İçeriğe geç

Röportaj Sokakları

    Şu hayatta maruz kaldığımız birçok şey var ama hiçbiri sokak röportajları gibi izleyenlere işkence çektirmiyor. Yahu arkadaş, bir yeri açıyorsun mikrofon, diğer yerde kamera, bu tarafta kavga, gürültü… Hayır, kaçamıyorsun da. Durakta otururken her an biri cebinden mikrofon çıkaracak gibi duruyor. Hâliyle “Keşke bir mikrofon uzatılsa da -kimseyi ilgilendirmeyen- düşüncelerimi ben de söylesem” diye pusuda bekleyen insanlar da çoğalıyor.

    Ülkede bir anda kitleler hâlinde beliren bu garabetin amacının ne olduğu az çok tahmin edilse de ben de onlara mikrofon uzatıp zılgıtlı bir “Neden?” sorusu sormak istiyorum: NEDEN ALAKANIZ BİLE OLMAYAN KONULARI KÖPÜRTEREK FİKİR ALMA YALANIYLA VİRAL OLMA PEŞİNDE KOŞUYORSUNUZ?

    Dili burnuna değdi, başı göğe erdi

    Her karşılaştığımda tirat atmamak için kendimi zor tuttuğum bu mikrofon sahiplerinden öteki dünyada şikâyetçi olmayı düşünüyorum. Saçma ötesi sorular bulmakta zorlanmayan ve “Biri bir şey yapar da gündem oluruz” diyerek insan avına çıkan bu kişiler, izleyenlerde yaşam enerjisi falan bırakmıyor.

    Geçenlerde sosyal medyada -elbette bilinçli bir kullanıcı olduğumu düşünerek- kültür-sanat sayfalarında gezerken önüme pat diye bir mikrofon düştü. Geçmek için ne kadar çaba sarf etsem de izleme gafletinde bulundum. Videonun kapağında yer alan mikrofon bir amcaya uzatıldı. Soru şu: “Dilinizi burnunuza değdirebilir misiniz?” Yani az da olsa merak ediyor insan. Ne diyecek, kızacak mı, deneyecek mi? Gariban amca daha önce böyle bir şeyi denemediği için kendinden utanarak şöyle diyor: “Hiç uğraşmadım.” Allah’ım… Ya amcacım zaten neden böyle bir şeyle uğraşacaksın? Bunun ne boş bir uğraş olduğunu anlatacak yaştasın. Ama sen utanma amca! Suç dilini burnuna değdiremeyen sende değil, gün boyunca dili burnunda gezen o röportajcıda!

    Abi sen ne diyorsun?

    Yine bu işkenceye maruz kalıp sinirlerimin hop oturup hop kalktığı bir video izledim. Bazı insanların soruları değil, tek bir kelime bile anlayamadığına acı içinde şahitlik ettim. Bu da beni üzdü tabi. Sabahtır elli kişiye aynı soruyu sorup istediği cevabı alamadığı her hâlinden belli olan adam şu soruyu sordu: “Yeniden dünyaya gelseniz, nerede doğmak istersiniz?” Adam bir süre düşünüp cevap verdi: “Ama ben Tokatlıyım.”

    • – İşte yeniden doğsanız diyelim, nerede doğmak isterdiniz?
    • – Valla ben Adana’da doğdum.
    • – Ee, neden Tokatlıyım dediniz?
    • – Adana’da doğmak isterdim ama Tokatlıyım.
    • – Zaten Adana’da doğmuşsunuz, oralı olmuyor musunuz?
    • – Hayır, ben İstanbul’da yaşıyorum.
    • – Beyefendi, nerede doğdunuz?
    • – Adana’da ama ikametim Tokat’ta.
    • – (!) Nerede oturuyorsunuz?
    • – Tokat’ta.
    • – E az önce İstanbul’da yaşıyorum dediniz!
    • – Şu an İstanbul’da yaşıyorum.
    • – Kapat kamerayı kapat!

    Tokatlı olanların böyle bir hakkının olmadığını zannettiğine mi yanarsın, nereli olduğunu, nerede yaşadığını bilmediğine mi yanarsın… Tamam, yeniden dünyaya gelmemiz olanaksız belki ama bir düşün be abi. Ya da boşver ölünce herkese merhum diyorlar.

    Sütten çıkmış ak mikrofon

    Bazılarının amacı fikir almak, nabız ölçmek. Tabi sayıları oldukça az. Bunu yaparken de sütten çıkmış ak mikrofon taşımıyorlar. Belli bir kargaşaya sebep olmak için kırk dereden su getiriyorlar. Kurgu olduğu bariz olan bu tür manipülasyonlara aldanan vatandaş ne yapsın, dalıyor konuya. O ona, bu şuna derken hakaretler, tokatlar, nihayetinde tekmeler havada uçuşuyor. Biz de bu anları iştahla kaydeden kameranın ürününü “Ağzının payını verdi”, “Böyle nakavt görülmedi”, “Konuş be teyzem!” gibi başlıklarla görüyoruz.

    • Mikrofon görünce yapılması gerekenler
    • Sokak röportajından ve röportaj sokaklarından uzak durun.
    • Yürürken uzağa bakın, röportajcılar varsa yolunuzu değiştirin.
    • Bir anda karşınızda belirmelerine karşı teyakkuzda olun. Sû uyur, bunlar uyumaz.
    • Direkt soru sorarlarsa duymazdan gelin, sakın cevap vermeyin.
    • Paçayı kurtaramazsanız deli taklidi yapın.