak ve konuşmak, şehvete götüren yoldur. Şehvet ise, günah işlemenin temel sebebidir. “Hatie” günah demektir. Bu aynı zamanda cehennemde bir makamın adıdır.

Cebbar olan yüce Allah, dünyada tevbe ile, ahirette de affıyla bizleri isyandan kurtarsın ve günah işlemekten muhafaza etsin.7 Amin.

Nefsin Özellikleri

Nefsin bütün özellikleri özetle iki halde toplanır: Bunlardan biri, nefsin azması, istikrarsız ve dengesiz olmasıdır. Buna Arapça’da “tayş” denir. Diğeri ise kendi isteklerine çok düşkün ve hırslı olmasıdır.

Buna da “şereh” denir. Birincisi cehaletten kaynaklanır. Diğeri ise aşırı hırstan doğar. Her ikisi de, nefsin fıtratındandır.

Kararsızlığı konusunda nefis, pürüzsüz ve kaygan bir mekanda ki cevize benzer. Bilindiği gibi bu durumda ki ceviz, küçük bir etkiyle hemen hareket etmeye başlar ve yuvarlanır gider.

Nefsin mertebeleri olarak nefis, hırs sıfatında, ışığa olan aşırı hırsından dolayı kendisini ateşe atan bir kelebeğe benzer.

Kelebek ışığa ulaşmak ister. Ama onun yok olması bundandır. Bu kelebek, doyumsuz ve kanaatsiz bir şekilde ışığa, ateşe koşar. Öyle ki bizzat ateşin içinde olmak ister. Neticede ateşe düşer ve yanar.

Oysa uzakta kalsa da az bir ışıkla yetinseydi yok olmaktan ve yanmaktan kurtulmuş olacaktı. Nefis kararsızlık yönüyle kelebeğe benzer. Bu özelliği, onun acelecilik vasfından kaynaklanır.

Nefsin günah işlemesi dünyayı mamur etme derdiyle olur. İtaatler ise ahireti mamur etme sebebiyle meydana gelir. Bundan dolayı, hadisi şerifte:

“Dünya muhabbeti bütün günahların başıdır” buyrulmuştur.8

Bütün itaatlerin temeli de dünyadan gönlü çekmektir. Buna zühd denir. Düşün ki, bir unutma sebebiyle Hz. Adem (a.s), cennetten çıkarılmıştır. Oysa sen, oraya bakma imkanına bile ermeden ve bir çok günah sahibi olarak cehenneme girmek istiyorsun. Bu nasıl mümkün olabilir?

Bazı alimler, hırs sıfatında nefsi, bala konan bir sivri sineğe benzetirler. Bu sinek, balın hepsini istediğinden içine düşmüş, kanatlarıyla ona yapışmış, böylece kendisini ölüme götürmüştür.

Oysa balın bir kısmına konup, ihtiyacını gidermiş olsaydı; sağ-salim aradan ayrılacaktı. İşte kişinin nefsin mertebeleri hedefinde ki yolunda hırslı bir şekilde davranması bunun gibidir.

Nefsin Halleri Maddeler Halinde

Nefsin yaratılışından gelen ve “cibilliyet” ismi verilen dört temel özelliği vardır. Bunlar, hevasından doğan isteklerinin kaynağıdır. Bu, Allah’ın Teala onu yaratmış olduğu fıtratının bir gereğidir.

Birincisi, “zayıflıktır”. Bu, onun topraktan yaratılmış olmasının bir sonucudur. Sonra “cimrilik” gelir. Bu insanın yapışkan çamurdan yaratılmasının bir sonucudur. Üçüncüsü, “şehvet”tir.

Bu, pişirilmiş, kızgın çamurdan yaratılmasının sonucudur. Dördüncüsü cehalettir. Bu ise insanın kuru balçıktan yaratılmış olmasından kaynaklanır.

Bu özellikler, ona imtihan için verilmiştir. Onda zayıflığın, güçsüzlüğün, düşüklüğün ve eğriliğin asılları vardır. Bu, her şeye gücü yeten ve her şeyi en iyi bilen Allah’ın Teala bir takdiridir.

