Zaman ve mekanlar bütün kıymet ve kutsiyetini, hakikatte Allah’ın dilemesinden alırlar. Bu ilahi dileme ise varlıklar için bin bir maslahat ve hikmet içerir. Ayrıca o zaman dilimlerinde gerçekleşen mühim olaylar, içinde bulundukları zaman ve mekana değer katmışlardır.
Mübarek zaman dilimlerinin kudsiyeti de Allah Teala’nın dilemesinden geldiği için, Müslümanlara sonsuz feyz-ü bereketin nüzulü için birer vesile olmaktadırlar. Mübarek ay, gün ve geceler, İslam’ın şiarındandır; hususi kıymetleri ve kerametleri vardır. Üç aylar, Müslümanlarca, içerisinde mübarek bir geceyi bulunduran aylar silsilesini oluşturduğundan bu isimle adlandırılmışlardır. Bu geceler, hepimizin manevi hayatını, yaşamını tekrar gözden geçirip nefis muhasebesi yaptığı gecelerdir.
Üç aylar, her daim Rahman ve Rahim sıfatları ile tecelli eden Rabbimizin, manevi kirliliklerden arınmamız için bizlere sunduğu fırsatlardır. Sevgili Peygamberimiz (aleyhi’s-salatu ve’s-selam) Recep ve Şaban aylarını, Ramazan ayının rahmet ve bereketinden azami istifadeyi sağlamak için ruhen, kalben, aklen, fikren ve bedenen bir hazırlık dönemi olarak değerlendirmiştir. Bu ayların müminler için değeri çok büyüktür. Bu değer hiç şüphesiz, sevgili Peygamberimizin (aleyhi’s-salatu ve’s-selam) üç aylara verdiği önemden kaynaklanmaktadır. Sevgili Peygamberimiz (aleyhi’s-salatu ve’s-selam) bu aylarla ilgili olarak, “Allahım, Recep ve Şabanı’ı hakkımızda hayırlı ve mübarek kıl, bizi Ramazan’a ulaştır” diye dua etmiştir. (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1/259)
Üç ayların değerini ifade eden diğer bir önemli özellik ise beş mübarek geceden dördünün bu aylar içinde yer almasıdır. Regaip Gecesi, Recep ayının ilk cuma gecesine; Miraç Gecesi, Recep ayının yirmi yedinci gecesine; Berat Gecesi, Şaban ayının on beşinci gecesine; Kadir Gecesi ise Ramazan ayının yirmi yedinci gecesine denk gelir.
Dinimizde ibadetler kameri aylara göre düzenlenmiştir. Kameri ayların süresi, şemsi ayların süresine nazaran değişiklik arzeder. Kameri sene, şemsi seneden on gün daha kısadır. Ayrıca kameri ayların diğer bir özelliği şemsi aylarda olduğu gibi senenin aynı mevsimine değil, değişik mevsimlerine tesadüf etmesidir. Mesela kameri bir ay olan Ramazan ayı, senenin mevsimlerini dolaşır. Kameri takvime göre günün önce gecesi, sonra gündüzü gelir. Mesela cuma gecesi dendiği zaman perşembeyi cumaya bağlayan gece kastedilir. Yoksa cuma ile cumartesinin birbirine bağlandığı gece anlamına gelmez.
Hz. Peygamber, mübarek gün ve gecelerin değerlendirilmesini talep etmiştir (Tirmizi, Savm, 39). Bu bağlamda mübarek gün ve geceleri, bağışlanma ve hayatımıza çeki düzen vermek için fırsat anı olarak görmemiz gerekmektedir. Dolayısıyla müminler kandil gecelerinde hayatlarının gidişatını gözden geçirmeli, hata ve günahları için tövbe etmeli; dua ederek, Kur’an-ı Kerim okuyarak, kaza veya nafile namaz kılarak bu fırsatları değerlendirmelidirler.
Kandil gecelerinin gündüzlerinde de oruç tutmak müstehaptır. Zira Hz. Peygamber (aleyhi’s-salatu ve’s-selam) “Şabanın ortasında yani Berat Gecesi’nde ibadet ediniz, gündüz oruç tutunuz. Allah o gece güneşin batmasıyla dünya semasında tecelli eder ve fecir doğana kadar, ‘Yok mu benden af isteyen onu affedeyim, yok mu benden rızık isteyen ona rızık vereyim, yok mu bir musibete uğrayan ona afiyet vereyim, yok mu şöyle, yok mu böyle!’ der” buyurmuştur (İbn Mace, İkame, 191).
