İçeriğe geç
Ana sayfa » Blog » Van Gogh: “Ben Ne Alaka?”

Van Gogh: “Ben Ne Alaka?”

    Vincent Van Gogh’un Londra’daki National Gallery’de yer alan ve yaklaşık 72,5 milyon sterlin değerindeki Ayçiçekleri Tablosu, geçtiğimiz ay konserve kutularından fırlatılan domates çorbasına bulandı. Kameralar olay yerinde açık ve hazır konumdaydı, eylemi gerçekleştiren iki kişi şovunu bitirene kadar kendilerine kimse engel olmadı. Hazırladıkları konuşmayı sonuna kadar yaptılar, sonra önlerinde göstermelik bir güvenlik beliriverdi, haklarında kısa bir gözaltı kararı haberi çıktı. Tişörtlerinde “Just Stop Oil / Sadece Petrolü Durdurun” yazsa da dünya barışından muson yağmurlarına, hemen her konuya değindi eylemciler konuşmalarında. Ve elbette karbon salınımına. Tam da “karbon ayak izi” tanımı gündemimizi meşgul ederken. Özetle, yine bir “Dünyamız yok olmak üzere!” uyarısı.

    Küreselciler, “İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi” olan Paris Anlaşması için “Maddelerini güncelleyelim, gelişmekte olan ülkeler daha da sanayileşemesinler” diye düşünmüş olacak ki dünya çapında “çevreci aktivistlerin” eylemleri sosyal medyada yine sıkça görünür, ses getirir oldu. Balon gündem oluşturmak, küresel güçlerin medya ayağıyla gerçekleştirdiği, hedefe ulaştıran en kısa ve kolay yöntem sonuçta. Türkiye’nin ve gelişmekte olan bazı ülkelerin dünya sera gazı salınımındaki payı yüzde 1 bile değilken, 22 Nisan 2016 tarihinde New York’ta düzenlenen Yüksek Düzeyli İmza Töreni’nde anlaşmaya dahil edilmesi, ardından Ağustos 2018’de hayatımıza İsveçli Greta Thunberg adlı bir kızın girmesi, biz “Nereden çıktı bu kız şimdi, derdi nedir?” diye henüz mevzuyu anlamaya çalışırken bir de 16 yaşındaki bu aktivistin “Türkiye anlaşmaya uymayan ülkeler arasında” diyerek sanayi atığı; Çin’in, Amerika’nın 10’da 1’i bile olmayan ülkemizi küresel ısınmaya odun taşıyan 7 ülke arasında göstererek dünyaya şikayet etmesi neye hizmet ediyorsa, bu eylemler de aynı gayeye hizmet ediyor: Sömürü düzeninin devamına.

    Karbon salınımı enerji demek, enerji de üretim demek. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler, “küresel iklim değişikliği” başlığı altında ciddi bir baskıya maruz kalırken, yıllarca yakıp yıkmış, dünyadaki karbon salınımının neredeyse tamamını oluşturan ve üretimini katlandıran zengin ülkeler, duyarlı(!) aktivistler yetiştirmeye devam ediyor. Dünyadan “How dare you! /Nasıl cüret edersiniz?” diye hesap soran İsveçli Greta, o meşhur tiradını yaptığı yere de özel yatıyla geliyor.

    Açlıkla mücadele eden, daha iyi hayat şartlarına kavuşmak için çabalayan insanlarınsa daha farklı dertleri var. Tabloya fırlatılan o konservedeki çorbayı üretebilmek, sofrada bir lokma ekmeğe daha ulaşabilmek gibi. Buradan bakınca asıl derdimizi iyi belirlememiz, çözümü acil olan sorunu iyi tespit etmemiz gerekiyor. Önce karbon ayak izlerimiz mi azaltılmalı yoksa dünyanın çivisini yerinden çıkaran sömürü düzenine karşı harekete mi geçilmeli?