Sonra nefis dört farklı sıfat ile mübtela edilmiştir. Bunların ilki “rububiyyet” sıfatının bir yansıması olan sıfatlardır. Bunlar, kibir, zorlama, övülmeyi sevmek, onur ve zenginliği sevmek gibi sıfatlardır.

İkinci şeytani huylardır. Aldatmak, hile, haset gibi huylar bu kısma girer. Üçüncüsü, hayvanlarda bulunan sıfatlardır. Bunlar, aşırı derecede yeme-içme, şehvet ve evlenme sevgisi gibi sıfatlardır.

Bütün bunların yanında dördüncü olarak nefisten ubudiyet / kulluk sıfatları istenmektedir. Mesela ilahi korku ve tevazu bunlardandır. Daha önce ifade ettiğimiz gibi nefis hareket halinde çeşitli davranışlarda bulunmak ister; çünkü bu özellikte yaratılmıştır.

Bununla birlikte kendisine sükunet emredilmiştir. Bu durumda Yüce Malik, ona yardım etmedikçe, nefis iyiliğe nasıl koşabilir? Yine aşırı gitme özelliğinde yaratılan nefsi, onu hakaret ettiren Yüce Zat sakinleştirmez ise, o nasıl sakin olabilir?

Kişi yukarıdaki ilk üç sıfattan kurtulmadıkça, ihlaslı bir kul olamaz. Ubudiyet & kulluk sıfatlarını tam elde ettiğinde, rububiyyet sıfatlarından yana yüz yüze olduğu imtihanlardan kurtulur.

Sonuç olarak tasavvuf terbiyesi eşittir nefis terbiyesi diyebiliriz. Nefsin mertebeleri ile kişi kendini tezkiye edememiş ise tasavvuf asıl amacına ulaşamamış demektir. Çünkü mutmain olmamış her nefsin yaptığı ibadette riya, gösteriş ve eksiklik vardır.

Nefsi mutmainne makamı ise yolun başıdır. Artık bundan sonra yapılan ibadetler zevk ile yapılır ve artık yeni bir boyut başlar.

Allah Teala hepimizin nefsini Allah’ın Teala razı olduğu nefislerden eylesin. Amin.

Tasavvuf, nefis terbiyesi ve seyri sülük gibi birçok çok bilgi hakkında bilgi sahibi olmak için tasavvuf ne demek adlı kaynak yazımızı ziyaret edebilirsiniz.

Nefis Terbiyesi Nasıl Olur?

Nefis nasıl terbiye edilir kısaca şöyle diyebiliriz: “Ashabı kiramın izinden gitmek” demek olan bu yolda, usulüne dikkat edilirse nefsin terbiye olacağı ve ilerleneceği muhakkaktır.

Çünkü bu yolun rehberi olan mürşidi kamil zatlar, derin ilim ve marifet sahibidir. Onlar nefis terbiyesi nasıl olur iyi bilirler.

Onun içindir ki bu yüksek yolda, büyükler, çocuklar, gençler, ihtiyarlar, Allah’a kavuşmakta eşittirler. Hepsi sevgi bağları ile veya o nimet sahibinin kalbi çekmesiyle muratlarına kavuşurlar.

Bu, Allah Teala’nın bir ihsanı ve ikramıdır; dilediğine verir. Yüce Allah çok büyük ihsan sahibidir. O, bu yolun büyüklerine pek çok harikalar ve kerametler gösterir.

Bütün olup bitenler sadatı kiramın kendi isteği ile değildir. Çoğundan haberi bile olmaz; yani her olup biteni ayrı ayrı, inceden inceye bilmez. Buna gerek de yoktur.

Sadatı kirâm efendilerimiz Rabül Aleminin yolunda sabit kaldıkça Allah’ın hidayet nuru devam eder. Müridler de mürşitlerinin yoluna bağlı kaldıkları müddetçe bu nur kalplerine akar durur.