Üç Aylarda Nasıl Oruç Tutmalı?
İbn Abbas’ın (radiyallahu anh) rivayet ettiğine göre, Rasulullah (aleyhi’s-salatu ve’s-selam) Recep ayının tamamında oruç tutmayı yasaklamıştır. (Beyhaki, Şuabu’l-İman, nr. 3814) Recep ayında devamlı olarak bir ay boyu oruç tutmanın uygun görülmeyişinin sebebi, Recep ve Şaban aylarının Ramazan ayına benzemesinden kaçınılmasıdır. Çünkü hiç kesintisiz bir ay boyunca oruç tutmak sadece Ramazan ayına mahsustur. Diğer aylarda nasılsa, Recep ayında da ayın ortasında veya belli günlerinde yahut üçer gün ara vermek suretiyle oruç tutulması tavsiye edilmektedir. Ancak şimdilerde Recep ayının Ramazan’a benzemesi gibi bir durum olmadığından, Recep ayını tam olarak tutmak isteyenlere de “tutma” denilmez.
Ramazan ayında bozmuş olduğu bir oruçtan dolayı kefaret orucu tutmak isteyenler için Recep ve Şaban ayı iyi birer fırsattır. Bir kimse Recep ayının birinci gününden itibaren hiç ara vermeden Şaban ayı da dahil olmak üzere iki ay üst üste oruç tutarsa, tam bir kefaret borcunu ödemiş olur. Peşinden Ramazan ayının orucu da geleceğinden böylece üç ay boyu, bir gün dahi yemeden oruç tutmuş olur. Bu durumda oruç borcunu öderken aynı zamanda sevap hazinesini de doldurmuş sayılır.
Az da Olsa Sürekli Olan İbadet
Recep, Şaban ve Ramazan ayları duaların, isteklerin dalga dalga Allah’a ulaştığı, dökülen pişmanlık gözyaşlarının günahları silip yok ettiği kandiller geçidi gibidir. Kısaca üç aylar günahlardan arınma, sevaplarla bezenme mevsimidir. Ramazan’dan önce oruçla buluşanlar, ibadetlerini çoğaltanlar, tövbe ile Allah’a yönelenlerin nice manevi kazançlara eriştiği aylardır. Ancak şunu hiçbir zaman unutmamalıyız ki manevi hayat süreklilik ve kararlılık ister. Sevgili Peygamberimiz (aleyhi’s-salatu ve’s-selam), “Allah’ın en çok sevdiği (nafile) ibadet, az da olsa devamlı olanıdır” (Müslim, Fedail, 75) buyurarak müminleri bu hususlarda daha dikkatli olmaya ve titiz davranmaya davet etmektedir. Kandil gecelerinde güzel ibadet edip ondan sonra bırakmak, çok fazla ibadet edip de ondan sonra yorulup dermansız düşmek suretiyle ibadetten soğuyup kenara çekilmek doğru değildir. Nebi (aleyhi’s-salatu ve’s-selam) bir başka hadislerinde de “İşlerin en hayırlısı orta yollu (mutedil) olanıdır” (Beyhaki,, Şuabu’l-İman, nr. 6601) buyurarak bizlere ifrat ve tefritten sakınmamızı tavsiye etmektedir.
Hz. Aişe’nin (radiyallahu anha) bildirdiğine göre, kendisi bir kadınla birlikte otururlarken, yanlarına Peygamber (aleyhi’s-salatu ve’s-selam) geldi ve “Bu kadın kim?” diye sordu. Hz. Aişe (radiyallahu anha) validemiz “Bu filan hanımdır” dedikten sonra, onun çok namaz kıldığından bahsetti. Bunun üzerine Rasul-i Ekrem (aleyhi’s-salatu ve’s-selam), “Bütün bunları sayıp dökmeyi bırak, gücünüzün yettiği nispette ibadet etmeniz size yeter. Allah’a yemin ederim ki siz bıkıp usanmadıkça, Allah bıkıp usanmaz” buyurdu. Rasul–i Ekrem’in en çok sevdiği ibadet, az da olsa devamlı yapılan idi. (Buhari, İman 32)Zaman ve mekanlar bütün kıymet ve kutsiyetini, hakikatte Allah’ın dilemesinden alırlar. Bu ilahi dileme ise varlıklar için bin bir maslahat ve hikmet içerir. Ayrıca o zaman dilimlerinde gerçekleşen mühim olaylar, içinde bulundukları zaman ve mekana değer katmışlardır.
Mübarek zaman dilimlerinin kudsiyeti de Allah Teala’nın dilemesinden geldiği için, Müslümanlara sonsuz feyz-ü bereketin nüzulü için birer vesile olmaktadırlar. Mübarek ay, gün ve geceler, İslam’ın şiarındandır; hususi kıymetleri ve kerametleri vardır. Üç aylar, Müslümanlarca, içerisinde mübarek bir geceyi bulunduran aylar silsilesini oluşturduğundan bu isimle adlandırılmışlardır. Bu geceler, hepimizin manevi hayatını, yaşamını tekrar gözden geçirip nefis muhasebesi yaptığı gecelerdir.
Üç aylar, her daim Rahman ve Rahim sıfatları ile tecelli eden Rabbimizin, manevi kirliliklerden arınmamız için bizlere sunduğu fırsatlardır. Sevgili Peygamberimiz (aleyhi’s-salatu ve’s-selam) Recep ve Şaban aylarını, Ramazan ayının rahmet ve bereketinden azami istifadeyi sağlamak için ruhen, kalben, aklen, fikren ve bedenen bir hazırlık dönemi olarak değerlendirmiştir. Bu ayların müminler için değeri çok büyüktür. Bu değer hiç şüphesiz, sevgili Peygamberimizin (aleyhi’s-salatu ve’s-selam) üç aylara verdiği önemden kaynaklanmaktadır. Sevgili Peygamberimiz (aleyhi’s-salatu ve’s-selam) bu aylarla ilgili olarak, “Allahım, Recep ve Şabanı’ı hakkımızda hayırlı ve mübarek kıl, bizi Ramazan’a ulaştır” diye dua etmiştir. (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1/259)
Üç ayların değerini ifade eden diğer bir önemli özellik ise beş mübarek geceden dördünün bu aylar içinde yer almasıdır. Regaip Gecesi, Recep ayının ilk cuma gecesine; Miraç Gecesi, Recep ayının yirmi yedinci gecesine; Berat Gecesi, Şaban ayının on beşinci gecesine; Kadir Gecesi ise Ramazan ayının yirmi yedinci gecesine denk gelir.
Dinimizde ibadetler kameri aylara göre düzenlenmiştir. Kameri ayların süresi, şemsi ayların süresine nazaran değişiklik arzeder. Kameri sene, şemsi seneden on gün daha kısadır. Ayrıca kameri ayların diğer bir özelliği şemsi aylarda olduğu gibi senenin aynı mevsimine değil, değişik mevsimlerine tesadüf etmesidir. Mesela kameri bir ay olan Ramazan ayı, senenin mevsimlerini dolaşır. Kameri takvime göre günün önce gecesi, sonra gündüzü gelir. Mesela cuma gecesi dendiği zaman perşembeyi cumaya bağlayan gece kastedilir. Yoksa cuma ile cumartesinin birbirine bağlandığı gece anlamına gelmez.
Hz. Peygamber, mübarek gün ve gecelerin değerlendirilmesini talep etmiştir (Tirmizi, Savm, 39). Bu bağlamda mübarek gün ve geceleri, bağışlanma ve hayatımıza çeki düzen vermek için fırsat anı olarak görmemiz gerekmektedir. Dolayısıyla müminler kandil gecelerinde hayatlarının gidişatını gözden geçirmeli, hata ve günahları için tövbe etmeli; dua ederek, Kur’an-ı Kerim okuyarak, kaza veya nafile namaz kılarak bu fırsatları değerlendirmelidirler.
Kandil gecelerinin gündüzlerinde de oruç tutmak müstehaptır. Zira Hz. Peygamber (aleyhi’s-salatu ve’s-selam) “Şabanın ortasında yani Berat Gecesi’nde ibadet ediniz, gündüz oruç tutunuz. Allah o gece güneşin batmasıyla dünya semasında tecelli eder ve fecir doğana kadar, ‘Yok mu benden af isteyen onu affedeyim, yok mu benden rızık isteyen ona rızık vereyim, yok mu bir musibete uğrayan ona afiyet vereyim, yok mu şöyle, yok mu böyle!’ der” buyurmuştur (İbn Mace, İkame, 191).
