İçeriğe geç
Ana sayfa » Blog » Omuz Omuza Verince

Omuz Omuza Verince

    Depremin vuku bulduğu sabahtan itibaren, herkes elinden ne geliyorsa yapmaya başladı. Yüzbinlerce insan bölgeye akın etti. Tıpkı 15 Temmuz akşamında olduğu gibi birbirini hiç tanımayan, hatta siyasi tercihleri sebebiyle selam bile vermekte isteksiz davranan binlercesi, enkaz altında kalan canları kurtarmak için omuz omuza seferber oldu.

    Yahya Kemal merhum, “Hiç şaşmayan saat gibi işler durur kader / Bir gün saat çalar… Çok uzaktan gelir haber…” diyor Kendi Gök Kubbemiz’de. Sıcak bir temmuz akşamında saat gibi işleyip duran kaderin bizi nelerle karşılaştıracağını, saat çaldığında bizi nelerin beklediğini bilemezdik. 15 Temmuz hain darbe girişimini haber aldığımızda sarsılmış ve öfkelenmiştik.

    Önce başbakan bunun bir kalkışma olduğunu söylemiş, ardından Cumhurbaşkanı canlı yayına bağlanıp hadiseyi doğrulamış ve “Halkımı sokaklara, darbecilerin karşısına dikilmeye davet ediyorum.” demişti.

    O gün biz de Boğaziçi Köprüsü’nü tutan askerleri geri döndürmemiz gerektiğini söyleyen bir grupla beraber, gişelere doğru yürümüştük. İnsanlar kitleler halinde bir yandan yürüyor, diğer yandan slogan atıyordu: “Ya Allah, bismillah, Allahu Ekber…” Adımlar hızlanıyor ve sesler daha gür bir şekilde çıkıyordu. Sağımda ellerindeki bayrakla yürüyen sarıklı, sakallı, şalvarlı gençlerin “Tekbir!” diye bağırmalarına, solumda yürüyen son derece seküler birisi “Allahu Ekber!” diye karşılık veriyordu. Gişelerin orada konuşlanmış tanklar ve eli silahlı, kamuflajlı terör örgütü üyeleri ölüm şaçıyordu. Sağımda solumda yaralanan insanlar, sayısı artan kalabalıklar ve giderek canileşen teröristlerin kurşun yağmuru… O gün milletimiz bir geri çekiliyor, tekrar yürüyünce de yeniden kurşun yağmuruna maruz kalıyordu. Birbirini hiç tanımayan, sokakta ya da trafikte karşılaşsa incir çekirdeğini bile doldurmayacak sebeplerle kavga edecek potansiyelde insanlar, yaralananları kucaklıyor; yağmurlu bir günde otobüs durağında bekleyenleri gördüğü halde aracına almayacak bir başkası üzerindeki kanlı elbiselere aldırmadan onları arabasıyla hastaneye yetiştirmeye çalışıyordu. Bağırışların, silah ve kurşun seslerinin, sloganların, vatanı için canını feda etmekten çekinmeyen serdengeçtilerin amansız mücadelesi sabaha kadar sürdü. Bu sadece Boğaziçi Köprüsü’nde, benim de bizzat tecrübe ettiğim olaylardı. O gece milletimiz uyku uyumadı. Ülkemizin dört bir yanda darbecilerle mücadele etti. Cennet vatanımızı ateşe atmaktan çekinmeyen darbeciler Allah’ın inayetiyle ve milletimizin din gayretiyle etkisiz hale getirildi ve darbe girişimi başarısız oldu.

    “Bu milletin külünü üflesen…”

    15 Temmuz’da büyük bir badireyi el birliğiyle atlattık. 251 vatandaşımız şehit oldu. Türkiye, hücrelerine kadar sinmiş habis urdan sancılı da olsa büyük oranda kurtuldu. O günden bu yana yaşanan başka gerilimler de içimizdeki İrlandalılara rağmen yine bertaraf edildi. 6 Şubat 2023 sabahına ise Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesinde meydana gelen ve 11 ili etkileyen depremle uyandık. Saat 04:17’de; Kahramanmaraş, Adıyaman, Hatay, Malatya, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Adana, Kilis, Osmaniye ve Elazığ’da hissedilen depremde binlerce bina yıkıldı, en az o kadarı da hasar gördü. Tarihimizde belki de bu kadar büyük yıkım görmediğimizden olsa gerek, herkes şok içerisindeydi. Türkiye’de hem devletin hem de toplumun depremlere karşı bağışıklığının kuvvetli olmasına rağmen hem de. 1939’da Erzincan’da, 1942’de Erbaa’da, 1943’te Ladik’te, 1944’te Gerede’de, 1970’te Gediz’de, 1976’da Muradiye’de, 1999’da Gölcük ve Düzce’de ve 2011’de Van’da 7’nin üzerindeki şiddette yaşanan depremlerde yüzlerce insanımızı kaybettik. Ancak yaraları kısa sürede sardık. Şimdi ise 11 ili birden yıkan bir zelzeleyle tanıştık.