Ne zaman ki müritler, bu büyüklerin yolunu değiştirmeye, bozmaya kalkışır, kirletmeye yönelir, reform ve bid’atlar yaparak yıkmaya kalkışırsa, sadat-ı kiram efendilerimiz vasıtasıyla gelen ilahi feyiz ve bereket de kesilir.

İbn Ataullah ı İskenderi hazretleri (k.s) buyurur:

“Allah Teala katında en kıymetli keramet manevi olanlardır ve bu kerametler gözle görülemezler. Bunlar: Marifetullahtır; meyvesi ise Allah’tan korkmaktır.

Takvadır; Allah’tan ziyadesiyle çekinmek, kormak ve yakınlaşmak, yasaklarından sakınmak hususunda çok gayretli olmaktır. Murakabedir; devamlı Allah’ın kontrol ettiğini bilmek ve nefsi tanımış olmaktır. Tefekkürdür; Allah’ın maddi / manevi nimetlerini, büyüklüğünü, merhametini ve kudretini idrak etmektir.”

Alimlerden Nefis Terbiyesi Hakkında Bilgi

İmam Gazali hazretlerinin hayatı hepimizce malum. İlimde zirveye çıktığı halde kendisinde noksanlıklar gördü. Çaresini de bulamadı. İlla bir mürşidi kamilin kapısına gitmeye mecbur kaldı.

Demek ilim tek başına nefsi terbiye etmeye yetmiyor. Yani nefis terbiyesi nasıl olur sorusunun cevabı sadece ilim öğrenmek değildir.

Gavsı Bilvanisi hazretleri, “İnsan ne kadar abid olursa olsun, ne kadar ibadet ederse etsin, yaptığı bu ibadet ve taat onun nefsini terbiye etmiyor bilakis zarar veriyor.

Hayır hasenat sahibi olsa da bir şey değişmiyor. Mürşid olmadan, onların nazarı, sohbeti olmadan nefis terbiyesi olmuyor” buyurdu.

Mübarekler devamla, “İnsan, sadatı Nakşibendiyye’nin nazarını aldığı zaman, nefis kuvvetini kaybediyor, felç oluyor. Kalbi, ruhu ve letaifleri saran ayaklar büzülüyor, alında toplanıyor.

Nefis nasıl terbiye edilir diye soruyordunuz ya işte nefis ancak bu şekilde terbiye oluyor. Başka türü nefis terbiyesi yok” buyurdu.

İlimle, ibadetle, hayır hasenatla olmazsa yapabilecek başka bir şey kalmıyor. Çare ne? Çare, illa mürşid-i kamilin kapısına gitmek kardeşler.

Sadatların yanına iki alim gelmişti. Gavs hazretlerine, “Kurban, biz de bu nefsi emmare den şikayetçiyiz ne yapalım? diye sordular. Mübarekler de, “Buraya gelin sık sık görüşelim, ancak o zaman bu nefis terbiye olur. Başka türlü çaresi yok” buyurdu.

Kaynakça

Kaynakça
  1. Tasavvufi Sohbetler, Mehmed Ildırar, Mürşid ve Mürid Hukuku, sayfa: 33.
  2. Birinci ile aynı, sayfa: 39.
  3. Tirmizi, Tefsir-i Sure (2) 35.
  4. Kalbin Hastalıkları, sayfa: 20-21.
  5. İmam Gazali, Kalplerin Keşfi.
  6. Kaynaklarıyla Tasavvuf 2, Dilaver Selvi, sayfa: 44-45.
  7. Kalplerin Azığı 1, Kutu’l-Kulüp, Ebu Talip El Mekki, sayfa: 345-346.
  8. Beyhakî, Şuabu’l-İman 7/338; Acluni, Keşfu’l-Hafa, 1,344.

İpucu:

Yazıların arasında bulunan mavi kelimelerin üzerine tıklayarak o kelime hakkında yazdığım ayrıntılı makaleye ulaşabilirsiniz.

Paylaş:

Bu makaleyi sosyal ağlarda paylaşarak daha fazla kişinin öğrenmesine vesile olabilirsiniz.

Son Güncelleme: 2 hafta önce

Bir Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir