İçeriğe geç

Sana Tıptan Sorarlar

    Geçtiğimiz günlerde hayatını tıbb-ı nebeviye göre düzenlediğini iddia eden bir kadın, sosyal medyada büyük tepkilere neden oldu. Sosyal medya hesabından her türlü beden ve ruh rahatsızlığına doğal ürünlerle çözüm ürettiğini savunan kadının paylaşımları, sadece bir hayat tarzının başkalarına gösterilmesi olarak kalmıyor. Takipçilerinin kendisine son derece ciddi rahatsızlıkları bile sorduğu kadın hemen doğal ürünlerden bir reçete oluşturabilecek yeteneğe sahip!

    Tepkilerin nedeni ise şifacı kadının bilgi birikiminin yeterliliği yahut muayene edilmeden bir hastaya internet üzerinden reçete sunulması değil. Kadının 9-10 yaşlarındaki evladını tıbb-ı nebevi tedavisi adı altında 36 saate kadar bırakması! Üstelik bu açlık bir kezle sınırlı kalmıyor, bir hafta yahut 15 gün arayla sürekli tekrarlanıyor. Henüz gelişim çağında ve ciddi bir rahatsızlık geçmişi olan çocuğun böylesi deneysel bir tedavi sürecine sokulması pek çok insanı harekete geçirdi ve kadının hesabı yetkili mercilere şikayet edildi. Çünkü çocuk yaşıtlarına göre oldukça zayıf ve açlıklar esnasında sık sık kusma gibi sorunlar yaşıyor. Ancak annesi her olumsuzluğun beklenen ve tedavi aşamasında yaşanması gereken bir süreç olduğunu belirtiyor.

    Mesela çocuk uzun süreli açlıklar esnasında kustuğunda, “Bugün iki defa kusma seansı gerçekleşti” diyerek yaşanan sürece bilimsel bir söylem de kazandırmaya çalışıyor. Çocuk açlığa dayanamayıp yemek istediğinde, bunu mizacının bozulmuş olduğuna yoruyor. Böylece tedavinin dini boyutu olduğuna vurgu yapılıyor.

    Şikayet sürecinden sonra yaşananlar ise öncesinde yaşananlar kadar hayret vericiydi. Kendisine yönelik tepkileri dine yapılmış bir saldırı gibi yansıtmaya çalışan şifacı kadın, bu şekilde hem hastalıklarına medet uman insanların umutlarını hem de dini duygularını sömürdüğünün muhtemelen farkında değil. Ama farkında olsun ya da olmasın burada bir sömürü olduğu kesin. Efendimizden (aleyhi’s-salatu ve’s-selam) gelen her bilgi başımızın üzerinedir fakat bu bilgileri dini ve tıbbi uzmanlığı olmayan kişilerin yorumlayıp halka şifa diye sunması kabul edilemez.

    İcazeti olmayan kişilere fetva sorulmadığı gibi diploması olmayan kişilere de sağlık sorulmaz. Bu ölçüleri aşıp madde ve mana dünyası için şifacı kimliğini giymeye çalışan kişilerin hem dine hem sağlığa en büyük zararı verdiklerini unutmadan, “işi ehline sorma” düsturundan vazgeçmemeliyiz. Çünkü ataların da dediği gibi “Yarım hoca dinden, yarım doktor candan eder.”