Üç Aylarda Nasıl Oruç Tutmalı?
İbn Abbas’ın (radiyallahu anh) rivayet ettiğine göre, Rasulullah (aleyhi’s-salatu ve’s-selam) Recep ayının tamamında oruç tutmayı yasaklamıştır. (Beyhaki, Şuabu’l-İman, nr. 3814) Recep ayında devamlı olarak bir ay boyu oruç tutmanın uygun görülmeyişinin sebebi, Recep ve Şaban aylarının Ramazan ayına benzemesinden kaçınılmasıdır. Çünkü hiç kesintisiz bir ay boyunca oruç tutmak sadece Ramazan ayına mahsustur. Diğer aylarda nasılsa, Recep ayında da ayın ortasında veya belli günlerinde yahut üçer gün ara vermek suretiyle oruç tutulması tavsiye edilmektedir. Ancak şimdilerde Recep ayının Ramazan’a benzemesi gibi bir durum olmadığından, Recep ayını tam olarak tutmak isteyenlere de “tutma” denilmez.
Ramazan ayında bozmuş olduğu bir oruçtan dolayı kefaret orucu tutmak isteyenler için Recep ve Şaban ayı iyi birer fırsattır. Bir kimse Recep ayının birinci gününden itibaren hiç ara vermeden Şaban ayı da dahil olmak üzere iki ay üst üste oruç tutarsa, tam bir kefaret borcunu ödemiş olur. Peşinden Ramazan ayının orucu da geleceğinden böylece üç ay boyu, bir gün dahi yemeden oruç tutmuş olur. Bu durumda oruç borcunu öderken aynı zamanda sevap hazinesini de doldurmuş sayılır.
Az da Olsa Sürekli Olan İbadet
Recep, Şaban ve Ramazan ayları duaların, isteklerin dalga dalga Allah’a ulaştığı, dökülen pişmanlık gözyaşlarının günahları silip yok ettiği kandiller geçidi gibidir. Kısaca üç aylar günahlardan arınma, sevaplarla bezenme mevsimidir. Ramazan’dan önce oruçla buluşanlar, ibadetlerini çoğaltanlar, tövbe ile Allah’a yönelenlerin nice manevi kazançlara eriştiği aylardır. Ancak şunu hiçbir zaman unutmamalıyız ki manevi hayat süreklilik ve kararlılık ister. Sevgili Peygamberimiz (aleyhi’s-salatu ve’s-selam), “Allah’ın en çok sevdiği (nafile) ibadet, az da olsa devamlı olanıdır” (Müslim, Fedail, 75) buyurarak müminleri bu hususlarda daha dikkatli olmaya ve titiz davranmaya davet etmektedir. Kandil gecelerinde güzel ibadet edip ondan sonra bırakmak, çok fazla ibadet edip de ondan sonra yorulup dermansız düşmek suretiyle ibadetten soğuyup kenara çekilmek doğru değildir. Nebi (aleyhi’s-salatu ve’s-selam) bir başka hadislerinde de “İşlerin en hayırlısı orta yollu (mutedil) olanıdır” (Beyhaki,, Şuabu’l-İman, nr. 6601) buyurarak bizlere ifrat ve tefritten sakınmamızı tavsiye etmektedir.
Hz. Aişe’nin (radiyallahu anha) bildirdiğine göre, kendisi bir kadınla birlikte otururlarken, yanlarına Peygamber (aleyhi’s-salatu ve’s-selam) geldi ve “Bu kadın kim?” diye sordu. Hz. Aişe (radiyallahu anha) validemiz “Bu filan hanımdır” dedikten sonra, onun çok namaz kıldığından bahsetti. Bunun üzerine Rasul-i Ekrem (aleyhi’s-salatu ve’s-selam), “Bütün bunları sayıp dökmeyi bırak, gücünüzün yettiği nispette ibadet etmeniz size yeter. Allah’a yemin ederim ki siz bıkıp usanmadıkça, Allah bıkıp usanmaz” buyurdu. Rasul–i Ekrem’in en çok sevdiği ibadet, az da olsa devamlı yapılan idi. (Buhari, İman 32)