İçeriğe geç

On Tekerlek Sorunsalı

    Bir anda işin içinde bulabiliyoruz kendimizi. Daha yenilecek çok fırın ekmeğimiz olduğunu düşünürken, merdaneyle hamur açmaya başladığımız da olabiliyor. Kimse bunun için önceden “Hazır mısın?” diye sormuyor ya da bu sorumluluk alma işi, kişinin “Ben hazırım” demesine de bakmıyor.

    Hazırlıklar tamamlandığında gerçekleşecek olan gerçekleşiyor. Geçen ay “Ön tekerlek olmak” olarak sembolleştirdiğimiz sorumluluk almak da böyle. Farkında olmadan hazırlandığımız sorumluluklar, bir bakıyoruz ki üzerimizde.

    Bir önceki yazıda, bu habersiz hazırlık sürecinden bahsetmiş; ön tekerlek olma sorumluluğunu almış kişilerin kendilerini bu sürecin sonunda fark ettiklerini söylemiştik. Yola çıkan ön tekerlerin, çakıl taşlarına takılmaması gerektiğinden, alabileceği tedbirlerden bahsetmiştik.

    Tekerler birliği

    Yolun devamlılığının sağlanması, alınan sorumlulukların hakkıyla yerine getirilebilmesi için bir toplumun hareketi gerekir. Bir etki uyandırabilmek için, hedefine doğru ilerleyen her tekerlek, belli bir mesafeden sonra kendi yöneldiği alanda bir “tekerler birliği” kurmalıdır. “Dile kolay, kalbe değil” diyebileceğimiz nokta işte tam da bu noktadır.

    Bir araya getirmek kolaydır. Günümüzde birkaç iletişim kanalı aracılığıyla hızlıca sayısız insanı bir araya toplayabilirsiniz ama “birlik” sağlamış olmazsınız. Aslına bakarsanız, birlik olmak insanı aşan bir mevzudur. Kalplerin birbirine ısınmasıyla, etrafında toplanılacak yüce bir gönül ile sağlanır.

    İşte ön tekerlekler bu muhabbet bağının nasip edilmesi için türlü teşebbüslerde bulunur. Onun görevi de başından sonuna budur zaten, teşebbüslerde bulunmak. Yol üzerinde pek çok kişi ile tanışır bazılarıyla kısa bazılarıyla uzun vadede yolları ayrılır. Yanında kalanlar, gerçekten birlik sağladığı kişilerdir.

    Birlikte kalabilmek ise bol bol hüsnüzan ister, güzel söz ister. Hüsnüzan olmadan, birlikte kalmayı geçelim bir araya dahi gelinemez. Ön tekerlerin olmazsa olmaz özellikleri, güzel düşünebilmeleri, derin bir anlayış, kuşatıcı bir kavrayış ile hareket edebiliyor olmalarıdır.

    Muhabbet duymadığınız insanlara, sesinizi de duyuramazsınız. İnsanlar sizin hissettirdiklerinizle yanınıza gelir. İstediğiniz kadar konuşun, karşınızdaki sizin anlattıklarınızı değil, hissettirdiklerinizi hatırlar. İşte o yüzden yüce gönüllü insanlar birliktelik kurabilir. Kendinde kalmamıştır, severek kendini aşabilmiş, kendini açabilmiştir.

    Müşterek bir zemin

    Birlik kurulacak kişiler, ön tekerleğimizle aynı yöne yönelmiş kişiler olabileceği gibi müşterek bir zeminde buluşabileceği başka kişiler de olabilir. Olmalıdır da… Ancak başkalarıyla, kendisinden farklı düşünenlerle temas hâlinde olan kişi, bulunduğu alanda bir ekosistem yani yaşam alanı oluşturabilir.

    Müşterek bir zeminin hazırlanabilmesi için, hazırlayacak kişinin donanımlı olması en mühimidir. Eğer girdiğiniz alanın ehliyseniz ve zeminin tüm bileşenlerini tanıyıp onları kullanabilecek yeterliliğe sahipseniz, sizin gibi olmayanlarla buluşabileceğiniz ortak bir zemin kurabilirsiniz. Tekeri patlatacak olan yahut rotadan çıkaracak olan diğer tekerlerle kurduğu iletişimdir. Dil birliği sağlamak, uzaklaştırıcı bir dilden, asıl anlamının anlaşılamayacağı kelimelerden kaçınmak gerekir. Sunacağınız şerbetin çarpıntı yapmaması için insanları iyice gözlemlemeli ve miktarı ayarlamalısınız. İşin ustalığı tam da bu noktada belli oluyor aslında. Pek çok detayı olan zorlu bir mevzu “müşterek bir zemin sağlamak.”