İçeriğe geç
Ana sayfa » Blog » Osmanlı’da Taşradan İstanbul’a Göçün Kontrolü

Osmanlı’da Taşradan İstanbul’a Göçün Kontrolü

    Üstad Necip Fazıl’ın “Canım İstanbul” şiirinde dediği gibi bir zamanlar İstanbul, “Gecesi sünbül kokan / Türkçesi bülbül kokan / İstanbul” idi. İstanbul’un Türkçesi artık bülbül kokmuyor. O bülbül sesli İstanbul Türkçesi’ni konuşan maalesef kalmadı. Sanki o dilin bülbülleri sustu…

    Tıpkı lisanı gibi çevresi, doğası ve mimarisi de kaybolmuş, yağmalanmış İstanbul’un…

    Peygamber Efendimiz’in, “İstanbul mutlaka fethedilecektir. O kumandan ne güzel kumandan, o ordu ne güzel ordudur.” hadîs-i şerîfine mazhar olan Fatih Sultan Mehmed’in ve askerlerinin emaneti Dersaadet. Yani saadetin kapısı. 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren İstanbul göçle gelen aşırı nüfus artışıyla karşılaşır. Şehrin eritip kültürünü öğretebileceği nüfusun çok çok üstünde olan bu kalabalıklarla yavaş yavaş ahlâkî bozulmalar da yüz göstermeye başlar. İşte bu ve benzeri sebeplerden daha o zamanlarda devlet yöneticileri bir takım önleyici tedbirler almıştır.

    Bugün ülke dışına çıkmak isteyenlere pasaport verildiği gibi Devlet-i Aliyye de ülke içinde bir yerden başka bir yere seyahat etmek isteyenlere de bir nevi izin belgesi verirdi. Süresi bir yıl olan bu belgeye mürur tezkiresi denirdi. Verilme usulleri de nizama bağlıydı.

    Harca bağlı olan bu tezkirelerde nüfus cüzdanındaki gibi açıklamalar ve taşıyan şahsın nereye ve niçin gideceği de yazılırdı.

    Üç Kıtanın Aktığı Şehir

    İstanbul’a taşradan gelerek iş bulamayanlar zamanla şehir halkı için bir tehdit haline geliyordu. Hatta gelenlerin bir kısmı çalışmaya güçleri yettiği halde çalışmayarak işin kolayına kaçıp dilencilik yapıyorlardı. Zamanla İstanbul’da dilenci yoğunluğu oldukça artmış, bu da halkı çok rahatsız etmiştir. Bu kişiler çarşı pazarda esnafa sıkıntı çıkarıyordu. Kimileri varlıklı kişileri taciz ve hasar verme tehdidiyle haraca bağlıyordu. Sarhoşluk, yankesicilik ve ahlak dışı davranışlarla insanları rahatsız ediyorlardı. Osmanlı Arşivi’nden aldığımız bir belgede, İstanbul’da meczup şeklinde bir takım adamların çoğalıp halkı taciz ettiklerinden bahsedilir. Sadrazamdan serasker paşaya yazılan talimatta bunların ortada dolaşmalarına izin verilmemesi, hatta geldikleri yerlere gönderilmeleri istenir.

    Önlemler ve Yöntemler

    İstanbul’un dilini, tabiî güzelliklerini, coğrafyasını, kültürünü ve nezahatini korumak da idarenin arzuladığı bir şeydi. Çok büyük, güçlü ve zengin bir devletin merkezi olarak hemen herkesin gözünü diktiği yer İstanbul’du. Zorunlu sebepler dışında İstanbul’a gelmek isteyenlere mürur tezkeresi verilmezdi. Kaçak gelenler olursa da bunlar umumi mülkî amir olan kadılarca, muteber yerel yetkililer olan muhtar ve imamlarca tespit edilirdi. Yetkili makamlara haber verilerek şehirden çıkmaları sağlanırdı. Eğer haber vermeyip de kaçakları korumaya çalışanlar olursa da cezalandırılırlardı. Kanun ve nizama aykırı hareket eden görevlilerin en şiddetli şekilde cezalandırılmalarıyla ilgili çok sayıda emir sâdır olmuştur. Gerek Osmanlı Arşivinde gerekse Şeriye Sicilleri Arşivlerinde çok sayıda bu tür belgeler vardır. Bu da hem bu meselede hem de genelde Devlet-i Aliyye’nin icra makamlarını denetleyişinin ve takibinin örneğidir. Maksat yasak koymak ya da insanları engellemek değil, dünyanın en büyük şehirlerinden birinde asayişi, emniyeti ve huzuru sağlayıp sürdürmektir.

    İhmal ve İsyanların Tesiri

    Arşivden aldığımız bir belgede mürur nizamnamesine itinayla dikkat edilmesi, kimseye lüzumsuz yere İstanbul’a geliş izni verilmemesi hususundaki belge de bu konuya güzel bir örnektir.

    Taşradaki kolluk kuvvetlerinin ihmalinden veya isyanlar sebebiyle görevini yerine getiremeyişinden dolayı nizamname kurallarına uyulmadan zaman zaman İstanbul’a tezkireli ya da tezkiresiz bir takım kişiler gelirdi. Bunlar halkın düzenini bozup hayatı çekilmez hale getirirdi. Buna mukabil, yetkili makamların gerekçelerini uygun gördüğü kişiler için mürur tezkiresi düzenlenerek bunların İstanbul’a gelmelerinde sakınca görülmezdi.

    Şehir, Asayiş ve Huzur Demektir

    Gerek nüfus yoğunluğu, gerek ekonomik, gerekse ahlâkî çöküntü ve benzeri sebeplerden hayatın çekilmez hale geldiği günümüz İstanbul’unda da şehir hayatının gerekleri gözetilerek halkın asayiş ve emniyeti, huzuru da Osmanlı devrindeki gibi ön alıcı yöntemlerle sağlanmalıdır. Devirler ve çözümler farklı olsa da mesele aynıdır.

    “Gecesi sünbül kokan, Türkçesi bülbül kokan İstanbul” ile birlikte insanları “ahlâk” kokan Dersaâdetli günleri tekrar görebilmek dileğiyle…