    Sabahki şokun etkisinden kurtulamamışken Pazarcık’ta yine büyük sarsıntı yaşandı. Hasarlı binaların çoğu da ikinci depremle yıkıldı. Tarihte nadir görülen bu hadise, dünyada hangi devletin başına gelse büyük bir girdabın içine girerdi. Kimi siyasetçilerin, gazetecilerin ve sözde aydınların sırf muhalefet etmek adına görmezden geldikleri kadar küçük yıkımlar değil bunlar. Vefat sayısının on binlerle ifade edildiği yaklaşık 13 milyon kişiyi etkileyen Maraş depremi, oluşturduğu yıkım kadar, Türk milletinin dar günde ne kadar vefalı olduğunu da gözler önüne serdi.

    Depremin vuku bulduğu sabahtan itibaren, herkes elinden ne geliyorsa yapmaya başladı. Yüzbinlerce insan bölgeye akın etti. Tıpkı 15 Temmuz akşamında olduğu gibi birbirini hiç tanımayan, hatta siyasi tercihleri sebebiyle selam bile vermekte isteksiz davranan binlercesi, enkaz altında kalan canları kurtarmak için omuz omuza seferber oldu. Devletin kurumları canla başla gayret etti. Bu topraklara ait olan kim varsa, bütün farklılıkları bir kenara bırakarak el ele tutuştu. Dine son derece mesafeli olan kitleler, bölgeye kadınlar için başörtüsü gönderdi. Çocuklar kumbaralarındaki paraları güzel notlar yazarak depremzede çocuklarla paylaştı. Anadolu’nun bir köyünde yaşlı kadın elindeki tek hayvanını deprem mağdurları için sattı. Yüz binlerce kişinin burun kıvırdığı, hedef tahtasına koyduğu Sivil Toplum Kuruluşlarının dernekleri “enkaz altındaki son kişi çıkarılana kadar” düşüncesiyle gece gündüz çalıştı. Milletimizin bu yüksek hamiyeti “Bu milletin külünü üflesen altından iman çıkar…” cümlesini zihinlerimize bir kez daha nakşetti.

    15 Temmuz darbe girişiminin meydana geldiği dönemde, -Maraş depreminde Gaziantep’te bulunan ve kendi sıkıntılarını bir kenara bırakıp bir kişiye daha yardım edebilmek adına dağ köylerine kadar koşan bir arkadaşımla beraber Ajans Dergi’yi yapıyorduk. Darbe girişiminin gerçekleştiği ayın kapağına milletimizin dayanışma ruhuna atıfla “15 Temmuz İkinci İstiklâl Zaferi” başlığını atmıştık. 15 Temmuz’da yazılan destanın tarihe geçtiğine şüphe yok. Ancak Maraş depremindeki kimi olumsuzluklara rağmen görüyoruz ki; aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, milletin arasına kimler ne şekilde nifak sokmaya çalışsın kalbi Türkiye için atan herkes, hiç kimsenin kaldırmayı aklının ucundan bile geçiremeyeceği büyüklükte kayanın altına aynı anda elini sokup, o kayayı kaldırıp atarak tarih sayfalarına yeni destanlar yazmaya devam ediyor. Bu aziz millet peş peşe, Balkan Harpleri, 1. Dünya Savaşı ve İstiklal Mücadelesi’ni atlattı. Kadını, çocuğu, yaşlısı hep birlikte cepheye koştu. Varını yoğunu ortaya koymaktan, canını seve seve tehlikeye atmaktan, feda etmekten çekinmedi. 15 Temmuz’da da yaşandı, bugün de aynısı yaşanıyor. Bir millet tarihin içinden çıkıp geliyor. En kalbî duygularla inanıyor ve söylüyorum ki biz böyle bir oldukça, el ele omuz omuza verdikçe her şeye rağmen Cenâb-ı Allah’ın izniyle bu aziz milleti devirebilecek hiçbir güç yok.